içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘Kadın’ Category

Yanlış Anlatılan “HAREM”

Osmanlı’ya dâir yanlış anlaşılan ve buna bağlı olarak yer yer o şekilde yansıtılan hususların başında harem hayatı gelmektedir. Kadını harem dedikodularının malzemesi olarak ele alan eserleri okuyan ve esasen bir fazilet ve ahlâk mektebi olan Osmanlı haremini, gerçek hüviyetiyle öğrenmeyen nesillerin, tarihimiz hakkında yanlış hükümlere sahip olması üzüntü vericidir.

Geçmişte evlerde, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak şekilde plânlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri bölümlere “harem” adı verilmiştir. Zaten harem kelimesi Arapçada “korunan ve mukaddes olan şey veya yer” mânâsına gelmektedir. Türk-İslâm kültüründe gerek evlerde gerekse saraylarda erkeklerin yaşadığı veya idarî işlerini yürüttüğü bölümlerle (selâmlık), ailenin yaşadığı bölüm (harem) birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım, Osmanlı sarayı için de geçerlidir. (daha&helliip;)

Anne Sevgisi ve Etkileri Üzerine..

Anne sevgisi görmeyen çocuklar…

Anneleriyle aralarında yakın bir ilişki bulunmayan çocukların, ilerleyen yaşlarda obeziteye yakalanma riskinin arttığı belirlendi.

(daha&helliip;)

Bir Polonya Klasiği : Uçan Üniversite

BİR POLONYA KLASİĞİ UÇAN ÜNİVERSİTE

MARYA Sklodovska, 1867 yılının Kasım ayında, Polonyalı bir ailenin beşinci çocuğu olarak Varşova’da hayata gözünü açtı. Marya’nın hem annesi, hem babası eğitimciydi. Fakat beş çocuğa birden bakmak zorunda kalınca, annesi o güne kadar devam ettirdiği okul yöneticiliğinden ayrıldı. Babası ise matematik ve fizik öğretmeni olarak iyi bir gelire sahipti. Fakat onun da işini kaybetmesi uzun sürmedi. Bir Polonyalı olarak Polonya’nın değerlerine bağlı olduğu ve fikirlerini uygunsuz zeminlerde dile getirdiği için görevine son verildi. Zira o sıralarda Varşova, Çarlık Rusya’sının işgali altında bulunuyordu. Çok geçmeden, ailenin başındaki maddî sıkıntılara yenileri eklendi. Marya (veya aile arasındaki söylenişiyle ‘Manya’) beş yaşında iken ablalarından birini, sekiz yaşında iken de annesini kaybetti. Ancak bütün bu sıkıntılar aile bireylerinin birbirlerine daha sıcak duygularla yaklaşıp kenetlenmesine vesile oldu. Üstelik bu yakın ve sıcak duygular arasında, bilim ve sanatın da özel bir yeri vardı. Babaları, Manya ile kardeşlerini sadece ilgi ve şefkatiyle değil, aynı zamanda entellektüel yönden de besliyordu. Manya bir yandan edebiyatla, bir yandan laboratuvar âletleriyle bu şekilde tanıştı. Cumartesi akşamları babası ona ve kardeşlerine klasiklerden okurdu. Vaktiyle babasının fizik deneylerinde kullandığı aygıtlar da, Manya’nın bilime olan iştahını kabartacak şekilde, evlerinde duruyordu. Çünkü Ruslar Polonya okullarında bilimsel deneyleri de yasaklamışlardı. Böyle bir aile atmosferi içinde Manya’nın orta öğrenimini tamamlaması zor olmadı. Fakat sıra üniversite öğrenimine gelince, diğer hemcinsleri gibi, Manya da kapıları kendisine kapalı bulacaktı. Çünkü kadınların üniversite öğrenimi görmesi yasaktı. O zaman, imkânı olan soluğu yurtdışında alıyor ve öğrenimine başka ülkelerde, üstelik Polonya’dakinden çok daha özgür şartlar altında devam ediyordu. Manya ise yurtdışına gitmek için gerekli maddî imkâna sahip değildi. Bununla beraber, durum büsbütün ümitsiz de sayılmazdı. Birçok Polonyalı genç gibi, o da Yüzen (veya diğer tabiriyle ‘Uçan’) Üniversiteyi seçti. Yüzen/Uçan Üniversite, yasadışı bir üniversite idi. Bu üniversitenin sınıfları her gece ayrı bir evde, Rus yetkililerinin gözlerinden uzak yerlerde toplanıyordu. Böylece geceleri bir evden bir başka eve yüzen bu sınıflarda, öğretim üyeleri hiçbir karşılık beklemeden bilgilerini genç kuşaklara aktarıyor; ayrıca üst sınıfların öğrencileri de kendilerinden daha aşağıdaki sınıflarda bulunan öğrencilere ders veriyorlardı. Bu sistem, Polonyalıların olağanüstü bir ileri görüşlülük ve birlik ruhu içinde geliştirdikleri ve uyguladıkları bir sistemdi. Rus Çarı, Polonya halkını bütünüyle cahil bırakmak ve kültürlerinden uzak tutmakla onların milliyetçilik duygularını bastırabileceğini düşünürken; Polonyalılar da kendi geleceklerini bütünüyle ilme, kültüre ve sanata sahip çıkmak ve bu değerlerini ne pahasına olursa olsun koruyup geliştirmekte görüyorlardı. (daha&helliip;)

Mekik Böreği

ymk_8571.jpeg 

Arkadaşlar yeni bir tarife ne dersin Eminim çoğunuz bu böreği tatmadınız .Bence bir deneyin 😉 (daha&helliip;)

Hanımlara Faydalı Bilgiler

_salata1.gifBulaşık Kaplarının temizlenmesi   Çaydanlığınızın içinde biriken kireç tortusunu     temizlemek için, 15 dakika kadar içinde sirke kaynatın.

Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz     ile sirke koyup çalkalayınız, tertemiz olacaktır. 

Bakır kaplarınızı parlatmak için bir bezi sirke ile hafifçe ıslatıp,     bakırı ovun.

Yağlı şişeleri temizlemek için önce yıkamak gerekir. Sonra durulanan     şişenin içine sodalı su koyarak sallamaya başlanır. Beş dakika kadar     sallanan şişe çalkalanıp bu sefer içine kahve telvesi ilave edilir. Bir     sürede bu şekilde sallanan şişe kısa zaman sonra yağlardan tamamen     temizlenmiş duruma gelecektir.

Evde ortaya çıkan karıncaları yok etmek (daha&helliip;)

Vekiller Hâlâ Tutsak !!

 

 

Filistin halkı açık hava hapishanesinde, vekilleri ise zindanda
Ekonomik ve siyasi ambargolar ardından Gazze ve Batı Şeria’ya operasyon başlatan İsrail, çok sayıda sivili öldürmüş, 27 milletvekili ile 8 bakanı da tutuklamıştır. Biri Meclis Başkanı olan milletvekilleri o tarihten bu yana, “güvenlik tehdidi” oluşturdukları gerekçesiyle hapiste tutulmaktadır. Daha önceki yıllardan tutuklu bulunan ve hapiste iken milletvekili seçilen 10 siyasetçi ile birlikte hapisteki toplam politikacı sayısı 40’ı aşmıştır.

Böylece Filistin parlamentosunun üçte biri ile bakanlar kurulunun dörtte biri İsrail hapishanelerine atılarak meclisin ve hükümetin çalışması engellenmiştir.

Halen toplam 9.400 Filistinli siyasi mahkumun bulunduğu İsrail’de, vekillerin tutuklanması üzerinden bir yıla yakın bir süre geçti. Buna rağmen, ne dünya kamuoyunda, ne diğer ülkelerdeki meslektaşları nezdinde ve BM’de en ufak bir kıpırdanma işareti görülmemektedir. (daha&helliip;)

Aşure Nasıl Yapılır?

aure.jpeg

MALZEMELER;
1/2 kg buğday
1 çay fincanı pirinç
200 gr kuru ceviz
200 gr kuru fasulye
100 gr pilav fıstığı
200 gr nohut
1 kg toz şeker
4 adet limon
200 gr fındık
50 gr kuş üzümü

HAZIRLANIŞI
Pirinç ve buğdayı ayıklanıp yıkayın. Tencereye koyup, üzerini üç-dört parmak aşacak kadar su ilave edin, tencerenin kapağını kapatmadan, ateşe koyun. Kanştırarak beş dakika pişirip, ateşten alın. Üzerine de sıkıca bir bez örtüp sıcak bir yerde, bir gece bekletin. Nohut ve fasulyeleri de yumuşayıncaya dek haşlayın. Bekleyip kabarmış olan pirinç ve buğdayları biraz sıcak su ilavesiyle ateşe koyup kapaksız olarak kaynatın. Dibinin tutmamasına özen gösterin, sürekli tahta bir kaşıkla karıştırın. Bir süre sonra altını biraz kısıp, kabuklan soyulmuş nohut ve fasulyeleri katın. Ağır ateşte pişmeye devam ederken, karıştıra karıştıra bir kg şekeri de ilave edin. Ateşten almaya yakın limonları da rendelenip aşureye katın ve bir iki taşım daha kaynatın. Son olarak, arzunuza göre ateşten almadan bir fincan gül suyunu ilave edebilirsiniz. Soğumadan kaselere koyup kaldırın. Fındık ve cevizi kavrup çekin, biraz pilav fıstığını kavurun, kuş üzümünü de ayıklanıp hafifçe çevrin. Bunları ayrı ayrı kaplarla, servis yaparken aşurenin üzerine serpmek için sunabilirsiniz. Ayrıca aşurenin içine kuru bakla, incir, kayısı, kestane gibi malzemeler de koyabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: