içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘Köşe Yazıları’ Category

BİR ERMENİ TÜRKİYE’YE BEDELMİŞ!!

83.jpeg

Bir garip ülke; Türkiye… Aynı vatanı, aynı ülkeyi paylaşmak zorunda kalan iki hasım; Türk düşmanlığı yapanlar ve Türklüğü savunanlar… Osmanlıyı gerileterek nihayet yıkılmasına sebep olanlar, Türkiye Cumhuriyeti’ne de musallat oldu.

Osmanlı zamanında saman altından su yürütenler, Türkiye Cumhuriyeti’ni kısa zamanda ele geçirerek istedikleri gibi idare ettiler ve ediyorlar. Türk’ün kanını emdiler, devletin bütün imkanlarını kendileri için kullandılar ve kullanıyorlar.

Bugün gelinen noktada Türk düşmanlığı yapanları cezalandıramıyor, sadece laf yetiştirmekle, kınamakla, tenkitle yetinmek durumunda kalıyoruz. Sesimizi duyurduğumuz bile şüpheli… (daha&helliip;)

1391 No’lu Tesis Nedir Biliyor Musunuz ?

hapishaneFilistinli tutuklular belki en çok nerede olduklarını merak ediyorlar. Gözlerindeki bağ çözülür çözülmez etrafa haykırdıkları ilk soru “Neredeyim?” oluyor. İsrailli yetkili, hücrenin sigara genişliğindeki deliğinden şöyle cevap veriyor: “Ay’dasın”. Tutukluların sorusuna kimi zaman da “Honolulu’dasın”, “bir denizaltıdasın” veya “İsrail sınırları dışındasın” şeklinde karşılık veriliyor. (daha&helliip;)

left click_sola tıkla

Image Hosted by ImageShack.us

Sevgili zamane,

Belki hiç hatırlatan olmadı sana, belki bilgisayar oyunlarının karmaşık menülerinde yer almadığı için hiç duymadın. Aç gözünü hele, sana “sıla-yı rahîm”i anlatmaya geldim. Merak etme, zamanını almayacak bu sözcük. Seni öyle sözel sayısal telaşlara da koşturmayacak. Sözlüde yahut yazılıda sorulmayacak. Hayatını çoktan seçmeli tercihlerin kıvrımınlarına sıkıştıranların da unuttu(rdu)ğu “sıla-yı rahîm”, sana aradığın mutluluğu bulduracak. More…Üstelik öykü de anlatıyorum, bak: İki saka, yani sucu, yolda karşılaşırlar. Biri diğerine,“Kardeş, bana kırbandan bir tas su verir misin? Çok susadım” der. Öteki şaşırır; “Be şaşkın. Bende kırba varsa sende de kırba var. Neden kendi kırbandan doldurup kendi suyunu içmiyorsun?” Cevap dikkat çekicidir; “Haklısın kardeş, bende de su var sendeki gibi ama ben kendi suyumu içmekten bıktım.” Hangi kalp su billûrluğunu bile pusta bırakan bu serin çağrıya duyarsız kalabilir ki? Hangi vicdan, içinde biriktirdiği hasret pınarını dudağından dupduru döküveren bu dostu karşılıksız bırakır ki? Sorun su içmek değil; birinin elinden su içmektir aslında. Birinin elinden su içerken, dudağına sudan fazlası dokunur. Sevdiğinin elinde terleyen kadehi dudağına götürürken, damağına su yerine aşk dökülür; boğazında sevdanın en tatlısı düğümlenir, içine muhabbetin denizi taşar. Öyle değil mi? Rahmetle vuslat kurmak, merhamete dokunmak demek “sıla-yı rahîm”. (daha&helliip;)

yağlar hakkında ibret verici iki hatıra…

Image Hosted by ImageShack.us

İbret verici iki hatıra:
1966-1968 yıllarında yedek subaylığımı yaptığım (ARGE) dairesinde bulunduğum bir dönemde Biyoloji laboratuarında yapılan kobaylar üzerinde 6 ay boyunca sıra ile margarinli, tereyağlı, soya yağlı ve zeytinyağlı gıdalar verildi. Daha sonra kobayların karaciğerleri çıkartılarak incelemeye alındır. En çok tahrip olmuş karaciğer margarinle beslenen kobaya ait, bunu soya yağı ile beslenen kobay, bunu da tereyağı ile beslenen kobay takip ediyordu. En az tahrip olmuş karaciğer ise zeytinyağı ile beslenen kobaylara ait idi.

İkinci hatıram 1975 yıllarında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında Sanayi Dairesi Reisliği yaptığım bir dönemle ilgili. O dönemde sıvı yağ sıkıntısı sebebi ile margarin üretiminde de sıkıntı vardı. Askeriyenin büyük bir yağ ihtiyacı oluştuğundan üreticileri toplantıya çağırmıştım. Toplantıda Fiskobirlik temsilcisi karadenizde 10 seneye yakın bir zamandan beri depolarda bekleyen bozulmuş ve acılaşmış fındık yağından söz etmişti. (daha&helliip;)

Atatürk ve Osmanlı (!)

 

Atatürk, Vahdettin’i savunuyor!

Birkaç haftadır üzerinde türlü spekülasyonlar yürütülen son saltanat mührü, bir son dakika sürprizi olmazsa bugün itibarıyla saraya geri dönmüş olacak. Bu olay bana ‘Osmanlı’nın evine dönüşü’nü hatırlattı.Evdekiler onu unutmuş görünseler de, Türkiye’nin dış mahfillerde hakaret gördüğü her seferinde içlerinde ‘büyük’ ve ‘güçlü’ bir devlet özlemi yanıp tutuşuyor ve alevli bir ok gibi hafızalarına yürüyen şeyin Osmanlı şevketi olduğunu hatırlıyorlar. Bu, Freud’un sözünü ettiği “yara izi”dir işte. Yarayı unutsak bile yaranın izi kalmıştır derimizin üzerinde. O ize baktığımızda yarayı da, yaralayanı da, yaralı bünyeyi de düşünmeye mahkûmuz.

Cumhuriyet’in kurucularının Osmanlı tarihine bakışlarında bu yara izi, kendisini her fırsatta ele verir. Osmanlı kötülenir; ama “altın çağ” müstesnadır. Sinan benzersizdir, Fatih, Yavuz, Kanuni büyüktür vs. Böylece seçmece ve kesmece satılan bir karpuz sergisine girmiş gibi oluruz. ‘Huz mâ safa, da mâ keder!’ Neşelendirecek olanı al, üzecek olanı bırak, kuralı geçerlidir burada. Tabii ister istemez ‘Bu bir tarih midir?’ sorusunu sorarız. Sormak zamanı gelmiştir daha doğrusu. (daha&helliip;)

Yusuf İslam Pop Müziğe Geri Döndü !

Yusuf İslam’ın gördüğü ışık

Bir tarafa bıraktığı gitarını oğlunun bularak çalmaya başlamasıyla ‘pop müziğe’ yeniden dönme kararı alan Yusuf İslam., dün ve bugün aldığı kararların çelişmediği inancında.


Pop müziğin efsane şarkıcısı Cat Stevens’ın İslama dönüp, pop müziği bırakmasının üzerinden neredeyse 30 yıl geçti. O şimdi Yusuf İslam ve uzun bir süre sonra yeniden pop müzik söyleme kararı aldı. Ve ilk konseri de hayranlarının gönlünde boş yere taht kurmadığını özler önüne serdi.Yusuf İslam, ilk müslüman olduğu günlerde Londra Merkez Camisinin imamın kendisine “müzikte bizati bir sakınca yok, yeter ki sözleri gayri-meşru olmasın “dediğini anlatıyor. Fakat bununla birlikte “müzik ve müziği çevreleyen tüm sosyal çevre ile endüstri alanları tehlike içerdiği için uzak durulması gereken yerlerdir” diyen Müslümanların etkisi altında kaldığını belirterek, “Tehlikeden korunma adına, kendimi daha güvende kılmak için bu yorumlara kulak verdim ve müziği terk ettim” diyor. (daha&helliip;)

Azrail’in Eline Neden Tırpan Verilir ?

Azrail’in eline neden tırpan verilir?
Azrail de bir melekse, nurdan yaratılmış bir varlıksa, görevini yapıyorsa, onu kötü gösterme değil, biri yerde onu sevmek, hatta onunla dost olmak gerekmez mi? İlahiyatçı Mehmet Paksu, merak edilen soruya yanıt veriyor…


Azrail bir melekse, neden eline tırpan verilir?

Her nedense Azrail resmedilirken veya görüntülenirken ürkütücü siyah bir kıyafete bürünmüş olarak gösterilir.

İskelet görünümlü eline de büyükçe bir tırpan verilir. Böyle bir resmi ve şekli ilk defa kim yapmıştır, bilemem ama, mutlaka Batılı bir ressamın fırçasından çıkmıştır. Çünkü inanan bir insanın gözünde Azrail böyle değildir. Son çalışmamız olan “İnsanı Uçuruma Götüren Sözler” kitabımızda da anlatmaya çalıştığımız gibi, bir kere Azrail bir melektir ve Arş-ı Alâyı taşıyan meleklerden birisidir. “Melek” kelimesi, insanın içini açar, gönlünü okşar, ruhumuza bir sevinç ve ferahlık verir. Hani sevimli, tatlı, şirin, güzel ve masum bir kız çocuğunu severken meleğe benzetir de, kısaca “melek” deriz ya! Azrail de bir melek. Nurdan bir varlık, nurdan yaratılmış.  (daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: