içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘Dergi Yazıları’ Category

Alamut KAlesi {Hasan el Sabbah}

Hasan Sabbah (1054-1124)

 

Dr.Abdünnasır YİNER

Nizârî-İsmailî Devleti’nin kurucusudur. Büyük Selçuklu Devleti’nin baş edemediği örgütü ve eylemleriyle dehşet saçmış, aralarında meşhur Nizamülmülk’ün de bulunduğu devletin ileri gelenlerini, kendilerine özgü metotlar ve suikastlarla öldürtmüştür. Kurduğu örgütü ve kendine bağlı adamları bağlılıklarıyla dikkatleri üzerlerine çekmişlerdir. Selçuklular kendisi ile mücadeleyi devlet politikası haline getirdikleri halde yaşadığı süre boyunca onunla baş edememişlerdir. Risâle-i Nur’da, Afyon Mahkemesi’nde savcının iddianamesi vesilesiyle ismi anılmaktadır. Künyesi Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyn bin Muhammed es-Sabbah şeklindedir. (daha&helliip;)

Temel kimdir?

Image Hosted by ImageShack.us
Heyamola Yayınları, 51 kişinin katılımıyla hazırlanan ‘Temel Kimdir’ kitabında Karadeniz fıkralarının vazgeçilmez karakteri Temel’i hak ettiği kimliğiyle kamuoyuna sunuyor. Halkın katılımına açılan ‘Temel Kimdir?’ projesini kitaba çeviren yayınevi, proje kapsamında, konuyu kamuoyu önünde tartışmaya açıyor.

Yayaınevi yetkilileri, “Öncelikle belirtelim; kim kimdir, alt kimlik, üst kimlik, diye kimlik tartışmaları son hızla devam ediyorken, amacımız oyunbozanlık değil; tam tersi, güler yüzlü bir proje ile halkımızın karşısına çıkmak, böylesi konuları güler yüzle tartışma kültürüne katkı sağlamaktır” diyor.

Editörlüğünü Ömer ASAN’ın yaptığı kitabın yazarları arasında; (daha&helliip;)

HAçlı Ekonomisinin Şifresi {Gerçek Hayat}

Haçlı ekonomisinin şifresi

Haçlı orduları Doğudaki zenginliği yağmalama hevesindeydi. Ağızlarından zombi salyaları akıyordu. Suratları paslı kancalar gibiydi. Gözleri taşlaşmıştı. Pejmürde psikopatlar, kuduz rahiplerin hezeyanlarıyla hipnotize olmuş vaziyette yollara düştüler. Bizi öldürmeye, kafalarımızı koparıp, boynumuzdan fışkıran kanı içmeye geliyorlardı…

Coğrafi keşifler de, cinai Haçlı motivasyonunun bir parçasıydı. Cellat müsveddesi, sapık Kristof Kolomb ve cani tayfası, bebekleri vahşi köpeklere yedirdiler, insanları diri diri yaktılar, kadınları uçurumlardan attılar…

Batı Uygarlığı böyle böyle gelişti, bugünkü teknolojik yoketme gücüne kavuştu. Kitle imha silahları, hayalet uçaklar ve nükleer silahlarla donandı Haçlı orduları. Eskiden, çocukların kafalarını mızraklara geçiriyorlar ve sahillere haç dikiyorlardı. Şimdi de yangın bombaları atarak uykudaki aileleri bir anda kavuruyorlar. Sebep yine aynı: Doğunun zenginliklerini ele geçirmek.

burdan devam

Aşk Varsa ; Leyla Var Mecnun Yok !

İki dirhem bir çekirdek odaya girdiğinde bu yakıştırmanın ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı devirlerden kaldığını bilmiyordu. Okkanın dört yüzde birine denk gelen dirhemi tanımadığından olacak kendisine yapılan zarif nükteyi anlamadı ya da anlamamazlığa geldi. Bir Osmanlı altınının toplam iki dirhem ve bir çekirdek ağırlığa sahip olduğunu bilse belki de hiçbir zaman farkına varmadığı zarafetiyle tanışacak, ondan sonra hayatı her zamankinden daha kolay olacaktı. Oysa resmettiği Leylâ’nınkilerin eşi gece rengi gözlerini, her an kızarmaya hazır yanaklarını o güne kadar kimse ona hatırlatmamıştı. O sırada Leylâ ile Mecnun kitabının deseniyle uğraşıyor olması bir tesadüf olamazdı.
Bilgisayarına aktardığı Leylâ ile Mecnun’un minyatür desenleriyle sabahtan beri ince ince oynuyordu. İki sevdalıya çok geçmeden aynı kadehten aşk şarabı içirmesi gerekiyordu. “İki tende tek can; bir kabukta çifte badem…” diyordu dizeler. Bu seferki desenin her zamankinden daha zor gelmiş olmasının bir nedeni olabilir miydi? Yanıtı bildiğinden üzerinde fazla düşünmeden turuncunun en sarısını, morun en eflatunuyla yan yana getirdi. Mecnun’u bülbül yaptı bu sefer, Leylâ’yı ise gül. Gül gonca önce açılacaktı, bülbülse seyredecek. Diğer sahneyi beklemeyi dayanamadı çünkü gülün adı pek latifti, rengiyse cazip. Bülbülden sızan kanla solgun güle rengini verdi, beyaz gül aşkından mı yoksa utancından mı bilinmez oldu alı-al mor-u mor. Oysa gerçek hikayede önce gül mevsimi geçecek, bülbül lâl olacaktı. Tekrar gül mevsimi geldiğindeyse bülbül ötecek, gül naz edecekti.
(daha&helliip;)

bilim teknik degisinden yağlarla ilgili bazı alıntılar…

Image Hosted by ImageShack.us
“Yağlar, yağ asidi ve gliserol (gliserin) den oluşur. Yağ molekülleri ve karbon ve hidrojen atomlarından meydana gelir. Karbon ve hidrojen düz zincirler şeklinde bağlanırken birbirleri ile yaptıkları bağlar yağın cinsini ve tadını tayin eder.

    Karbon atomları, kendi aralarında bir bağla bağlandıkları taktirde, diğer üç bağla Hidrojen atomu ile bağ kurar, bu taktirde doymuş (sature) yağlar meydana gelir. Domuz donyağı, sığır don yağı, balina don yağı gibi hayvani yağlar, Koko yağı, palm yağı gibi bitkisel yağlar ve suni olarak hidrojen ilave edilen Margarinler bu yağ grubuna girer. (daha&helliip;)

Felsefe nedir, insan felsefe ile gerçeğe ulaşabilir mi ?

Yunanca “hikmet sevgisi” anlamındaki bu kelime, insanlığın düşünce tarihi için kullanılmaktadır.
Felsefenin başlıca üç bölümü vardır:
1. Ontoloji (varlık)
2. Epistemoloji (bilgi)
3. Değerler Felsefesi. (Etik (ahlak) ve Estetik)
Varlık felsefesi, “Varlık var mıdır? Varlığın sebebi var mıdır? Eşyanın hakikati nedir?” gibi sorular üzerinde durur.

(daha&helliip;)

Harut ve Marut

HARUT VE MARUT*“Seytanlarin Süleyman’in hükümdarligi hakkinda söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir degildi, ama insanlara sihri ögreten seytanlar kafir olmuslardi. Babil’de, melek denilen Harut ve Marut’a bir sey indirilmemisti. Bu ikisi “Biz sadece imtihan ediyoruz, sakin inkar etme” demedikçe kimseye bir sey ögretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karisinin arasini ayiracak seyler ögreniyorlardi. Oysa Allah’in izni olmadikça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydali olmayacak seyler ögreniyorlardi. And olsun ki, onu satin alanin ahiretten bir nasibi olmadigini biliyorlardi. Kendilerini karsiliginda sattiklari seyin ne kötü oldugunu keske bilselerdi!” (Bakara 2:102))

(daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: