içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘TANITIM’ Category

KördüğüM – Wattpad-

kapak

 

https://embed.wattpad.com/follow/yazarrkasa?type=2

Fetih 1453 ve Düşündürdükleri

FETİH 1453 VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

On yedi milyon bütçeli gişe rekorları kırmaya aday dev bir film, gösterime girdi. “Fetih 1453”. Okuyucularımdan gelen yoğun sualler üzerine film hakkında bir yorum ve değerlendirme yapmayı konunun ilgilisi olarak kendime vazife gördüm.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki tenkit ve tahlil, her ne olursa olsun ortaya konulan bir eser hakkında kazançtır. Artı ve eksi yönlerini göstermesi bakımından, gelecekte ortaya çıkacak eserlere bir anlamda projektör vazifesi görecektir. Oysa son yıllarda tenkide tahammül edemez bir yapımız ortaya çıkmaktadır ki asıl bu durum düşündürücüdür. Hemen,“öyleyse izlemeseydin”, “beğenmiyorsan sen daha iyisini yap” ucuzculuğu başlamaktadır. Kişinin eksiğini görmesi veya gösterilmesi onun sonraki eserleri için daha iyiye ve güzele ulaşmasında en önemli itici güç olacaktır. Şayet yapılan tenkitler yanlış ve hatalı ise ona da eser sahipleri gereken cevabı vereceklerdir.

Film için benim şahsen ilk ve en önemli yorumum şu olacaktır. Son zamanlarda tarihimize art niyetli, yanlı, peşin fikirli bakışlardan ve hükümlerden öte bir film ortaya çıkarılmıştır. Bu çok önemlidir. Zira bu güne kadar tarihimize bu kadar objektif bir bakışı görmek maalesef mümkün olmuyordu. Bu konuda benim, “Şah ve Sultan” romanı ile “Muhteşem Yüzyıl” dizisi hakkında değerlendirmelerimi okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.

“Fetih 1453” filminde konu bütünlüğünün yanı sıra, Osmanlıların ve Bizans tarafının savaş hazırlıkları, kuşatma boyunca maddi manevi çabalamaları, gayretleri elden geldiğince verilmeye çalışılmıştır. Kostümler, mekânlar, efektler, savaş sahneleri gerçekten etkileyici olup bu güne kadar bize ait olanların en iyisidir diyebileceğim. Ancak bu ifadelerim filmde eksikler yok manasına gelmemektedir. Kostümlerde ciddi eksiklikler ve yanlışlar varsa da benim konum olmadığı için girmeyeceğim. Ancak tarihi hadiselerdeki eksiklikleri iki bölümde özetleyeceğim. Belirttiğim gibi bu film aynı bütçe ve çalışmayla ve aynı zihniyetle iki kat daha güzelleştirilebilirdi. Sadece olaylar ve hadiseler yerli yerince oturtulabilmiş olsaydı. Bu konuda o kadar acemilikler ve hatalar olmuş ki insan hayıflanmadan ve üzülmeden edemiyor.

Filmde tarihi hatalar ve yanlışlar (daha&helliip;)

Gamze Anne – Atakan Blog

Bir annenin kaleme aldığı bloğu tanıtacağız size :

Gamze annenin bloğu..

Bloğunda kendini tanıttığı şekliyle:

“Tüm hayatı Atakan’ı olan bir anneyim ben. Tüm vaktimi oğlumu nasıl “mutlu bir yetişkin” olarak büyütebilirim, onu büyütürken ben neler öğrenebilirim onları araştırarak geçiriyorum, öğrendiklerimi de bu blogda hepinizle paylaşıcam sizlerinde işine yaramasını diliyorum :  Ankara’da 1983 yılında doğdum. 2006′da evlendim ve İstanbul’a taşındık. Mart 2009′da aramıza katılan oğlumuzun tatlı heyecanının keyfini çıkarıyoruz.. İleride oğlumuzun kendisiyle ilgili tüm detayları okuyabileceği güzel bir site hazırlayabilmeyi umuyorum…”

Kendi ifadesiyle “seyahate giden anne gibi” son zamanlarda.. Çünkü kanser ve tek derdi oğlu Atakan..

Yazılarını takip etmek ve kendisine verdiği mücadelede destek olmak isterseniz aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:

http://atakan310309.wordpress.com/

Nuşirevan Adaleti ve Nasihatleri

Nuşirevan Kimdir ?

Nüşirevan İran’daki Sasani Devleti hükümdarlarından. Sasani Hanedanının yirmincisidir. Asıl ismi Hüsrev’dir. Pehlevi dilindeki “Anoşek-revan=Ölmez, ebedi ruh” manasına “Anuşirevan” veya “Nuşirevan” lakabıyla Ünlü olmuştur. Adının Arapça karşılığı olan “Kisra” ünvanı daha sonraki Sasani hükümdarları için kullanılmıştır. Kubad’ın en küçük oğludur. Peygamber efendimiz; “Ben, adil sultan zamanında dünyaya geldim.” buyurarak onun adaletini övmüştür. On dokuzuncu Sasani hükümdarı olan Kubad (daha&helliip;)

The Hobbit Filmi Trailer

1976 yılında The Hobbit‘in haklarını satın alan yapımcı Saul Zaentz, United Artist ile bu kitaptan uyarlanacak bir film için anlaşma sağladı. Zaentz filmin yapımını üstlenecek, United Artist de belli bir miktar para karşılığında filmin dağıtımını yapacaktı. Bu plan gerçekleşemediyse de anlaşma kaldı. Bu sebepten dolayı New Line, Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin haklarını satın aldığında, prequelin MGM-UA tarafından dağıtılması gerekiyordu. New Line Cinema, The Hobbit‘i yapabilirdi ancak dağıtımını yapamazdı. İşler karışmadan önce, MGM-UA şirketinden Rick Sands, The Hobbit’in iki filme dönüştürüleceğini ilan etmişti. J.R.R. Tolkien’in notlarından üretilmiş ikinci prequlede Aragorn ve Saruman gibi karakterler de kullanılacaktı. (daha&helliip;)

Leyla İle Mecnun’dan – bu kıza kadar..

SöZleRi
mahallede takılırdım dokuza kadar
herşey götürürdüm sakıza kadar
kafamdan başka yüküm yok
yoktuuuu o kızı bu kıza kadar bu kıza kadar (daha&helliip;)

Bir Polonya Klasiği : Uçan Üniversite

BİR POLONYA KLASİĞİ UÇAN ÜNİVERSİTE

MARYA Sklodovska, 1867 yılının Kasım ayında, Polonyalı bir ailenin beşinci çocuğu olarak Varşova’da hayata gözünü açtı. Marya’nın hem annesi, hem babası eğitimciydi. Fakat beş çocuğa birden bakmak zorunda kalınca, annesi o güne kadar devam ettirdiği okul yöneticiliğinden ayrıldı. Babası ise matematik ve fizik öğretmeni olarak iyi bir gelire sahipti. Fakat onun da işini kaybetmesi uzun sürmedi. Bir Polonyalı olarak Polonya’nın değerlerine bağlı olduğu ve fikirlerini uygunsuz zeminlerde dile getirdiği için görevine son verildi. Zira o sıralarda Varşova, Çarlık Rusya’sının işgali altında bulunuyordu. Çok geçmeden, ailenin başındaki maddî sıkıntılara yenileri eklendi. Marya (veya aile arasındaki söylenişiyle ‘Manya’) beş yaşında iken ablalarından birini, sekiz yaşında iken de annesini kaybetti. Ancak bütün bu sıkıntılar aile bireylerinin birbirlerine daha sıcak duygularla yaklaşıp kenetlenmesine vesile oldu. Üstelik bu yakın ve sıcak duygular arasında, bilim ve sanatın da özel bir yeri vardı. Babaları, Manya ile kardeşlerini sadece ilgi ve şefkatiyle değil, aynı zamanda entellektüel yönden de besliyordu. Manya bir yandan edebiyatla, bir yandan laboratuvar âletleriyle bu şekilde tanıştı. Cumartesi akşamları babası ona ve kardeşlerine klasiklerden okurdu. Vaktiyle babasının fizik deneylerinde kullandığı aygıtlar da, Manya’nın bilime olan iştahını kabartacak şekilde, evlerinde duruyordu. Çünkü Ruslar Polonya okullarında bilimsel deneyleri de yasaklamışlardı. Böyle bir aile atmosferi içinde Manya’nın orta öğrenimini tamamlaması zor olmadı. Fakat sıra üniversite öğrenimine gelince, diğer hemcinsleri gibi, Manya da kapıları kendisine kapalı bulacaktı. Çünkü kadınların üniversite öğrenimi görmesi yasaktı. O zaman, imkânı olan soluğu yurtdışında alıyor ve öğrenimine başka ülkelerde, üstelik Polonya’dakinden çok daha özgür şartlar altında devam ediyordu. Manya ise yurtdışına gitmek için gerekli maddî imkâna sahip değildi. Bununla beraber, durum büsbütün ümitsiz de sayılmazdı. Birçok Polonyalı genç gibi, o da Yüzen (veya diğer tabiriyle ‘Uçan’) Üniversiteyi seçti. Yüzen/Uçan Üniversite, yasadışı bir üniversite idi. Bu üniversitenin sınıfları her gece ayrı bir evde, Rus yetkililerinin gözlerinden uzak yerlerde toplanıyordu. Böylece geceleri bir evden bir başka eve yüzen bu sınıflarda, öğretim üyeleri hiçbir karşılık beklemeden bilgilerini genç kuşaklara aktarıyor; ayrıca üst sınıfların öğrencileri de kendilerinden daha aşağıdaki sınıflarda bulunan öğrencilere ders veriyorlardı. Bu sistem, Polonyalıların olağanüstü bir ileri görüşlülük ve birlik ruhu içinde geliştirdikleri ve uyguladıkları bir sistemdi. Rus Çarı, Polonya halkını bütünüyle cahil bırakmak ve kültürlerinden uzak tutmakla onların milliyetçilik duygularını bastırabileceğini düşünürken; Polonyalılar da kendi geleceklerini bütünüyle ilme, kültüre ve sanata sahip çıkmak ve bu değerlerini ne pahasına olursa olsun koruyup geliştirmekte görüyorlardı. (daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: