içimdeki SEN gibi…

Archive for Şubat, 2012

Fetih 1453 ve Düşündürdükleri

FETİH 1453 VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

On yedi milyon bütçeli gişe rekorları kırmaya aday dev bir film, gösterime girdi. “Fetih 1453”. Okuyucularımdan gelen yoğun sualler üzerine film hakkında bir yorum ve değerlendirme yapmayı konunun ilgilisi olarak kendime vazife gördüm.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tenkit ve tahlil, her ne olursa olsun ortaya konulan bir eser hakkında kazançtır. Artı ve eksi yönlerini göstermesi bakımından, gelecekte ortaya çıkacak eserlere bir anlamda projektör vazifesi görecektir. Oysa son yıllarda tenkide tahammül edemez bir yapımız ortaya çıkmaktadır ki asıl bu durum düşündürücüdür. Hemen,“öyleyse izlemeseydin”, “beğenmiyorsan sen daha iyisini yap” ucuzculuğu başlamaktadır. Kişinin eksiğini görmesi veya gösterilmesi onun sonraki eserleri için daha iyiye ve güzele ulaşmasında en önemli itici güç olacaktır. Şayet yapılan tenkitler yanlış ve hatalı ise ona da eser sahipleri gereken cevabı vereceklerdir.

Film için benim şahsen ilk ve en önemli yorumum şu olacaktır. Son zamanlarda tarihimize art niyetli, yanlı, peşin fikirli bakışlardan ve hükümlerden öte bir film ortaya çıkarılmıştır. Bu çok önemlidir. Zira bu güne kadar tarihimize bu kadar objektif bir bakışı görmek maalesef mümkün olmuyordu. Bu konuda benim, “Şah ve Sultan” romanı ile “Muhteşem Yüzyıl” dizisi hakkında değerlendirmelerimi okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.

“Fetih 1453” filminde konu bütünlüğünün yanı sıra, Osmanlıların ve Bizans tarafının savaş hazırlıkları, kuşatma boyunca maddi manevi çabalamaları, gayretleri elden geldiğince verilmeye çalışılmıştır. Kostümler, mekânlar, efektler, savaş sahneleri gerçekten etkileyici olup bu güne kadar bize ait olanların en iyisidir diyebileceğim. Ancak bu ifadelerim filmde eksikler yok manasına gelmemektedir. Kostümlerde ciddi eksiklikler ve yanlışlar varsa da benim konum olmadığı için girmeyeceğim. Ancak tarihi hadiselerdeki eksiklikleri iki bölümde özetleyeceğim. Belirttiğim gibi bu film aynı bütçe ve çalışmayla ve aynı zihniyetle iki kat daha güzelleştirilebilirdi. Sadece olaylar ve hadiseler yerli yerince oturtulabilmiş olsaydı. Bu konuda o kadar acemilikler ve hatalar olmuş ki insan hayıflanmadan ve üzülmeden edemiyor.

Filmde tarihi hatalar ve yanlışlar (daha&helliip;)

Reklamlar

İsim İsim İstanbul !

İsim isim İstanbul!

İlk önce ismi Kone Petro’ydu. Anlamı ‘Taş Beşik’ idi. Şimdi orayı Beşiktaş olarak biliyoruz. İstanbul’daki semt ve mahalleler isimlerini nereden alıyor bilmek ister misiniz?

Milliyet gazetesinin haberine göre, mimar Önder Şenyapılı’nın ‘Ne demek İstanbul; Bebek, niye Bebek!?’ adlı kitabı semt ve mahallelerin adlarının nasıl doğduğunu açıklıyor. İşte tarihi anlamlarını unuttuğumuz yerlerden bazıları…

* ABİDE-İ HÜRRİYET: Şişli’de Hürriyet tepesindeki anıtın adı. Bugünkü dille söylenirse ‘Özgürlük Anıtı’. Hürriyet tepesinde 31 Mart şehitleri yatıyor. Anıt onların anısına 1911 yılında dikilmişti.

* AĞA CAMİİ: Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi üstündeki Ağa Cami’sini Şeyhülharem Hüseyin Efendi yaptırmıştı. Hüseyin Efendi aynı zamanda ‘Galatasaray Ağası’ydı. Bu nedenle Ağa Cami olarak anılır.

* ALTIN BOYNUZ: Biz ‘Haliç’ diyorsak da Batı kaynaklarında ‘Altın Boynuz’ olarak geçiyor. Bunun nedeni Rumca eski ismi ‘Hriso Keras’ın tercümesinin kullanılıyor olmasıdır. Bunun nedeni, Kağıthane ve Alibey derele-rinin çatal vaziyette, boynuzu andırmasıdır. (daha&helliip;)

Madagaskar’da Ölüm

Madagaskar’da Ölüm

Kayıp Kıta adı verilen Madagaskar topraklarındayız. Milyonlarca yıl önce Afrika’dan kopup ayrılmış dünyanın dördüncü büyük adasını oluşturan, aynı zamanda dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan; doğası, insanları, coğrafyası, yaşayış biçimleri ve inanışlarıyla, dünyadan soyutlanmış bu ülkedeki en renkli olaylardan biri de ölüm.

Nüfusu 20 milyon civarındaki bu ada ülkede, kökleri Borneo, Endonezya ve Komor Adaları’ndan, Hindistan, Pakistan, Çin ve Afrika’nın doğu kıyılarından gelip birbirleriyle karışarak ortaya çıkmış bir ulusu oluşturan kuzeyden güneye 18 değişik etnik grup yaşıyor. Nüfusun % 42’si Katolik ve Protestan Hıristiyanlardan, % 8‘i Müslümanlardan, geri kalan kesimi de atalardan gelen geleneksel inanışın ağırlıkta olduğu animistlerden oluşuyor. Büyük çoğunluğunu oluşturan geleneksel inancı benimsemiş kabilelerin en önemli ortak özelliklerinden biri ölüm ritüelleri. Bizlere çok değişik, yabancı ve korkunç gelen bu ritüelde ölüm olayı ile yaşamını yitiren kişinin ölü kimliği adeta taçlandırılmış. Bu ritüelin yakın benzerleri Borneo, Bali gibi adalarda ve Batı Afrika’nın ünlü kabilelerinden Bantular’da görülüyor. (daha&helliip;)

Şeytan Ye Diyor!

Şeytan Ye Diyor

Yalanın meşru sayıldığı, yalancılığın meslek edinildiği bir dönemden geçiyoruz.

Adamın birine, görülmekte olan bir davası için yalancı şahit gerekmiş. Kimileri aradığı yalancı şahidi, yalancılar kahvesinde bulabileceğini söyleyince, doğruca yalancılar kahvesinin yolunu tutmuş. Yalancılar kahvelerinde her konu için uzmanlaşmış yalancılar olduğundan, bu adam, alacak verecek meselelerinde profesyonel yalancıların olduğu kahveye girmiş. Girer girmez biri adama ‘Abi şer… sana daha borcunu ödemedi mi?’ diye çıkışmış. Adam, ‘Hayır borçlu olan benim’ deyince, bu kez ‘Abi şer…e kaç defa ödeyeceksin?’ demiş.

Yalan ve hile sorunu günümüzde birçok sektör için geçerli olmakla birlikte konumuzun gıda olması hasebiyle, gıda sektöründeki yalanlar, acaba kimler tarafından niçin geliştirilmiştir ve bu alanlar nelerdir?

Satın alınan ürünlerin etiketlerinde, çarşı pazarda ve bazı uzmanların dilinde aşağıdaki ifadeleri sıkça okur veya duyarız. Peki, bunlar ne anlama gelir? (daha&helliip;)

Gamze Anne – Atakan Blog

Bir annenin kaleme aldığı bloğu tanıtacağız size :

Gamze annenin bloğu..

Bloğunda kendini tanıttığı şekliyle:

“Tüm hayatı Atakan’ı olan bir anneyim ben. Tüm vaktimi oğlumu nasıl “mutlu bir yetişkin” olarak büyütebilirim, onu büyütürken ben neler öğrenebilirim onları araştırarak geçiriyorum, öğrendiklerimi de bu blogda hepinizle paylaşıcam sizlerinde işine yaramasını diliyorum :  Ankara’da 1983 yılında doğdum. 2006′da evlendim ve İstanbul’a taşındık. Mart 2009′da aramıza katılan oğlumuzun tatlı heyecanının keyfini çıkarıyoruz.. İleride oğlumuzun kendisiyle ilgili tüm detayları okuyabileceği güzel bir site hazırlayabilmeyi umuyorum…”

Kendi ifadesiyle “seyahate giden anne gibi” son zamanlarda.. Çünkü kanser ve tek derdi oğlu Atakan..

Yazılarını takip etmek ve kendisine verdiği mücadelede destek olmak isterseniz aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:

http://atakan310309.wordpress.com/

Mevsimler Gibi..

%d blogcu bunu beğendi: