içimdeki SEN gibi…

Archive for the ‘İNSAN ve TOPLUM’ Category

Halep Ölüyor!!!!

 

 

 

Zulme Sessiz Kalan Dilsiz Şeytandır!

Bir Zulmü Engelleyemiyorsanız En Azından Onu Duyurun!

Dua Müminin Silahıdır!

KArdeşi Açken Tok Yatan Bizden değildir!!

#halepölüyor !

#halep insalığın öldüğü yer!

Görsel

İnsan İlişkilerinde 10 Kural

elr1

Kahvalti ve Akşam Yemekleri

image

Bir kafeterya işletmecisi dostum ile sohbet ediyorduk. “İşler nasıl?” diye sordum. Tebessüm etti, “Aile içinde sorunlar arttıkça, bizim işler iyiye gider.” dedi.

Şaşırdım. “Nasıl yani?” dedim.“Bizim en bereketli saatlerimiz, sabah 7 ile 9 arasıdır. Bu saatlerde kazandın kazandın, sonra akşama kadar tek tük uğraşır durursun müşteri ile.” dedi.
“İyi de bunun aile içi sorunlarla ne ilgisi var?” diye sordum.

“Hocam, ailesinde sabah kahvaltısı olmayanların ilk uğrak yeri kafeterya ve pastanelerdir.” dedi ve devam etti: “Sabah işe gidenler, okul için evden çıkanlar sabah kahvaltı yapmamışlarsa önce pastanelere uğrar, bir-iki poğaça, sandviç alır, yollarına öyle devam ederler. Ama aile içinde bir düzen varsa, sabah uğramaları azalır.”

Hiç böyle düşünmemiştim…

Benim şaşkınlığım artarken o konuşmaya devam etti: “Ha, aile içinde iyi bir iletişim, keyifli bir yaşam varsa, bu sefer de akşam saatlerinde dolar buraları. İnsanlar sevdikleriyle, eşi, çocukları ile gelirler otururlar. Ancak bu bize çok kazandırmaz. Çünkü buraya keyifli gelenler, birbirleri ile sohbet etmekten yiyip içmeyi unuturlar. Yediklerine değil, birbirlerine odaklanırlar. Bir bardak limonata ve bir dilim kek ile saatlerce sohbet ederler. Ne yalan söyleyeyim, para kazanamasak da, insanları böyle keyifli görmek benim çok hoşuma gidiyor.”

(devamını oku…)

Görsel

Kalk Kudüs’e Gidelim Sevgilim..

Bazı şehirleri özlemek, tek gözlü bir odaya toplaşıp, annenin yaptığı sıcak tarhana çorbasıyla ısınmayı özlemek gibidir.

O şehirlerin sokakları, annenin ellerine benzer. Ağrıdan çatlayacak gibi duran alnını okşar durur gecenin bir yarısında. Annelerin duası varsa, şehirlerin de duası vardır mırıldanıp durduğu.

Bu baş ağrılarım beni öldürecek biliyor musun?
Kalk Kudüs’e gidelim..
Allah şehrine gidelim. Allah bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına. Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça.
Tarhana çorbası içer gibi içimize çekelim, gökyüzünde yaratılıp yeryüzüne indirilen bu şehrin sokaklarını. Kudüs’ün bulutlarından tespih yapıp “subhanallah” çekelim.

Peygamber sükunetine erelim şehrin sokaklarında. Tur’a çıkalım.
Bağıralım boğazımızı yırtarcasına; “Rabbimiz biz de aşk ehliyiz bize de yüzünü göster!”
Tur Dağı paramparça olsun, kalbimiz paramparça olsun aşktan.
Kalk Kudüs’e gidelim..

Yahya peygamberin yanında büyüsün çocuklar.
Elleri taş tutacak yaşa gelsin. Kalpleri aşk tutacak yaşa.
Sokaklarına atalım kendimizi. Adımızı söyleyelim kontrol noktalarında.
Horlanalım, ezilelim, bekleyelim saatlerce. Vazgeçmeyelim inatla.

Kalk Kudüs’e gidelim..
Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.
Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu! Hani babasının arkasında duran.
Başını babasının sırtına dayayan çocuk. İşte o!
Vuracaklar birazdan onu. Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.
Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmezler hiçbir yere.

Mescide gidelim. Yıkılacaksa üzerimize yıkılsın boşver.
Sen elimi sıkı tut korkma. Mescide gidelim.
Bir bayram namazı kılalım şehirle birlikte. Zekeriya’nın yanında saf tutalım. Ve Musa’nın ve İsa’nın ve Yakup’un.
Bekle birazdan Ömer de gelir buralara. Şu beyaz sakallı adamı görüyor musun?
İşte onun tekerlekli sandalyesini itelim birlikte. Nereye gitmek isterse oraya.
Hayfa’dan aldığımız portakalları ikram edelim, o çok sever.

Birlikte Zeytindağı’na çıkalım şehre bakalım doya doya.
Kalk Kudüs’e gidelim sevgilim…
Allah bizi gözetsin, korusun, kollasın Kudüs hatırına.
Kalbimizin ağrısı, başımızın ağrısı, ruhumuzun ağrısı hafiflesin şehre yaklaştıkça…

Tarık Tufan

AnnA

anna

biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıyla başlayan adamlarız anna.
büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.
işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
insaf et anna!

gidelim buradan.
senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna.
sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların…
tamam sustum.

gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. 
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler, sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.
gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
bekleyişler anna. köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.

hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

tanri bizimlede konusur belki.

tarik tufan

Birazdan Yıldırımlar Düşecek Kentin Sokaklarina

birazdan yıldırımlar düşecek kentin sokaklarına

afrika’nin bir bölümünde yasayan kaplanlar arasinda büyük bir dayanisma örnegi sergilenir. güçlü yagmurlar beraberinde korkunç yildirimlar tasirlar buralara. adeta gökyüzünü yirtan yildirimlar, yeryüzüne büyük bir gürültüyle inerler. tarihin içinde tanrilarin kavgasi ya da öfkesiyle anilir yildirimlar. sahici bir öfkenin yansimasina benzer gerçekten de. 

ilginç olan bu siddetli yagmurlar yagarken kaplanlarin birlikte gerçeklestirdikleri bir olaydir. yogun yagmurlar sirasinda kaplanlar açik alanlara çikarlar. kismen yildirimlari karsi korunaklidir açik alanlar. büyük orman yanginlarina da neden olabilir bu yildirim düsmeleri. 
açik alana toplanan kaplanlar yere uzanirlar. gruplar halinde yere uzanan kaplanlar kafalarini birbirlerinin kafalarina yaslarlar. 

tek bir sey yüzünden! 

eger birinin üzerine yildirim düserse, digerleri de onunla birlikte ölür. yanyana, gögüs gögüse, kafa kafaya duran kaplanlar böylece ölüme birlikte gitme yemini ederler. birisi öldügü anda digerleri de ölsündiye. birbirlerine sahip çikmak adina. dost olduklarini ispatlamak için. 

ölümü birlikte karsilayarak birlikte olmanin en onurlu yüzünü tasirlar. kimse ihanet etmeden ve bir an olsun oradan kalkmayi düsünmeden öylece beklerler muhtemel bir ölümü. 

dostlugun ölümcül fedakarligini paylasirlar. 

kimi zaman kentin içinde de böyle gruplarin içinde oldugunuzu düsünürsünüz. omuz omuza bir yasam paylasiminda bulundugunuzu. statüler önemli olmaksizin yan yana uzanmis insanlar olabileceginizi düsünürken çildirtici bir süphenin esiri olursunuz. “acaba kalkarlar mi birden?” yildirim düstügü anda kalkabileceklerinin korkusu sarar bütün benliginizi. 

güvenemezsiniz. 

herkes birbirinin yüzüne süpheyle bakar. 

kent, yildirim düstügünde yalniz kalanlarin aci hikayeleriyle doludur. her bir sokaginda, tek basina ölenlerin hazin izleri vardir kentin. emegini, gelecegini, gülümsemelerini paylasan insanlarin, müthis bir gürültüyle üzerlerine düsen yildirimlarin altinda, hiç ummadiklari bir anda tek basina kalmanin çaresizligi okunur yüzlerinden. asil soru sona kalanin kim olacagi sorunudur. 

kimin hangi mazeretle kalkacagi… 

ya da kimin yakin durdugu halde, digerlerine temas etmedigi… 

bu yüzden kentin düsüs hikayelerinde trajik bir yalnizlik vardir. korkunun ve çikarlarin , her seye ragmen yasami kutsamanin verdigi bir ihanet duygusu. 

her seye ragmen, onursuz da olsa, yasami kutsamanin tiksindiren yüzleri. 

simdi böyle bir tedirginlik duygusu tasiyorum kendi içimde. kimseden emin olamiyorum sirf bu yüzden. dahasi gök gürültüleri duyuldugunda orada olabilecegimden bile kuskuluyum. 

bu lanet olasi kuskular tek tek tüketiyor hepimizi. 

yagmur yagiyor… 

gök gürlüyor… 

birazdan yildirimlar düsecek kentin sokaklarina… 

tarik tufan

Bitkilerle Gelen Sağlık ve Güzellik Sırları

Görsel

Baş ağrısına bitkisel son
Başınız ağrıdığında hemen ağrı kesici ya da aspirin içmenize gerek yok. Bir bardak zencefil, papatya ve ıhlamur çayı kasları ve sinirleri gevşettir. Ağrıya sebep olan kimyasal maddelerin az salgılanmasını sağlar. Çayın tarifi şöyle: 1 tatlı kaşığı kıyılmış zencefil kökü, 1 tatlı kaşığı kuru papatya, 1 tatlı kaşığı ıhlamur karışımından yapacağınız çayı isterseniz bir kaşık balla tatlandırarak sıcak içebilirsiniz.
Rahatlayın…
Baş ağrısını hafifletmek için dayanabileceğiniz kadar sıcak suyu bir leğene koyun ve ayaklarınızı 15 dakika içinde tutun. Bu sırada buzlu suda bekletilmiş bir havlu ya da bezi başınızın ağrıyan kısmına koyun. Bu, ayak damarlarınızın sıcaktan genişlemesini ve kanın ayaklarınıza gitmesini sağlarken, soğuk bez de beyin damarlarınızın büzüşmesine ve daha az kanın gitmesine sebep loru. Ve ağrınızı hafifletir, sizi rahatlatır.

Bitkiler depresyona karşı!
Çok streslisiniz, hatta depresyonda da olabilirsiniz. Bir bardak bitki çayı sizi rahatlatacaktır. Papatya ve kedi nanesi çayı yapabilirsiniz. Bir tatlı kaşığı kuru papatya ile bir tatlı kaşığı kuru kedi nanesini bir bardak suda demlendirdikten sonra süzüp içebilirsiniz.
Lavanta kokladım biraz gevşedim
Rahatlamak için lavanta koklayın. Lavanta yağını bir mendile damlatın. Ara ara koklayın. (devamını oku…)

Pet Şişenin Zararları – 2

Görsel

LÜTFEN EŞİ, KIZ ARKADAŞI YA DA KIZI OLAN TÜM ARKADAŞLARIMIZA İLETELİM.

● Arabanızda bulunduracağınız plastik su şişesindeki su çok tehlikelidir.

● Plastik su şişeleri Sheryl Crow’un göğüs kanseri olmasının en büyük nedenidir.

● Plastik şişeler özellikle Avustralya’da yüksek sayıda görülen göğüs kanseri vakalarının en büyük nedenidir.

● Annesine çok yakında göğüs kanseri teşhisi konulan bir arkadaşımıza doktor şunu söyledi:
“Kadınlar arabalarda bırakılmış plastik su şişelerinden su içmemelidir”

● Doktor: Yüksek sıcaklık ve şişe plastiklerindeki belli kimyasallar göğüs kanserine neden olabilir.Lütfen dikkatli olun ve arabada bırakılmış plastik şişelerden su içmeyin!.. (devamını oku…)

Pet Şişenin Zararları – 1

Görsel

Pet şişelerden kurtulun
AŞAĞIDA okuyacağınız satırlar pek hoşunuza gitmeyebilir.
Kendinizi kötü, hatta rahatsız hissedebilirsiniz.
“İyi de, ne yapacağız” diyebilirsiniz.
Çünkü ben de aynen sizin söylemeniz muhtemel bu cümleyi söyledim, aynen bu yazdıklarım gibi hissettim.
Yine de sizleri sevdiğim için, bunları yazmak zorundayım.
Önceki gün, bir yakınımın ameliyatı için, Türkiye’nin önemli hastanelerinden birindeydim.
Ameliyat sonrası, alanında Türkiye’nin değil, dünyanın en iyilerinden biri ve çok da eski dostum olan doktorumuz geldi.
Ameliyatla ilgili bilgi vermek üzere.
Konuşurken, önümdeki masada duran “pet” şişeyi alıp açtım ve bardağıma su doldurmaya başladım.
Profesör doktor uzandı. Elimden pet şişeyi aldı.
Suyu doldurduğum bardağı aldı.
Görevliyi çağırdı.
Pet şişeyi çöpe atmasını, bardağı da lavaboya boşaltmasını söyledi.
“Benim dolabımdan cam şişede bir su getirin” dedi. (devamını oku…)

Arakan’da Bir Çocuk Öldü Az Önce ..

Görsel

Arakan’da bir çocuk öldü az önce/ Oğuz Düzgün

“Güçlü olan haklıdır” formülüyle özetlenebilecek zulüm felsefesinin vahşi volkanı Arakan’da tütüyor şimdi de…

Çocukları, kadınları, ihtiyarları içine alıp da yakan bir zulüm yangını, Myanmar’ın Rohingya Müslümanlarını kasıp kavuruyor nice zamandır.

Suriye’deki Müslüman kardeşlerimiz, en azından zulme karşı koyabilecek maddi güce sahipler ve kahramanca direnebiliyorlar özgürlük aşkına.

Ama Arakan Müslümanları o kadar da şanslı değiller. Bir medya illüzyonuyla, nice zamandır “barışçı ve iyiliksever” insanlar olarak tanıtılan Budistlerin gerçekleştirdiği zulüm içler acısı.

Şu da bir gerçek! O dehşetli zulümleri gerçekleştirenlerin, kendine göre bir ahlak sistemi olan Budizm inancıyla da hiçbir alakası yok aslında…

Açıkça söyleyelim ki, vicdanı olan hiçbir insanın gerçekleştiremeyeceği dehşetli zulümler yaşanıyor Arakan’da.

Myanmar’da uzunca seneler hükmeden dinsizlik ideolojisinin canavarlaştırdığı insan görünümlü varlıklar, dinsiz ve maddeci ideolojilerin nihai meyvelerinin ne olacağı konusunda da bir fikir veriyor bizlere.

Zulüm, kan, gözyaşı ve nefret kusuyorlar Deccal’in gönüllü askerleri gibi, Yecüc Mecüc orduları gibi dünyanın her tarafında…

Şimdi bu acı olaylar gerçekleştiği sırada, kendi başarılarımızın sevinciyle coşup sevinmenin zamanı da değil dostlarım.

Orada bir yerlerde, Arakan denilen, dünyanın nazarlarından uzak bir mekanda çocuklar öldürülüyor şimdi, kadınlara tecavüz ediliyor ve insanlar diri yakılıyor acımasızca…

Sadece Müslüman oldukları için, sadece Kur’an’a inandıkları için ve sadece Hz. Muhammed’i (SAV) peygamber kabul ettikleri için aç bırakılıyorlar, sürgün ediliyorlar ve yakılıyorlar hunharca.

Aşağıdaki söz yalan değilse ve bir gerçeği ifade ediyorsa eğer, elbette bizler çok yanlış bir yoldayız kardeşlerim:

“Müminin mümine karşı durumu, bir parçası, diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”

Buhari ve Müslim gibi sahih hadis kitaplarında geçen bu hadis-i şerif asla yanlış olamayacağına göre, yanlışlık bizde demektir.

Şu mübarek Ramazan ayında bile kardeşlerimiz katledilmeye devam ediyorsa eğer ve biz vücudumuzun bir parçası olan kardeşlerimizi korumak için pervaneler gibi tutuşmuyorsak, oruçlarımız basit bir açlıktan öteye gidememiş demektir.
Asıl orucu Rohingyalı Müslüman kardeşlerimizin tüm hücreleriyle, canlarıyla, kanlarıyla tuttuklarını en azından bir baş ağrısı, bir yürek sızısı olarak hissedemiyorsak eğer hiç güvenmeyelim ibadetlerimize, okumalarımıza, kalabalık teravih namazlarımıza…

Bir şey yapamıyorsak o kardeşlerimiz için, rahat uyuyabiliyorsak onların inim inim inlediği o gece vakitlerinde, Müslümanız Elhamdülillah deyişimizin de bizlere yüklediği o sorumluluğun farkında değiliz demektir.

Bütün Müslüman kardeşlerimizi, bütün cemaatleri, bütün tarikat mensuplarını bu meseleyi gündemde tutmaya, hem de en kuvvetli bir haykırışla gündemde tutmaya çağırmalıyız her fırsatta.

Rohingya Müslümanları için ortaya konulacak geçici çözümler de bu acıları dindirmeye yetmeyecektir. Bütün Müslümanlar olarak kesin bir huzura kavuşturmak zorundayız kardeşlerimizin acısını.

Myanmar (Burma), Arakanlı Müslüman kardeşlerimizin öz vatanıdır artık. Onların kendi öz vatanlarından kaçmaları da onların kurtuluşları anlamına gelemez hiçbir zaman.

Tüm dünyanın gözleri önünde acımasızca öldürülen yüz binlerce mazlumun katilleri soykırım suçlusu ilan edilmelidir ve dünya ülkelerinin gözetiminde yargılanmalıdırlar öncelikle.

Her insan gibi insan olan bu mazlum insanların, kendilerinden gasp edilmiş bütün hakları da onlara hemen geri verilmelidir.

Normal insanlar gibi iş sahibi olabilmeliler ve özgürce yaşayabilmeliler kendi topraklarında.

Soyları tükenmesin diye korumaya alınmış balinalar, kaplumbağalar ya da kelebek türleri kadar değerleri yok mudur bu insanların?

Bizim vurdumduymazlığımız, Müslüman kanını ve hukukunu öylesine ucuzlatıyor ki, her önüne gelen Müslümanlara zulmetmek için fırsat kolluyor dünyada.

Bu zulümlerin gerekçesi ise hiç bir zaman İslamofobi (İslam korkusu) gibi suni gerekçeler olamaz.

Çünkü dünyanın hiçbir bölgesinde olmadığı kadar, Arakanlı çocuklar korku içinde hal-i hazırda… Rahatça öldürülebilen, yakılabilen ya da tecavüz edilebilen insanlardan kim neden korksun ki?

Bu açık bir İslam nefretidir. Burma’da yaşananlar apaçık bir anti-İslamizm, hatta anti-insanizm örneğidir aslında.

Devletimiz, Burma Müslümanlarının da hamisi olmalıdır. Devlet yöneticilerimiz Myanmar’da yaşanan bu ağır zulmü durdurmak adına, tüm dünyayı harekete geçmeye çağırmalıdır acil olarak.

Tüm dünya görmeli Müslüman kanının o kadar da ucuz olmadığını. Tüm dünya vazgeçmeli Müslümanlara yapılan zulümlere karşı sessiz kalmaktan.

Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları, bütün cemaatlerin ve dünya üzerindeki hakkın gücüne inanan bütün milletlerin katılımıyla acil bir ARAKAN KONFERANSI düzenlemelidir İstanbul’da.

Turistlerin akın ettiği bütün bölgelerimizde belediyelerimiz, STK’larımız, gönüllü insanlarımız Arakan’da yaşanan zulmü anlatan afişlerle doldurmalı her yeri…

Camilerimizde, televizyonlarımızda, internet sitelerimizde bu insanlık dışı zulmün iğrençliği olabildiğince güçlü bir şekilde anlatılmalı dünyaya.

Bütün bu acı olaylar, Müslümanların birlik olmasının zorunluluğunu bir kere daha kanıtladı bizlere.

Birlik olmaktan, zulme karşı birlikte mücadele etmekten başka hiçbir çaremizin olmadığı o kadar açık ki artık!

Ülkemizdeki bütün cemaat mensupları, bütün siyasi partiler, bütün STK’lar hiç vakit kaybetmeden birlik içinde ARAKAN zulmüne karşı seslerini yükseltmelidirler.

Birlik olmaktan başka hiçbir yolumuz olmadığını hala daha anlamayacak mıyız? Bölünmüşlük ve dağınıklığımızın bizi yok etmek isteyen canavarların iştahını nasıl da kabarttığını görmeyecek miyiz hâla?

Arakan denilen bir yerde, çocuklar aç bırakılmış, kadınlar tecavüze uğramış, erkekler yakılmış ve bizler de sessiz kalmışsak eğer, hangi iftarın, hangi sahurun ya da hangi Ramazan’ın huzurundan bahsedebiliriz ki?

Bediüzzaman gibi bütün yüreğimizle “ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM” diye haykırmalı ve zulmü durdurmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız bu günlerde.

O vahşeti, Arakanlı Müslümanlara layık gören zulüm zihniyeti susturulmazsa eğer, acının bir gün bize de dokunacağından nasıl emin olabilirsiniz?

Arakan’da az önce öldürülen o çocuğun acısını yüreğimizde hissedebildiysek eğer, zulme karşı elimizden geldiğince mücadele etmekten başka hiçbir yol bizi sorumluluktan kurtaramaz.

Kendimizi kandırmayacak, ne yapabiliyorsak yapacağız ve bu zulmü durduracağız! Manevi sorumluluktan kurtulmanın başka da bir yolu yok kardeşlerim.

%d blogcu bunu beğendi: