içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘Hikayeler’ Category

İnce Zeka

Aaron Hacker’in emlak bürosunun önünde New York plakali kirmizi, spor bir araba durdu. Arabadan inen sisman adam, büroya dogru yürüdü. Sicaktan ter, ince elbisesinin üstüne kadar çikmisti. 50 yasinda görünüyordu. Yüzü heyecandan kizarmis, fakat kisik gözlerindeki kararli, donuk bakis degismemisti. 

Içeriye girince basiyla Aaron’a selam verdi. “Bay Hacker?” Aaron gülümseyerek, “evet benim, sizin için ne yapabilirim. Bay..? ” Sisman adam, “Dill” diyerek kendisini tanitti. “Zamanim çok az, hemen konuya girsek iyi olacak.” dedi. “Benim için de iyi olur Bay Dill. Ilgilendiginiz belli bir yer var mi?” “Dogrusunu isterseniz, evet. Kasabanin kenarindaki eski bina.” “Sütunlu ev mi?” “Ta kendisi. Yanilmiyorsam üzerinde SATILIK tabelasi var. ” Aaron kuru bir sesle, “Evet.” Dedi. Bizim satis listemizdedir.” Kalinca bir defterin yapraklarini karistirdi. Sonra daktilo ile yazilmis bir sayfayi isaret etti: “160 yillik bina. 8 odasi, 2 banyosu, otomatik gaz firini, genis teraslari, çevresinde agaçlari var. Çarsiya, okula yakin. 750.000 dolar.” diye okudu ve ekledi: “Hala ilgileniyor musunuz?” Adam oturdugu yerde rahatsiz olmus gibi kipirdandi. (daha&helliip;)

Reklamlar

Aşk Dersi ..

John Blanchard oturduğu banktan kalktı, üzerindeki denizci üniformasını düzeltti ve şehrin büyük tren istasyonundaki insanları incelemeye koyuldu. Gözleri o kızı arıyordu, kalbini çok iyi bildiği ama yüzünü hiç görmediği, yakasında gül olan o kızı. Ona olan ilgisi bundan onüç ay önce Florida’da bir kütüphanede başlamıştı. Raflardan aldığı bir kitabın içindeki yazıdan çok etkilenmişti… Kitaptan değil sayfalardan birinin kenarında kurşun kalemle yazılmış minik notlardan… Yumuşak el yazısı düşünceli bir ruhu ve insanın içine işleyen bir karekteri yansıtıyordu. Kitabın baş sayfasında, o kitabı en son okuyan kişinin ismini gördü: Bayan Hollis Maynell.

Biraz zaman ve çaba sonunda adresini buldu. Bayan Maynell Newyork’da yaşıyordu. Blanchard ona kendisini tanıtan ve mektup arkadaşı olmayı teklif eden bir mektup yazdı. Ertesi günde İkinci Dünya Savaşına katılmak için Avrupa’yadoğru yola çıktı. Daha sonraki bir yıl bir ay boyunca birbirlerini mektuplarla tanıdılar. Her mektup kalplerine düşen bir sevgi tohumuydu sanki.. Bir romantizm başlıyordu Blanchard kızdan bir resmini istemişti, ama kız reddetti. Kendisini gerçekten önemsiyorsa nasıl göründüğünün ne önemi vardı?Sonunda Blanchard’ın Avrupa’dan dönüş günü geldi çattı. (daha&helliip;)

Vermeyince Mâ’bud, Neylesin Sultan Mahmud…

Tıkandı baba’nın Hikayesi

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor
Tıkandı baba, çay getir
Tıkandı baba, oralet getir. Vb
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş
Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi
Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba
Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya; (daha&helliip;)

@mail

@ e-mail Adresi

.

Adam üzülerek, bilgisayarının, ve dolayısı ile e-mail adresinin olmadığını söyler. Görevli ona;

“Bak dostum bu zamanda e-mail adresi olmayan biri Microsoft için yok demektir. Senin e-mail adresin yok. Dolayısıyla sen bizim için yoksun. Üzgünüm” der.

Adam umutsuzca, ne yapacağını bilmeden, cebinde ki son parası olan 10 dolar ile oradan ayrılır. (daha&helliip;)

Çanakkale Savaşı’nda Yaşanmış Bir Hikaye..

Koca dere köyünde büyük bi sargı yeri kuruluyor.

Kimi Urfalı , kimi Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…

Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyndendir ve yarası oldukça ağırdır.

Zor nefes alıp vermektedir.
Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır.
Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.

“Ölme ihtimalim çok fazla…
Ben bir pusula yazdım…
Arkadaşıma ulaştırın…”
Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: (daha&helliip;)

Tuzlu Kahve

kahve 

TUZLU KAHVE

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki… Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı…

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı. (daha&helliip;)

Çatlak su kovası…(belki bizde de çatlaklar vardır ne dersiniz?)..

Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. (daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: