içimdeki SEN gibi…

Archive for Ocak, 2007

Aşure Nasıl Yapılır?

aure.jpeg

MALZEMELER;
1/2 kg buğday
1 çay fincanı pirinç
200 gr kuru ceviz
200 gr kuru fasulye
100 gr pilav fıstığı
200 gr nohut
1 kg toz şeker
4 adet limon
200 gr fındık
50 gr kuş üzümü

HAZIRLANIŞI
Pirinç ve buğdayı ayıklanıp yıkayın. Tencereye koyup, üzerini üç-dört parmak aşacak kadar su ilave edin, tencerenin kapağını kapatmadan, ateşe koyun. Kanştırarak beş dakika pişirip, ateşten alın. Üzerine de sıkıca bir bez örtüp sıcak bir yerde, bir gece bekletin. Nohut ve fasulyeleri de yumuşayıncaya dek haşlayın. Bekleyip kabarmış olan pirinç ve buğdayları biraz sıcak su ilavesiyle ateşe koyup kapaksız olarak kaynatın. Dibinin tutmamasına özen gösterin, sürekli tahta bir kaşıkla karıştırın. Bir süre sonra altını biraz kısıp, kabuklan soyulmuş nohut ve fasulyeleri katın. Ağır ateşte pişmeye devam ederken, karıştıra karıştıra bir kg şekeri de ilave edin. Ateşten almaya yakın limonları da rendelenip aşureye katın ve bir iki taşım daha kaynatın. Son olarak, arzunuza göre ateşten almadan bir fincan gül suyunu ilave edebilirsiniz. Soğumadan kaselere koyup kaldırın. Fındık ve cevizi kavrup çekin, biraz pilav fıstığını kavurun, kuş üzümünü de ayıklanıp hafifçe çevrin. Bunları ayrı ayrı kaplarla, servis yaparken aşurenin üzerine serpmek için sunabilirsiniz. Ayrıca aşurenin içine kuru bakla, incir, kayısı, kestane gibi malzemeler de koyabilirsiniz.

Reklamlar

Aşure Günü…

Muharrem Ayı ve Aşure Günü … (Bugün 10 Muharrem 1428)

Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem
ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer
günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin
ikinci âyeti olan \”On geceye yemin olsun\” ifâdelerinin tefsirinden
öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem\’in Âşurasine kadar geçen gece
olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini
bildirmektedir.
Bugüne \”Âşura\” denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği
içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin
hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği
içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa\’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi
yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
(daha&helliip;)

Miyom Nedir ?

Miyom nedir? Kansere Dönüşür mü?

Kanserleşme olasılığı oldukça düşük olması nedeniyle “iyi huylu” olarak kabul edilmesine rağmen miyomlar, kadınların korkulu rüyası. Jinemed Sağlık Merkezleri Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, Miyomu Mynet okurları için yazdı.

Miyomlar özellikle hamilelik yaşayan anne adaylarında daha sık görülür. Hamilelik döneminde yapılan ültrason muayenelerinde her 100 kadından dördünce miyoma rastlanır. Peki, “iyi huylu” olarak bilinen miyomlar karşısında ne yapmak gerekir?

Miyom, bir hastalık mıdır?

Miyomlar, rahimden kaynaklanan ve kanser olmayan iyi huylu tümörlerdir. Rahim bir kas kütlesidir ve bu kas dokusundan çıkan tümörlere miyom adını vermekteyiz. Rahimde bu kas kütlesi tabiat tarafından doğum esnasında kasılıp, çocuğu rahimden dışarı atmak için gereklidir.

Kimlerde miyom vardır? (daha&helliip;)

Çocuğunuzun Zeki Olması İçin..

Çocuğunuzun Zeki Olması İçin

Beynin gelişimi gebeliğin ilk ayında başlıyor ve bebek 3-4 yaşına gelene kadar büyük bir hızla devam ediyor. Çocukların zeka gelişiminde, onlarla vakit geçirmenin ve oyun oynamanın önemine dikkat çeken uzmanlar, onları televizyonun zararlı etkilerinden uzak tutmak gerektiğini hatırlatıyor.

Acıbadem Hastanesi Kozyatağı, Pediatrik Nöroşirurji Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Memet Özek, çocukluk ve bebeklik dönemindeki beyin gelişimiyle ilgili soruları yanıtladı: Beyin gelişimi ne zaman başlıyor, bir çocuğun zeki olup olmayacağı anne karnındayken mi belirleniyor? Gebeliğin birinci ayının sonundan itibaren, beyin dokusu taslak olarak oluşmaya başlar.

Buna kafatasımızın içindeki beynin aynısı diyemeyiz; ancak minik bir taslağıdır. Birinci ayın sonunda başlayan bu taslak, gebeliğin beşinci ayının sonunda şekil olarak erişkin beynine benzer hale gelir. Tek fark, erişkin beyninin üzerinde bulunan kıvrımların, beyin girintilerinin burada yer almamasıdır; beşinci ayın sonunda beynin yüzeyi dümdüzdür. (daha&helliip;)

Cennetim Olur Musun ? {Fatih Okumuş}

Elini tutsam, dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin? bekle desem, dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun? karanlık bastırdığında deniz fenerim, hava açınca yıldızlarım olur musun; bulutlar göğü kapladığında pusulam?

mihengim, turnusol kağıdım olur musun? yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

kapılar kapandığında kapım, yollar aşındığı vakit yolum, saklanmak istesem duvarım olur musun? özgürlüğüm ve mapusanem? (daha&helliip;)

Aah Mine’l-Mevt {İskender Pala}

Ondört asır evvel yine bir böyle geceydi. Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi.
Bahardı… Dışarda, kumların üstünde, kahrı da, zehri de zevk adına yutan insanlardı…
Çıldırmış azgınlıkların pençesinde beşer bir canavardı. Ve zamanın paslı aynasında eskiyen yürekler kayalar kadardı…
Bahardı… İçerde, Âmine’nin kucağında, nur ile yıkanmış bir Gül kokusu vardı…
Kaç bin senedir beklenen yâr, meğer o yârdı.
Arasına sınır taşları dikilmiş zamanın saadet damıttığı çağlar, işte o çağlardı.
Gece seherlere uzardı ve dudaklarında Âmine’nin “Gülüm!” diyen bir gülümseme tekrarlandı.
Sevgili o gece bir “Gül” oldu, ve beşeriyet gülü bir cins ad olmaktan o gün çıkardı.
Gel ey vahdetin Gül’ü, hasretin Gül’ü… Kokunla gel ve renginle gel!..
İlhamın ve âhenginle gel!.. Aşkınla olmazsa sevginle gel!..
Gel ki serazad kuşlarca süzülsün yürekler çiçeklere; ve çiçekler yenik düşsün aşkını eleyen kelebeklere…
(daha&helliip;)

Suya Sözler {İsmet Özel}

Sen olmak isterdim. İyileştiren olmak, pak eden olmak, söndüren olmak, can’ı besleyen olmak, can olmak, tarafsız olmak renksiz/tatsız olmak gibi, herşeye kucak açmak her rengi taşır gibi… Şifamsın…

Seni seviyorum… Sen olmak, seninle olmak isterdim ey su… Susuzluğum hasretindir…

Hayatın bu kürek mahkumu yorgunluğunu taşıyamadığım zamanlar bir anda uçmak senin gibi, ne güzel olurdu. Ruh hafifliğinde tavaf etmek, tavaf etmek, tavaf etmek… Şehirlerden yükselen yılgın nefesleri katıp önüne serin sabahlar bırakmak.

Çocuk gülücüklerine kar olup yağmak, bir çiğ tanesi güzelliğine bürünmek, hayat ne kadar değişse de, haller ne kadar değişşe de özünde aynı kalmak…

Kinli hançerlerden damlayan kanları bile alıp bağrına usul usul, bilge bilge yürümen, çok bilmenin büründüğü sırlı sessizliğe bürünmen. Endamınla ağır ağır süzülmen ey su.

Boşuna değil eskilerin “derdini suya söylersen o götürür Allaha” demeleri. Senden başkası var mı ki ademlerin derdlerine dayanabilsin. Dinlesin dertleri de taş çatlamasın, ağaç kurumasın, insan sararmasın.

Sense sabırla dinleyip, katarsın bilgeliğine herşeyi. Belki konuşursun da, derde dertlenirsin, “su” dersin, su dilini, şu dilini ögrenmeyi istemez mi insan.”Sızıyı gideren su / suyun sızladığını kimseler bilmez…*”. Ey su, can/su.

Gözlerimi aldı su
Düşlerime daldı su
Beni aşka saldı su
Yakan tadın kaldı su.

Elinden tutsam suyun
Canından tutsam suyun
Sıcağını duysam suyun
Cana vuslat olsun su.

Ne cenkler efsanedir sesinde, nice firakler yansıdı yüzüne, nice vuslatlara şahitsin. Bak şurda Aliş ile Züleyha destanı bir keder gibi acıtıyor çağlayışını.. Fakir ümitler, çocuk ağlamaları, şahların dünya düşleri, aşıkların sırları maviye boyadı seni ağırlığında… Onun için bu hüzünlü yürüyüşün, onun için aynı düşler aynı sırlar her yudumunda insanların.

Şimdi ılgaz dağlarının ıssız göllerinde yüzüne hilal düşmüştür, için için kıpırdamaktasındır… Rüzgar yüzünde üfül üfül çocuk öpücükleri… Zerreler bedenımde kıpır kıpır dalgalanır hilalle. Yıldızlar göz kırpar…

Görkemli yalnızlıklar büyütür kendini uzak diyarlarda… Sesindeki musiki tanınmaz, kimse bilmez gizli kalmışı. Ne aradığını bilmeyenlerin sessiz ruhlarında bir canhıraş çığlıktır hep: “su… su… su…”

Bense en şehirli halimi takınıp seni seyrederim… Adımlarımı kendi haline bırakırım sokaklara. Bir sen kalırsın bende, bir de susuzluğum…

Cana hasret kaldı can / Suya hasret kaldı su
Cana hasret kaldı su / Suya hasret kaldı can.

İsmet Özel

%d blogcu bunu beğendi: