içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘Araştırmalar’ Category

Safer ayı Bela ayı Mıdır?

image

Safer ayı gerçekten uğursuz mudur hakkında.

Esselamü Aleyküm ve Rahmetullah
Safer ayı geniş malumatlı çeşitli konularda incelenmiştir.Okuyucu tarafından ulaşılan sonuç bir takım hocalarımızın dediği gibi gerçekten safer ayı belaların ve musibetlerin indiği uğursuz bir ay mıdır yoksa bu görüş bir hurafe midir ?
Konuyu araştırırken ilk yapmamız gereken hicri ayların ikincisi olan safer ayından ziyade islamda uğursuzluk var mıdırın cevabını bulmaktır.

İslamda uğursuzluk var mıdır?
İslamda uğursuzluk vardır diyen tefsir alimleri hadis alimleri şuna inanır hiçbir zaman,mekan ve madde uğursuz değildir uğursuz kılan Allahü Tealadır.Uğursuzluk kişiye has bir takdirdir herkese uğursuz gelecek diye bir kural yoktur.
Örneğin; Rasulüllah (sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

“Uğursuzlanmak bir nevi şirktir.”
(Ahmet ibni Hanbel, El-Müsned:1/440, Ebu Davud, Tıbb, No:3910, 4/230, Tirmizi, No: 1663 3/84-85, İbni Mace, No 3538, 2/1170)

Burada şirk olan uğursuzlanma, Allah-u Teala’dan başka herhangi bir şahsın yahut zaman ve mekanın kendiliğinden bir şer yaratabileceği inancıdır. Ama bazı şeyler sebebi ile Allah-u Teala’nın uğur ve uğursuzluk yarattığına inanmak ise, halis tevhiddir.
Hayrı da, şerri de, uğuru da, uğursuzluğu da yaratan Allah-u Teala’dır. Dolayısıyla kiminin içinde bullunduğu şeylerden bereketlenip, kimininse uğursuzlanması, ancak Allah-u Teala’nın kaza ve kaderi iledir. (daha&helliip;)

Reklamlar

Bitkilerle Gelen Sağlık ve Güzellik Sırları

Görsel

Baş ağrısına bitkisel son
Başınız ağrıdığında hemen ağrı kesici ya da aspirin içmenize gerek yok. Bir bardak zencefil, papatya ve ıhlamur çayı kasları ve sinirleri gevşettir. Ağrıya sebep olan kimyasal maddelerin az salgılanmasını sağlar. Çayın tarifi şöyle: 1 tatlı kaşığı kıyılmış zencefil kökü, 1 tatlı kaşığı kuru papatya, 1 tatlı kaşığı ıhlamur karışımından yapacağınız çayı isterseniz bir kaşık balla tatlandırarak sıcak içebilirsiniz.
Rahatlayın…
Baş ağrısını hafifletmek için dayanabileceğiniz kadar sıcak suyu bir leğene koyun ve ayaklarınızı 15 dakika içinde tutun. Bu sırada buzlu suda bekletilmiş bir havlu ya da bezi başınızın ağrıyan kısmına koyun. Bu, ayak damarlarınızın sıcaktan genişlemesini ve kanın ayaklarınıza gitmesini sağlarken, soğuk bez de beyin damarlarınızın büzüşmesine ve daha az kanın gitmesine sebep loru. Ve ağrınızı hafifletir, sizi rahatlatır.

Bitkiler depresyona karşı!
Çok streslisiniz, hatta depresyonda da olabilirsiniz. Bir bardak bitki çayı sizi rahatlatacaktır. Papatya ve kedi nanesi çayı yapabilirsiniz. Bir tatlı kaşığı kuru papatya ile bir tatlı kaşığı kuru kedi nanesini bir bardak suda demlendirdikten sonra süzüp içebilirsiniz.
Lavanta kokladım biraz gevşedim
Rahatlamak için lavanta koklayın. Lavanta yağını bir mendile damlatın. Ara ara koklayın. (daha&helliip;)

Fetih 1453 ve Düşündürdükleri

FETİH 1453 VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

On yedi milyon bütçeli gişe rekorları kırmaya aday dev bir film, gösterime girdi. “Fetih 1453”. Okuyucularımdan gelen yoğun sualler üzerine film hakkında bir yorum ve değerlendirme yapmayı konunun ilgilisi olarak kendime vazife gördüm.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tenkit ve tahlil, her ne olursa olsun ortaya konulan bir eser hakkında kazançtır. Artı ve eksi yönlerini göstermesi bakımından, gelecekte ortaya çıkacak eserlere bir anlamda projektör vazifesi görecektir. Oysa son yıllarda tenkide tahammül edemez bir yapımız ortaya çıkmaktadır ki asıl bu durum düşündürücüdür. Hemen,“öyleyse izlemeseydin”, “beğenmiyorsan sen daha iyisini yap” ucuzculuğu başlamaktadır. Kişinin eksiğini görmesi veya gösterilmesi onun sonraki eserleri için daha iyiye ve güzele ulaşmasında en önemli itici güç olacaktır. Şayet yapılan tenkitler yanlış ve hatalı ise ona da eser sahipleri gereken cevabı vereceklerdir.

Film için benim şahsen ilk ve en önemli yorumum şu olacaktır. Son zamanlarda tarihimize art niyetli, yanlı, peşin fikirli bakışlardan ve hükümlerden öte bir film ortaya çıkarılmıştır. Bu çok önemlidir. Zira bu güne kadar tarihimize bu kadar objektif bir bakışı görmek maalesef mümkün olmuyordu. Bu konuda benim, “Şah ve Sultan” romanı ile “Muhteşem Yüzyıl” dizisi hakkında değerlendirmelerimi okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.

“Fetih 1453” filminde konu bütünlüğünün yanı sıra, Osmanlıların ve Bizans tarafının savaş hazırlıkları, kuşatma boyunca maddi manevi çabalamaları, gayretleri elden geldiğince verilmeye çalışılmıştır. Kostümler, mekânlar, efektler, savaş sahneleri gerçekten etkileyici olup bu güne kadar bize ait olanların en iyisidir diyebileceğim. Ancak bu ifadelerim filmde eksikler yok manasına gelmemektedir. Kostümlerde ciddi eksiklikler ve yanlışlar varsa da benim konum olmadığı için girmeyeceğim. Ancak tarihi hadiselerdeki eksiklikleri iki bölümde özetleyeceğim. Belirttiğim gibi bu film aynı bütçe ve çalışmayla ve aynı zihniyetle iki kat daha güzelleştirilebilirdi. Sadece olaylar ve hadiseler yerli yerince oturtulabilmiş olsaydı. Bu konuda o kadar acemilikler ve hatalar olmuş ki insan hayıflanmadan ve üzülmeden edemiyor.

Filmde tarihi hatalar ve yanlışlar (daha&helliip;)

Madagaskar’da Ölüm

Madagaskar’da Ölüm

Kayıp Kıta adı verilen Madagaskar topraklarındayız. Milyonlarca yıl önce Afrika’dan kopup ayrılmış dünyanın dördüncü büyük adasını oluşturan, aynı zamanda dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan; doğası, insanları, coğrafyası, yaşayış biçimleri ve inanışlarıyla, dünyadan soyutlanmış bu ülkedeki en renkli olaylardan biri de ölüm.

Nüfusu 20 milyon civarındaki bu ada ülkede, kökleri Borneo, Endonezya ve Komor Adaları’ndan, Hindistan, Pakistan, Çin ve Afrika’nın doğu kıyılarından gelip birbirleriyle karışarak ortaya çıkmış bir ulusu oluşturan kuzeyden güneye 18 değişik etnik grup yaşıyor. Nüfusun % 42’si Katolik ve Protestan Hıristiyanlardan, % 8‘i Müslümanlardan, geri kalan kesimi de atalardan gelen geleneksel inanışın ağırlıkta olduğu animistlerden oluşuyor. Büyük çoğunluğunu oluşturan geleneksel inancı benimsemiş kabilelerin en önemli ortak özelliklerinden biri ölüm ritüelleri. Bizlere çok değişik, yabancı ve korkunç gelen bu ritüelde ölüm olayı ile yaşamını yitiren kişinin ölü kimliği adeta taçlandırılmış. Bu ritüelin yakın benzerleri Borneo, Bali gibi adalarda ve Batı Afrika’nın ünlü kabilelerinden Bantular’da görülüyor. (daha&helliip;)

Şeytan Ye Diyor!

Şeytan Ye Diyor

Yalanın meşru sayıldığı, yalancılığın meslek edinildiği bir dönemden geçiyoruz.

Adamın birine, görülmekte olan bir davası için yalancı şahit gerekmiş. Kimileri aradığı yalancı şahidi, yalancılar kahvesinde bulabileceğini söyleyince, doğruca yalancılar kahvesinin yolunu tutmuş. Yalancılar kahvelerinde her konu için uzmanlaşmış yalancılar olduğundan, bu adam, alacak verecek meselelerinde profesyonel yalancıların olduğu kahveye girmiş. Girer girmez biri adama ‘Abi şer… sana daha borcunu ödemedi mi?’ diye çıkışmış. Adam, ‘Hayır borçlu olan benim’ deyince, bu kez ‘Abi şer…e kaç defa ödeyeceksin?’ demiş.

Yalan ve hile sorunu günümüzde birçok sektör için geçerli olmakla birlikte konumuzun gıda olması hasebiyle, gıda sektöründeki yalanlar, acaba kimler tarafından niçin geliştirilmiştir ve bu alanlar nelerdir?

Satın alınan ürünlerin etiketlerinde, çarşı pazarda ve bazı uzmanların dilinde aşağıdaki ifadeleri sıkça okur veya duyarız. Peki, bunlar ne anlama gelir? (daha&helliip;)

Jelatin Gerçeği ve Helal Gıda

“Ömer: Çocuklara şu şekerlemelerden alalım mı?
Ali: Bunlardan almasak iyi olur Ömer.
Ömer: Ama çok seviyorlar.
Ali: Ömer, muhtevasında jelâtin yazıyor; ama menşeini belirtmiyor. Kuvvetle muhtemel ki domuz jelâtini.
Ömer: Neee, gene mi domuz! Aklım almıyor. Şüpheli olana yaklaşmamak gerek, almayalım.
Ali: Kesinlikle.”

Ne yazık ki günümüzde yukarıdaki konuşmaları yapan kişiler kadar şuurlu tüketicilere rastlamak bir hayli zor. Bu sebeple çok ehemmiyetli bir hakikat ihmal ediliyor. Hayat nizamlarını helâl merkezli kurmakla yükümlü olan Müslümanların gıda tüketimi hususundaki ihmalleri, onların fizikî yapılarına ve mâneviyatlarına menfî tesir etmektedir. Haram veya şüpheli olan gıdaların tüketimi konusu, Kur’ân-ı Kerîm’de1 ve Hadis-i Şerîflerde çok zikredilir. Her Müslüman, gıdaların helâl veya haramlığı hususunda gereken hassasiyeti göstermeli ve ‘jelâtin’ benzeri gıda katkı maddelerinin menşeini soruşturmadan, onları asla tüketmemelidir. (daha&helliip;)

Yanlış Anlatılan “HAREM”

Osmanlı’ya dâir yanlış anlaşılan ve buna bağlı olarak yer yer o şekilde yansıtılan hususların başında harem hayatı gelmektedir. Kadını harem dedikodularının malzemesi olarak ele alan eserleri okuyan ve esasen bir fazilet ve ahlâk mektebi olan Osmanlı haremini, gerçek hüviyetiyle öğrenmeyen nesillerin, tarihimiz hakkında yanlış hükümlere sahip olması üzüntü vericidir.

Geçmişte evlerde, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak şekilde plânlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri bölümlere “harem” adı verilmiştir. Zaten harem kelimesi Arapçada “korunan ve mukaddes olan şey veya yer” mânâsına gelmektedir. Türk-İslâm kültüründe gerek evlerde gerekse saraylarda erkeklerin yaşadığı veya idarî işlerini yürüttüğü bölümlerle (selâmlık), ailenin yaşadığı bölüm (harem) birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım, Osmanlı sarayı için de geçerlidir. (daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: