içimdeki SEN gibi…

Fransa Meclisi’nde kabul edilen ve iki ülkenin ilişkilerini geren o yasa:

Yasa neden değişti?

Fransa Ulusal Meclisi’nin Anayasa Komisyonu’nda bir yıldır görüşülen tasarı ilk önce “Irkçılıkla mücadele ve Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasına ilişkin yasa tasarısı” başlığını taşıyordu. Ancak komisyon Türkiye’den gelecek tepkilerle adını “Yasayla kabul edilen soykırımların inkârının cezalandırılmasına ilişkin yasa” olarak değiştirilerek Yahudi soykırımını inkârına ilişkin suçları da kapsar hale getirildi.

Yasa ne getiriyor?

İktidar vekili Valerie Boyer’in sunduğu ve hükümetin de desteklediği yasa tasarısı, ‘Fransa’da varlığı yasayla kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlere en fazla 1 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro’ya kadar para cezası verilmesini’ öngörüyor. 2001’de 1915 olayları Ermeni soykırımı diye tanınmıştı.

Kimler dava açabilecek?

Soykırımı inkâr konusunda kamu davası açılamayacak. Ancak suçtan zarar gördüğünü ileri süren kişiler ya da dernekler dava açma yetkisine sahip olacak.

Kimler yargılanabilecek?

Yasaya göre, ikinci bir kişiyle konuyu tartışan her hangi bir Türk’ten, bunu bir panelde anlatan bir uzmana, konuyu araştıran bilim adamı ve tarihçilerden siyasetçilere ve bunu basın yoluyla yayan gazetecilere kadar, “Ermeni soykırımının olmadığını, hatta olması konusunda şüpheleri olduğunu” açıklayan herkes yargılanabilecek. Ancak yasanın nasıl uygulanacağı, yasa çıktıktan sonra ilgili bakanlık tarafından yayınlanacak yönetmelik ve genelgeler ile netlik kazanacak.

Basına da ceza var mı?

Yasayla, 1881 tarihli Basın Yasası’na da atıfta bulunularak, inkârın basın yayın yoluyla yayınlanması da yasaklanıyor. Bu durumda medyada yer alabilecek “sözde soykırım” ifadesi Fransa’da suç teşkil edecek. Yayın kuruluşu da kanun karşısında sorumlu tutulacak. Ancak yargılama usulleri ve cezalar çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenecek.

-alıntı-

Reklamlar

Comments on: "Ermeni ‘Soykırım’ Yasası Nedir?" (3)

  1. KÖPRÜLER, CAMİLER DEVRİ VE SUNNİ OSMANLI HEGEMONYASINA DOĞRU…

    “Sünni-Ulus” inşasına hız veren AKP, Osmanlıcı vizyonunu hayata geçirmeye hız verdi. Arada sırada verilen geçici tavizler mücadelenin taktiksel yönleri olarak sunuluyor… Bölgesel bir güç olmaya soyunan AKP iktidarı, bölgede Şii direniş eksenine karşı önü açılan Sünni iktidarların öncülüğünü üstlenmeyi ve Türkiye’yi Sünni hegemonyanın merkez ülkesi yapmayı hedefliyor. Bu ise Alevilerin eskisine nazaran çok daha fazla baskı altında tutulmaları, hatta dış mihrakların bir uzantısı olarak gösterilerek, asimile ve göçe tabii tutulmalarını kaçınılmaz kılmaktadır.
    Sunni devlet ve örgütler, katar, Suudi arabistan, Hamas, Müslüman kardeşler, Libya aşiretleri, Abdullah Öcalan ve Barzani’yle ilişkilerin yoğunlaştırılması, ÖSO’nun silahlandırılıp Suriye Kürtlerinin üzerine saldırtılması, vb. “Sünni-Ulus” inşasının bölgesel ve küresel boyutunu göstermesi açısından önemli ipuçları veriyor.  

    Karizmalı lider diye lanse edilen Erdoğan, ”Avrupa Parlementosunu tanımıyorum” diyerek köyüne kapanmış bir aşiret reisi karizmasını yansıtmaktan ileri gidemedi. Tayyip Erdoğan’ın son dönemdeki agresif tavırları, dış dünyada ona en çok destek vermiş olan insanları kaybetmesine yolaçarken, ana çemberinde de kara bulutları toplamaya başladı. AKP liderinin aşırı çelişkili tavırları, 2 saat içinde söylediğinin tam tersini idda etme hızında bakanlarını bile geçmesi, sokak kabadayılarını andıran tavırları ile Kenya, Uganda veya Kongo’da çete savaşları yapan tribu liderleri benzeri bir imaj yarattı. Kazak- Türk iş forumu’na katılmak için gittiği kazakistan’da, Kazaklar’dan 5 çocuk yapmalarını, Balkanları yeniden kan gölüne çevirmek için Bosna ve Arnavutlar’dan da en az 5 çocuk yapmalarını isteyen Erdoğan, bu son olaylardan sonra korkmuşa benzer ki, Kazlıçeşme ve Sincan’da ”çok çocuk” masalını tekrarlamadı…
    AKP karizmacısının söylediği beş çocuktan üçü zaten ekmek bulamayıp Avrupa’ya göçüyor, geride kalanlar ya tinerci oluyor, yada varlıklarının nedeni olmuş Erdoğan’a karşı isyan ediyor, Taksim isyanı ile başlayan yeni gelenekle gözleri açıldığından her zaman Erdoğan’ın bizzat kendisi için potansiyel bir tehlike olarak çoğalıp duracaklardır.

    AKP iktidarı Aleviler’i aşağılamaya devam ediyor. AKP şimdi açıktan, Alevilere karşı, Alevi katliamcısı padişah ve politikacıların diliyle konuşuyor. Taksim ve Çamlıca’ya, Osmanlı dönemini yeniden canlandıracak dev camiler kurma planları, İstanbul’da yapımına karar verilen üçüncü köprüye, Alevi katliamcısı Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi, bunun göstergeleridir. Erdoğan artık resmen Alevi kültürüne küfür etmeye başladı. Bir halkın kültürünü yok sayan, onu aşağılayan böyle bir ”karizma” çok tehlikelidir.

    2. Köprünün adı: Fatih köprüsü, yani kardeş katilliğini kanunlaştıran ilk zalim! Fatih henüz 11 aylık olan kardeşi Ahmet’in öldürülmesini emretmişti. Fatih sultan Mehmet henüz devlete isyan edecek nitelikte olmayan ve sadece hanedan mensubu olması sebebiyle kendisinden şüphe edilebilecek kardeşinin katlini emrederek suç işlemiştir. İşte bu katilliği köprülerle semboleştiren Sunni islam ideolojisini devam ettirmeye çalışan AKP rejiminin çağ dışı karakteri!

    3. Köprü: Yavuz Selim köprüsü,  kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldüren zalim… Bu zalim sistemin liderleri, Padişahlar Fatih’in bu kanununa dayanarak kardeşlerini veya çocuklarını boğdurturken, esasında devletin bütünlüğüne zarar verdiklerini ve iktidara karşı geldiklerini iddia etmişlerdir. Asi olan hanedan mensubu da olsa, üçüncü bir şahıs da olsa cezası bellidir. İdam…
    Sunni Osmanlıcılar’ın cevapları hemen hazırdır: ”…Osmanlı bu yolla birlik ve beraberlik sağlamıştır, yoksa koca osmanlı olmazdı..” deyip duruyorlar! Ne yazık ki bu ”kardeşleri” normal bir yolla birleştirmeyi başaramayan böylesine bir sistem en kötü bir sistemdir. Yani 2 kardeşi normal bir şekilde bir arada tutamayan zalim Osmanlı’nın, o kadar milleti nasıl tahakküm altında tuttuğu aşikardır.
    Osmanlı’nın ideolojik babası Muhamet, çete reislerini kız alıp vererek birbirine bağlıyarak Arap milliyetçiliğini yaratmıştı. Yani o da bir buçukluk bir kaç aşireti normal yolla birleştirememişti.
    Fatih kanunnamesinden sonra Yavuz Sultan Selim, kardeşleri Korkut ve Ahmed’i devlete isyan gerekçesi ile öldürtmüştür. Gerçekten de henüz Sultan İkinci Beyazıd’ın sağlığında üç oğlu arasında taht kavgaları başlamış, şehzadeler kendi orduları ile birbirleriyle savaşmış ve bu savaşlar sonucu Sultan Selim tahtta sahip olmuştur. Diğer kardeşler ise devlete asi geldikleri için makus talihlerine razı olmuşlardır. Kardeşlerinin erkek evlatlarına da aynı muameleyi reva görmek ne kadar bu kanunname kapsamında değerlendirilebilir anlamak mümkün değildir. Zalim osmanlı burada gerçek yüzünü gösteriyor. Hakikaten henüz kundakta olan hanedanın erkek üyeleri dahi Yavuz’un emrinden kurtulamamışlardır.
    Yavuz’un oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da oğlu Bayezid ve onun beş evladını devlete isyan etmek gerekçesi ile öldürdüğü bir vakıadır.
    Bu konuda en pervasız padişahlardan birisi maalesef 3. Murad olmuştur. Padişah, çevrenin de etkisiyle ve siyâseten katl esasına dayandırarak beş kardeşini idama mahkûm ettirmiştir.
    İŞTE AKP ‘ İN SAVUNDUĞU KARDEŞ KATİLİ OSMANLI…

    Esassen AKP’ nin de azgınca savunduğu bu Osmanlı bir zulüm, vahşet ve barbarlık sistemidir, kaynağını Sunni islam’dan alır. Sünni hegemonyasının tesis strateji, AKP ve diğer Arap devletlerinin ortak projesi olarak gelişirken, tam da böylesi bir süreçte, Türkiye’de Alevileri rencide eden politikalara hız verilmesi, Sünnileri Alevilere karşı düşmanlaştırmaya yönelik AKP kışkırtmaları, Alevilerin Hiristiyanlardan daha tehlikeli oldukları şeklindeki Osmanlı düşüncesinin miting alanlarıda propoganda malzemesi olarak kullanılması tehlikenin boyutunu göstermektedir.
    Türkiye Cumhuriyeti, Sunni dinci asker-polis devleti olmayı 11 yıllık AKP rejiminde gerçekleştirdi, ama bunun zirve noktasına ulaşılırsa Alevi’lerin sonu Rum ve Ermeniler’in  ki gibi olacaktır.
    Bunun provası şimdilik Suriye’de, AKP Sunni islamcılarının desteğinde yapılıyor…
    Erdoğan’ın, Suriye’ye giriş planlarından vazgeçmemesi, PKK’yi, Sunni şeriatçı gurupları desteklemek için 5.kol şeklinde oraya sokma girişimi, sorunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor.
     
    AKP’nin kendi özel ordusunu kurma yolunda hızlı adımlar attığı bu günlerde, polis gücünün bu kadar kısa sürede palazlanıp küçük ve donanımlı bir ordu haline gelmesi, Kürt aşiret reislerinin silahlı güçlerinin de bunlara entegre edilmesi sürecine paralel olarak ortaya sürülen son senaryo tamamıyla aldatmacadır…
     ”barış süreçleri”, geri çekilmeler, İmralı’da, gizli karanlık hücrelerdeki MİT senaryoları, ”Kürt sorununu çözmek” için hazırlanan, nerede oldukları bilinmeyen hayali plan ve projeler”, bunlar tamamıyla yalandır, bunun herhangi bir belgesi ve imzalayıcısı da yoktur. Sunni islamcıların tek şefi (yeni tipten bir halife!) olma dışında hiçbir amacı olmayan Erdoğan’ın kalkıp da Kürt sorunları ile uğraşacağını sanmak saflık olacaktır. AKP rejiminin Suriye’de direk Alevileri ve Hiristiyanları hedef alan soykırım planlarını gerçekleştirmek için PKK altında örgütlenmiş gerilla tecrübesine sahip kontraların gücünden faydalanma taktiğidir bu: Abdullan Öcalan’ın, ”İslam bayrağı altında, Erdoğan’ın başkanlığı altında birleşelim” çağrıısı ve kontraların dağlardan alınıp güneye kaydırılmaları, AKP rejiminin aşamalı planlarını ortaya koydu…Erdoğan’ın Ali’cilik yapması da, tamamıyla adi bir propogandadır ve piskolojik savaşın bir parçasıdır. Alevi’lerin, kendi varlıklarını hedef alan bu türden piskolojik savaşa dur demelerinin zamanı gelmiştir.
    AKP rejiminin Müslüman Sünni kesime sırf Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yıllık en az 8.6 milyar dolar kaynak aktarıyor. İmam-hatip okullarına, Kur’an kurslarına, diğer kurumlardaki mescitlere milyarlar akmaya devam ediyor. Alevilerin verdikleri vergiler onlara karşı birer silah olup çıkıyor. Bütün maddi kaynaklar Sünniliğe doğrudan entegre edilmiş. Diğer yandan 11 yıllık AKP rejiminde Alevilik tarihinin en büyük asimilasyonunu yaşadı. Milyonlarca Alevi Sunnileştirilip dejenere edildi. Osmanlı Aleviliğe karşı insanlık tarihinin gördüğü en vahşi ve en büyük katliamların uygulayıcısı olmuştur. Başta Ayasofya olmak üzere binlerce kilise Camiye çevrilmiştir. Alevilerin kendilerini İslam dairesi içerisinde tanımlamaları tamamen korku temelinde, zorla söyletilmiş bir vurgudur. Müslümanlarca çembere alınan halklar yaşama şanslarını artırmak için bu yolla başvurmuşlardır…Aleviler, Sünni ve Şii anlayışın benimsediği ve uyguladığı İslam anlayışını uydurma bir din olarak nitelendirmektedirler.
    Alevilerin din anlayışı ile Sünni Şii İslam anlayışı arasındaki derin farkları olduğu için, İslam’ın Halifeliğini üstlenen Osmanlı için bu sapık bir inançdır ve yokedilmesi gerekir. 1826 katliamından sonraki süreçte Osmanlı Alevilerle ilgili politikasında değişikliğe giderek, katliamın ve baskının yanı sıra çok yoğun olarak asimilasyon politikasına girişilmiştir. Alevi Köylerine Cami yapma politikası bu dönemde başlamıştır. Alevi Bektaşi Dergahları Sünni tarikatlara teslim edilirken, dağ başlarındaki Alevi Tekke – Dergahlarına ise o bölgeden Alevi işbirlikçiler görevlendirilmiştir. Alevi çocukları köylerinden alınarak Sünni okullarında eğitilip köylerinde görevlendirilmişlerdir. Aleviler açısından çok yoğun bir Sünnileşme yaşanmış, Alevilikte görülen Sünni usullerde bu dönemde Aleviliğe sokulmuştur.
     
    Osmanlı’ın devamı olduğunu idda eden AKP Sünniliğe dayalı korku imparatorluğunu kuruyor.

    Erdoğan, hükümet olmanın namazı, Kuran’ı ve abdesti bilenlerin işi olduğu söylüyor. “Ne zaman abdest alınacağını bilmeyecek kadar zavallı, ne İslam’dan ne abdestten, ne Kuran’dan habersiz olan insanlar Türkiye’de iktidar olmaya kalkıyorlar. Önce milleti tanı bakalım” ifadesi ile, ayrımcılıktan beslenen, tekçiliği dayatan ideolojik yüzünü gösterirken, diğer yandan ise, hedeflerinde var olan salt Sünniliğe dayalı Türkiye düşüncesini gözler önüne sermektedir.
    AKP hükümeti, Alevileri, camiye, abdeste ve namaza davet etmekten vazgeçmelidirler. Aleviler Cemevinde, Niyazında ve ruh abdestlerinden mutludurlar. Gayri Müslimler ise kendi Kilisesinde, Havrasında ve Sinagogunda mutlu ve huzurludur.
     
    Bilindiği gibi, Arap aşiret liderleri Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid ve sonraları Osmanlı halifeleri döneminde, büyüme gelişme genellikle kan bağı yaratılarak sağlanıyordu. Osmanlının ortaya çıkışı aynı bu yolu izledi. Osman’ ın oğlu Orhan, bir Bizans prensesi ile evlendirildi ve böylece Osmanlı dünyaya gözünü açtı.
     
    Ne yazık ki bu ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
     
    İslam politik ideolojisinin lideri Muhamet, Arap ulusunu yaratmak için Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye, Yezid ve tüm geri kalan yöneticileri, kız alıp verme denilen ilkel bir gelenekle birbirine bağladı.
     
    Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
    Muhammet, Ömer’in damadı.
    Osman, Muhammed’in damadı.
    Ali, Muhammed’in damadı.
    Ömer, Ali’nin damadı.
    Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
    Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
    Bu durumda
    Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
    Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
    Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
    Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
    Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.
     
    Demek ki bugün yüz milyonlarca insana hükmeden Muhamet idolojisi o zaman bir kaç aşiret ileri gelenini bile bir araya getirmekte yetersiz kalmış!
    Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine birer kan bağı ile kenetlendirilmişler. Bu yapaydır, sunnidir. Demekki bu sözde ”kutsal” insanları normal bir yolla birleştirmek mümkün değilmiş!
     
    Toplumların uluslararası entegrasyonu dururken, Avrupa kültürüne entegrasyon dururken, çöllerde serseri mayın gibi izole hayat yaşayan Bedevi kalıntısı ilkel toplulukların yalan dolanla abartıp günümüze kadar bölge halklarına zorla dayatıkları savaş ve yağmalama kültürüne sarılmak, kabile şeflerinin hikayelerinde kutsallık aramak, bunların ideolojileri ile devlet yönetmeye kalkmak sonuçsuz kalmaya mahkümdur.
    Aleviler, kendilerini bu saçma sapan İslamist ideolojilerden kurtarıp özgür bir toplum haline gelmelidirler.
    Türkiye’ de Dersim alanı dışında Alevi’lerin çoğunluk sağladığı şehir kalmadı.
    Aleviler, şimdiye kadara takip edilen yanlış politikalarla zorla asimile edilerek 13 şehirden göçe zorlandılar, boş kalan alanlara ise Balkan ve kafkas göçmenleri yerleştirildi… Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
    1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
    Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
    İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…
     
     
    Muhamet’in 632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

    Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
    Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
    Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
    Hiristiyan ve Yahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
    Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
    Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
     
    Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
    1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 810 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
    Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
    Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
    Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
    Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
    Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
     Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
    Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
    Hangi Alevi’ye sorsan;
    ‘’Şeriata karşı mısın?’’
    ‘’Evet, karşıyım’’ der.
    Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
    Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
    Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
     Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Devşirmeci kalıntısı İslamist askeri güçler sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
     
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    ***********************************************************************
     
    TAKSİM’E VE ÇAMLICA’YA CAMİ İSTEMİYORUZ. YENİ SULTANLARA HAYIR!
     
    İMZA KAMPANYASINA KATILALIM…
     
    http://www.change.org/petitions/başbakan-yuksek-bina-yapmayın-demis-peki-ya-camlica
     
    Çamlıca ve Taksim’e kazma vurmanıza rızamız yok, bu sizi ilgilendirmiyor mu? #Camlica – Kampanyaya İmza Ver!
    Kampanyaya İmza Ver

  2. ORTADOĞU VE KUZEY AFRİKA SİYASAL SUNNİ İSLAM’IN POSTALLARI ALTINDA İNLİYOR!
     
    SURİYE VE TÜRKİYE’DE YAŞANAN SÜREÇ ÖZGÜRLÜĞE DEĞİL, SUNNİ İSLAM’IN HEGEMONYASINA GİDER.
     
    Sunnici AKP rejimi, yeşil sosyalizmi savunan Kaddafi’nin devrilişinde son anda büyük rol oynadı, – Kaddafi’ye vurucu darbeyi indiren  Misrata alanındaki aşiretlere, ağır silahlar ve aşırı dinci militanlar, Suriye örneğinde olduğu gibi Türk ordusunca, ‘yardım gemileri’ ile sağlandı. Sunni Libyalı aşiretler, AKP desteğinde iktidara geldiler…
    AKP rejimi baştan beri Mısır’da Müslüman kardeşler örgütünü destekledi. Sunni’ci siyasal İslamcılar Mısır’da da iktidar oldular.
    AKP rejimi, Tunus’da aynen Mısır gibi siyasal İslamcıları destekledi ve iktidara gelmeleri için gerekli yardımları yaptı.
    Sunni AKP rejimi, Bahreyn’de Şii muhalafeti bastırmak için ilkel aile diktatörlükleri olan Suudi, Kuveyt, Arap emirlikleri ve Katar’ın yanında yer aldı. Türk rejimi Irak’da Şii’lerre karşı Sunni Arap ve Sunni Kürtleri yanına çekerek orada da Sunni hegemonyasının restorasyonuna çalışıyor.
    Suriye alanına dönersek,  gerçeklik olan, azınlık topluluklar olarak Kürtler ve Alevi’lerin Suriye ve Türkiye’deki durumlarının hemen hemen aynı oluşudur. Aleviler, her iki ülkede de azınlıktırlar.
    1925 yılında Mustafa Kemal’in çıkarmış olduğu yasayla Alevilik yasaklanmıştı. Aleviler kendi inançlarını yaşayamadılar. 1960’lara kadar Aleviler toplanamazdı. Cem yapamazlardı. Cem yapmak yasaktı. Cem yapabilmeleri için köyün etrafına nöbetçiler yerleştirilirdi. Cemler gizli yapılırdı.
    1990 yıllarına kadar bu ülkede Kürt olmak ‘ta suç sayılıyordu. Kürtçe kaset bile çıkarmak suçtu. Kürtçe bir kaset çıkarmanın yolu cezaevinden geçerdi. Ahmet Kaya “Kürtçe bir klip yapacağım” dediği için hakkında onlara yıl hapis istendi. Osmanlı da oyun çoktur. Dün Alevileri Sünnileştirmek için çakma Ehl-i Beyitler yetiştirdiler, günümüzde ise Kürt’leri Türkleştirmek için “köy korucusu” yetiştirdiler. Ve bugün köy korucularının görevi ne ise o dönemlerde Anadolu Alevi’sinin yoğun olarak yerleştiği bölgelere gönderilen Ehl-i Beyitlerin görevi o idi Alevileri Sünnileştirmekti.
    Türk ordusunda ki Alevi kökenliler, ‘barışçıl’ yollan temizlenirken, Suriye’de bunun silahla olacağı gerçeği göz ardı edilemez, gerisi benzer bir tablo! Şu anda AKP’ yi destekleyen geniş Alevi kitleleri kendilerini bekleyen felaketlerin farkında değiller!
    1200 ile 1700 yılları arasında Anadolu topraklarında resmi rakamlara göre 650 bin Alevi Osmanlılar tarafından katledildi. 1700 yıllarından sonra, Osmanlılar katliamlarla bitiremedikleri Alevileri asimile etmek için yeni bir oyun sergilediler. Özel olarak 800 dolaylarında çakma Ehl-i Beyt dedeler yetiştirdiler. Bunlara Ehl-i Beyt unvanını verdiler. Alevilerin yaşadığı bölgelere göndererek “esas Müslüman biziz” propagandasını yaydılar. Bununla da yetinmediler var olan Kuran-ı Kerim için “bu gerçek değil gerçeği Mısır’dadır, Kuranda namaz yoktur, cami yoktur. Ali namaz kılmazdı, yolumuz Ali’nin yoludur” söylemiyle zaman içinde Alevileri, buna inandırdılar.
    Osmanlı’nın Anadolu’yu istila ettiği yıllardan beri, “Kızılbaş” olarak adlandırılan Anadolu Alevilerinin “Katli vacip, malı namusu helal” fetvaları ile yüz binlerce Alevi katledilerek bugüne gelinmiştir.
    Üç asır Osmanlılara direnen Aleviler, çok ağır bedeller ödediler. Yavuz Selim Katliamı’ndan sonra, Aleviler zorunlu olarak -kerhen de olsa- İslam’ı kabul etmiştir. O tarihten sonra Alevileri Müslümanlaştırma politikası izlendi. Merkezine insanı koyan bir inancı yanlış yere oturtmaya çalıştılar. O kadar ileri gidil ki, Ali ile Ömer, Yezid ile Hüseyin’in arasındaki iktidar kavgasını ‘’Alevi Yolu’’ diye Alevilere anlatıldı. Amaç: Bu yolla Alevilere İslam’ı benimsetmek ve asimle etmek!
    Altı yüz seksen yılında Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandılar. Bundan da başarılı oldular. Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a direnen kendi pirlerini bile anmaz oldular.
    Alevi olmayan, namaz kılarken öldürülen Ali, camide çıkmayan oğlu Hüseyin’i Alevi yaptılar. Alevileri kendi değerlerine yabancılaştırdılar. Alevileri asimle etmek için “esas Müslüman Alevilerdir” propagandasını en etkin bir biçimde kullandılar. Milyonlarca Alevi’yi Sünnileştirdiler.
    Öyle ki zamanla sistem ‘’kendi Alevi’sini’’ yarattı. Sistemin Alevileri ‘’Cuma günleri namaz kılmak Aleviler için farzdır’’ propagandasını yaptılar. Alevileri camilere götürdüler. Müslümanlığı reddeden camiye gitmeyen Aleviler katledildi. Bugün de sistem bazı Alevilere bazı imkânlar tanıyarak, kullanmaya devam ediyor.
    Dünya’nın hiç bir yerinde, insanlar Atalarını katledeni, inancına zulüm yapanı, inançlarına yasak getireni, dergâhlarını kapatan kişiyi asla sevmezler. İnançlarını yasaklayan kişinin resmini evine ve ibadet ettikleri yere asmazlar. Kendi cellâdını çocuklarına kurtarıcısı gibi göstermezler. Aleviler bu hatayı yaptı.
    Biz atalarımızın düşmüş olduğu hataya asla düşmeyeceğiz. Geçmişimize bakıp ders çıkarmak zorundayız. Dostumuz kim, düşmanımız kim çocuklarımıza anlatmak zorundayız. Bunu anlatamazsak dün atalarımız katledildi, bugün bizler, yarın’da çocuklarımız katledilir. Alevileri dün Osmanlı katletti bugün ise Kemalizm…
    Mustafa Kemal Cumhuriyeti kurarken, en büyük desteği Alevilerden almıştır. Mustafa Kemal kendi sistemini kurduktan sonra, 1925’de meclis’te özel bir yasa çıkararak, Alevileri yok saydı. Alevi dergâhlarının tamamını yasakladı. Alevilere ihanet etti. Bununla kalmadı Alevilere yönelik yeni katliamlar gerçekleştirdi.
    Dersim’de on binlerce alevi katletti. Atalarımız kendi ibadetlerini yaşayamaz oldular. Yeni nesil bunları bilmez. Bir köyde Cem yapılacaksa, köyün bütün giriş çıkışları kontrol altına alınırdı. Nöbetçi bırakılırdı. Devlet görmesin diye. 1990 yıllarına kadar Alevi gençlerin çoğu Cem nedir bilmezdi. Ne acıdır değil mi? Böyle bir zulüm olur mu? İşte Kemalizm budur. Ama çocuklarımız bunu bilmiyor.
    Mustafa Kemal, Sünni bir inancı savunuyordu. Bugünkü diyanetin temelini o attı. Camileri serbest bıraktı, ‘’Devletin resmi dini İslam’dır’’ dedi. Alevi dergâhlarını yasakladı. Nüfus cüzdanına din hanesini ekleyerek; Alevileri Müslüman gösterdiler. Bugün Tayyip Erdoğan ‘’Türkiye’nin yüzde 99 Müslüman’dır, ibadet yerleri Camidir ‘’diyebiliyorsa Alevilerin kimliklerine Müslüman yazıldığı içindir.
    Mustafa Kemal Irkçı, faşist, Turancı, Sünni mezhebine dayalı Faşist Türk devletinin temellerini attı ve geliştirdi. Bu ülkede yaşayan başta Kürt ulusu olmak üzere herkesi yok saydı. ‘‘Ne Mutlu Türk’üm’’ diyerek herkese tek tip elbise giydirdi. 1925’de Alevi dergâhlarını kapatan yasayı çıkarınca atalarımız yeterince tepki göstermemiştir.
    Var sayalım ki o zaman koşullar buna müsait değildi. Sindirilmiş bir Alevi toplumu vardı. Sessiz kalındı. Peki, Alevilerdeki Kemalizm hayranlığını nasıl açıklayabiliriz? Atalarımız hata yaptılar, hala bu yanlışta diretenler var. Dergâhlarımızı kapatan, Dilimizi, inancımızı yasaklayan Mustafa Kemal’i bize yanlış tanıttılar. Yazıktır günahtır. Doğruları anlatmak, hem insanlığın hem de inancımızın gereğidir.
    Hani bir söz vardır; insanlar kendi cellâdına âşık olur mu? Diye. Evet, Aleviler kendi cellâtlarına âşık oldular. Bugün her Alevinin evinde ve Cemevlerinde Mustafa Kemalin ve Ali’nin resmi var. İşte bugün Alevi gençleri bunu sorguluyor.
    Hangi Alevi’ye sorsan;
    ‘’Şeriata karşı mısın?’’
    ‘’Evet, karşıyım’’ der.
    Ama hiç kimse şu soruyu kendisine sormadı. Ali kim? Ali nasıl bir yol izlemiş yaşamı boyunca Aleviler için ne yapmış? Ali, Muhammet, Ebubekir, Osman ve Ömer’den sonra şeriatı en güzel tatbik eden kişidir. 4. Halifedir. Şeriatın egemen olmasında en çok onun emeği vardır. Alevilerin düşman olarak gördükleri 3. Halife olan Ömer in de kayınbabasıdır.
    Güneş balcıkla sıvanmaz, masal anlatarak okur- yazarı olmayan temiz kalpli insanları, yıllarca İslam’ın cenderesine hapis ettiniz. Onları kandırdınız. Ama artık yolun sonu göründü. “Alevilik İslam’ın Özüdür” diyenler sistemde beslenen sistemi karşılarına almak istemeyen tuzu kuru olan, kendi aslını inkâr edenler. Alevi gençleri bunların kim olduklarını artık biliyor ve tanıyor.
    Bugün Alevi gençliği hem tarihi ile hem de hurafecilerle hesaplaşıyor. Aleviler için yeni bir süreç başladı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Okuyan, araştıran, sorgulayan bir gençlik yetişmektedir. Osmanlının Alevileri asimle etmek için, “Esas Müslüman Alevilerdir” gerçekleri yansıtmadığını Alevi gençliği görebiliyor ve sorguluyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Alevi gençleri kendi tarihleriyle yüzleşiyor. İslam’dan binlerce yıl önce var olan bir inancı İslam la birlikte var olmuş gibi gösterenleri yargılıyor.
    Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Aleviler İslam’ı değil kendi inancını yaşayacaklar.
     Baasçılar daha önce Arap ırkçılığı altında insan bile kabul edilmeyen Kürtler’e, onları karşılarına almamak için beklenmedik bir şekilde otonomi verdiler. AKP- sivil Asker zinde güçler, bu taktiğin tuttuğunu görünce kendileri de hemen 180 derece çark ederek, 35 yıldan beri en büyük düşman diye ilan ettikleri PKK’yi yanlarına aldılar, lider diye lanse ettikleri kişiyi de yeni görevler verdiler. Suriye örneğini kopya etmeye çalışmaları, bu iki ülkedeki durumun benzerlği konusunda yeterli bilgiyi sunuyor. Kemalizm ve onu temsil eden devşirmeci kalıntısı ordu sayesinde kurtulduklarını sanan Alevi kitleler, önümüzdeki dönemde hızlandırılacak siyasal islam proje-planlarının hedefleri olacaklardır. Sahte dedeler ve Alevi örgütlerine verilen sus paylarının sonu görünüyor. Sunni siyasal İslam tekçi olduğu için, Alevilerin varlıkları konusunda endişe duymaları ve Sunnileşen bir orduya da artık güvenememeleri, yeni tercihleri gündeme getirecektir.
     
    MEZHEP KAVGALARI ÖZGÜRLÜK  DEĞİL, BÖLÜNMEYİ GETİRİR!
     
    AKP rejiminin Suriye’deki mezhep kökenli çatışmalarda yer alması, başka devletleri de kışkırtıp alevleri sağa sola üfürmesi, Türkiye’ nin geleceğini belirleyecektir. Alevi Sunni çatışması hızla Türkiye’ye doğru yol alıyor!
    Şimdilerde Suriye ve Irak’ta yeniden alevlenen geleneksel mezhep kavgalarının hiç bir toplum veya millete özgürlük getirmeyeceğini 1400 yıllık geçmişe dayanarak idda etmek yerinde olacaktır.
    Ali-Ömer-Osman-Ebubekir arasında başgösteren taht kavgalarına dayanan bu hizipleşme 1400 yıldan beri milyonlarca insanın ölümüne yol açtı. Ortadoğu’da Hristiyanların mirasına konarak yayılan Müslümanlık, onların bölünüp hizipleşmesini kopyalamakla kalmadı, üstelik bunu en uç noktaya götürerek, çok adi, tamamıyla kriminal bir ortam yarattı. Ali, Osman, Ömer, Bekir ve diğer Arap aşiret liderleri arasındaki rant kavgalarında sağ çıkan olmadı, bunlar birbirlerini öldürmekle kalmadılar, yığınla insanıda kutsallık adına felaketlere sürüklediler…
    İslam’ı kuran guruplar tamamıyla aşiret ve aynı soydan gelen kabilelerin şimdiki mafya örgütlenmesi dışında özel bir durumları yoktur: yöntemleri  ilkel bir metot olan kan bağı kurmaya dayanıyor, yani herkes birbirinin kızını alarak vererek mafya örgütlenmesine giriyor…

    Görüldüğü gibi Ali, Ömer, Osman, Ebu Bekir, Muaviye ve Yezid hepsi birbirine basit şekliyle kan bağı kurularak bağlanmış.

    Muhammet, Ebu Bekir’in damadı.
    Muhammet, Ömer’in damadı.
    Osman, Muhammed’in damadı.
    Ali, Muhammed’in damadı.
    Ömer, Ali’nin damadı.
    Muaviye, Muhammed’in kaynıdır.
    Yezit, Muhammed’in kaynı olan Muaviye’nin oğludur.
    Bu durumda
    Osman’ın ve Ali’nin çocukları Hz. Muhammed’in torunlarıdır.
    Ömer’in, Ali’nin kızı Gülsüme’den doğan çocukları Ali’nin torunlarıdır. Gülsüme Ali’nin kızı, Muhammed’in torunudur.
    Ömer’in çocukları Muhammed’in kayınlarıdır.
    Osman, Ali’nin çocukları, Hasan ile Hüseyin’in teyzesinin eşidir.
    Muaviye, Ali’nin eşi Fadime’nin dayısı.
    Yezid, Hz. Muhammed’in kaynının oğludur.
    Muhamet’in  632 yılında ölümünden sonra, Ebu Bekir halife oldu. Onun zamanında fetihler devam ederek; Bahreyn, Irak’ın bir kısmı ve Suriye’nin bir bölümü fethedildi. Yağma ve talanlarla iştahları açılan Arap kabileleri artık durmak bilmiyorlardı…İslâm’la birlikte Arap Yarımadası’nda otorite olan Vahabi kabilelerin kendi aralarında ki kan davaları, müstakil olarak birbirinden intikam almaları durdurulmuş, önlerine yeni hedefler konulmuştur. Gasp, soygun, içki, kumar, fuhuş, hırsızlık, yetim malı yemek, kan dökme, intikam, yalan, kin, haset, kibir dışında hiç bir iyisi olmayan acımasız Arap kabilelerin önlerine konulan bu yeni hedeflerle, dikkatleri komşu ülkelerin zenginliklerini yağma ve talana çekilmiştir.

    Egoist Arap liderlerinin Muhamet’in mirası için başlattıkları kanlı kavgalar biçim değiştirerek devam ediyor…Halifeliğe soyunan Arap liderleri it dalaşında can vermelerine rağmen, ortaçağın karanlığında yaşayan Ortadoğu ve Afrika kabileleri onlarda ”kutsallık” yaratarak İslam mezheplerini oluşturmuşlardır.
    Başlangıçta asalak Bedevi’lerin aktif rol oynadıkları bu rant kavgalarının politik ve askeri stratejileri temelinde şekillenen fraksiyonlar-hizipler ortaçağ karanlığında milyonlarca insanı etkilerine alarak bütün kıtaları sardı. Göçebe Orta Asya Türk’lerinin de zorla bu hiziplere çekilişi, Arap yağma talan ideolojisinin dünyadan izole edilmiş bu türden ilkel boy, soy ve soplara aşılanması, başka halkların İslam adına köleleştirilmelerinin hak olduğu, Bizans ve Pers alanlarındaki zenginliklere zorla el koymanın mübah olduğu, bunun ”Allah’ın Müslümanlara verdiği bir rısk” olduğunun din iman adına propoganda edilişi, bu mezheplerin çığ gibi büyümesini beraberinde getirdi… Yağma ve talandan pay almaya çalışan ilkel kitleler her zaman bu mezheplerden birine yaslanıyor, Müslümanlık da hızla büyüyerek bölgeye hakimiyetini sağladı.
    Bugün Türkiye’de müslümanlaşan yerli halkların eski çöl örf ve adetleri Araplar’dan daha şiddetle savunmaları Arap milliyetçiliğinin ne kadar başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların başı Erdoğan’ın eğer Ali önderliği kabul edilyorsa bende Aleviyim derken neye parmak basıyor? Abbasi döneminde kaleme alınan Buhari, Müslim gibi Ehli-Sünnetin benimsediği hadis kitapları, yine aynı dönemde kurulup, yayılan Hanefi, Şafi , Maliki, Hanbeli gibi mezhepler Arap milliyetçiliğini kitlelere sünnet ve sevap nitelendirmeleriyle yutturmuşlardır.
    Hiristiyan ve Jahudi zenginliklerini ele geçirmek için İslam denen yeni bir dinin yaratılması tamamıyla Arap aşiretlerinin savaş stratejisinin ideolojik-politik temelini oluşturdu. İdolojik alanda çoğu yaşlı karısı tarafından geliştirilen bu sistemin kaderi tarihteki benzerlerinden farksız oldu. Muhamet’in ölümünden sonra ganimet gelirlerinin azalması orduda memnuniyetsizlikler ve isyanların başlamasına neden oldu. Osman döneminde yaşanan bu olaylar sonucunda terör faaliyetleri başlamıştır. Ele geçirilen ganimetlerin paylaşım sorunu, mevki ve çıkarlar,taht kavgaları karışıklıklara ve daha fazla yağmalama anlamına gelen fetihlerin durmasına neden olmuştur. Osman iktidar kavgasında öldürüldü. Ali halife seçildi, Osman’ın katilleri iyi örgütlenmişti…Karşı kliğe yaslanan Muaviye ve Ayşe, Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Bu resmen politik bir kavgadır, bunun neresi kutsallık içeriyor. Ali Osman kavgası, o dönemin aşiret reisleri arasındaki kavgalar, mafia çetelerinin dalaşmalarından farksızdır. Ayşe’nin önderliğindeki Mekke grubu ile Ali grubu arasında Cemel Savaşı yapılmıştır. Taht için herşeyi göze alan çete liderleri arasında yapılan bu savaşı Ali kazanmıştır. Muaviye’nin başını çektiği Şam grubu ile Ali arasında Sıffin Savaşı yapılmıştır. Hakem Olayı’ndan sonra iktidar kavgaları yoğunlaşmış, daha fazla siyasal gruplar ortaya çıkmıştır. Ali’de hayatını iktidar kavgasında, yağma ve talandan ele geçirilen ganimetlerin paylaşım kavgasında yitirmiştir. O dönemin bütün Arap liderleri bu türden taht kavgalarına bulaşmış ve birbirlerini acımasızca katletmişlerdir.
    Sadece haca gitme adı altında örgütlenen ve yıllık Türkiye bütçesinden daha fazla gelir sağlayan İslam hac ticareti göz önüne alındığında Suudi Bedevilerinin ve diğer Arapların kılıççı Ali’ye tapmaları normalin ötesinde olağanüstü derecede önemli ekonomik politik çıkarları öngören çekirdeksel bir işlevdir. Avrıupa’da yaşayan Türklerin hac görevi adına Suudi bedevilerine bıraktığı yıllık haraç ortalama 5.8 milyar Euroyu bulmaktadır. Buna karşılık Türklerin Araplaştırılması için bin bir ad altında faaliyet gösteren İslami örgütler yalnızca Almanya da 11 000 e yakın cami kurup Türkiye’nin avrupadan kovulmasının alt yapısını sağlamaktadırlar.
    Konu bu kadar açık iken AKP liderlerinin Suudiler desteğinde, Suriye’ye saldırı planları yapmaları, oraya onbinlerce terörist örgütleyip sokmaları, bu cellatların yağcılığını yapmaları, bedavadan bunlara daha fazla etki alanlarının yaratılmasını sağlayan idolojik politik süreclerde yer almaları bir suçtur.
    SUNNİ  İSLAM
    Türkiye’de Sunni mezhebi yoluyla Müslümanlık tekelini ellerinde tutan cemaat ve tarikatlar, islam’ın yeniden yükselişini hızlandırma sürecinde eski silahlara yeniden sarılıyorlar.
    Ortadoğu’da Sunni islam’ın hegomonyasının klasik anlamda yeniden restorasyonu için daha kanlı mücadelelerin kaçınılmazlığı sözkonusudur. Suudi’lerin haram paraları ile palazlanan bin bir çeşit örgüt, çürümüş kokuşmuş bazı Batılı liderlerinin desteğinde feci şekilde silahlanmaya devam ediyor.
    Türkiye’de halkın çoğunluğunu oluşturan Türk Sünni Müslüman kitlenin Alevi ve Kürt kökenli yurttaşlara bakışındaki çarpıklıklar, ayrımcılık ve piskolojik baskı artarak devam ediyor. Şöyle ki; eskiden İslamcılık perspektifin belirlediği entelektüel fanus içerisinde mezhepçilik olarak  hemen hemen tümüyle olumsuzlanırdı. İlerleyen ülke için bir fazlalıktı bu. Tarihin çöplüğünde yok olması bekleniyordu. Ama bu beklenti boşa çıktı. Son çeyrek asırda iyice ivme kazandığı üzere İslamcılık kamusal hayata geri döndü.
    Bizdeki İslamcılık tartışmasının merkezinde Sünni İslam var. Sünni İslam kamusal hayatı donuklaştıran, hatta belli ölçülerde yozlaştıran katalizör bir güç gibi iş görüyor. Özellikle İslamcılık-erkek eşitliği, farklı inanç ve düşüncelere saygı ile devlet ya da aile gibi kurumlara atfedilen kutsallık gibi nitelikler bakımından Sünni İslam eşitsizlikçi, antidemokratik ve otoriter bir kültürün yeniden üretimine yardımcı olmaya devam ediyor..
     
    Aleviler üzerinde baskı olduğu kabul edilmelidir. Bugün Türkiye’deki 20 milyonluk Alevi kitle üzerinde, Osmanlı Devleti zamanından gelen ve halen sosyal, kültürel ve psikolojik ağırlıklı olarak süren ağır bir baskı vardır. Bu baskının adını, açık yüreklilikle koymanın zamanı gelmiştir. 
    Alevi kitle bugün bile Alevi olmaktan korku duymaktadır. Türkiye radyo ve televizyon istasyonları, Alevi kitlenin varlığını esasen kabul etmiyor.
    Suudi Arabistan veya Suriye örneğinden farksız olan Diyanet örgütü, son yıllarda, Alevi köylerine cami yapmak, imam göndermek gibi, bilinçli bir baskı yöntemi daha geliştirdi. Kendi varlığından başkasına tahammül edemeyen zihniyetin bu uygulamasına son verilmezse Suriye örneği iç savaşlar kaçınılmaz olacaktır. Aleviler, Osmanlı kalıntılarının yapmak istediklerini şimdilik korku içerisinde sesizce takip ediyorlar, ama bu yaklaşan fırtınanın varlığının inkarı değildir.
    Suriye üzerinden mezhep kavgasına katılan AKP rejimi, ”özgürlük hürriyet” adına Suudi ve Katar’dan gelen milyarlarların şarhoşluğu ile, Orta doğu’yu kan gölüne çevirecek senaryoların baş aktörü olmak istiyor. Türkiye’de islamın dışında başka dinlere geçenlerin zülme uğradığını bilmeyen yok! 1913 lerde Osmanlı nüfusunun yüzde 36 sını oluşturan Türkiye Hıristiyanlarının kökü getirildi. Bugün Türkiye’de yüzde yüzlük Müslümanlığı savunan AKP rejiminin, Suriye’ye özgürlük getirme yalanlarına kanmak saflıktır. Kendi ülkesinde hiç bir hak hukuk tanımayan Katar, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi en kötü diktatörlüklerin başka ülkelere özgürlük getireceklerine inanmak kadar aptalca bir şey olamaz.
    AKP’ nin bugün takip ettiği çizginin mezhep – hizip – tarikat – aşiret temelinde oluştuğu ortada olmasına rağmen, çıkar peşindeki bazı kesimlerin takkiyelerine şaşmamak mümkün değil! Türk ırkçılığı ile Arap milliyetçiliği olan islam ideolojisinin karışımından yeni siyasal ideolojisini oluşturan AKP yönetimine göre ”Avrupalılık” siyasal olgusu fazla özgürlükler içerdiğinden kökten dönüştürülmelidir.
    AKP İktidarının, ülkeyi ele geçirerek, devleti kendine göre yeniden tanzim ederek zaman içinde dışa yönelmeyi, komşu ülkelere saldırmayı hedeflediği belli oldu! “Siyasallaştırılmış Teologlar (İmam Hatipliler) devri”dir bu devir. Siyasi teoloji anlayışının, “dinsiz” seküler politika ve politikacılardan daha temiz ve isabetli olduğu (çünkü Allah’la ilişkili olduğu vs.) efsanesi çökmeden yeni hedeflerle  kitlelerin elde tutulması gereklidir..
    Türkiye’nin iktidar partisi AKP, yonetiminin 12. yılına girerken laik ve demokratik bir ülkeden bahsetmek abestir. AKP bürokrasiyi kendi kontrolü altına geçirerek Türkiye’nin temel kimliğini değiştirmiştir. Bugün, Avrupa Birliği’ne katılma retoriğine karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Avrupa’dan uzaklaştırıp Müslüman kardeşler, Hamas, Hizbullah gibi karanlık oluşumlarla dostluklar geliştirmiştir. Türkiye’nin bu radikal dönüşümün ardında sadece AKP’nin siyasi makinası değil, 8 büyük cemaat- tarikat – tekkenin de ortak olduğu uluslararası politik İslamın gücü vardır.
    Bugün Türkiye’de 164 bin cami var. Yani, her 410 vatandaşa bir cami düşüyor. Din iman adına Türkiye bir beton yığınağına çevrilmektedir. Diyanet İşleri Bakanlığı’nın harcamaları yediye katlanmıştır. Din işleri bakanlığı harcamaları AKP’nin iktidarı sırasında 5.3 katrilyon liraya çıkarılmıştır. Bu bakanlığın bütçesi diğer sekiz bakanlığın toplam bütçesinden daha büyüktür.
    Postmodern ümmetçi hareket, bugün muazzam bir güç haline gelmiştir. Medyadan, MİT, ordu ve polis teşkilatına, ticari alanlardan, eğitim kurumlarına kadar inanılmaz örgütsel ağlar oluşturulmuştur. Bu son derece iyi düşünülmüş, iyi hesaplanmış ve büyük bir soğuk kanlılıkla hayata geçirilmiş bir kuşatma stratejisidir. İslam, yeniden bir yayılma taktiği olarak kullanılıp ülke “toplu hipnoza” sokulmuştur.
    İslam gibi bir din veya devlet anlayışı, Osmanlı’da olduğu gibi her alanda baskı zulmün alt temellerini oluşturmaya devam ediyor. Osmanlı Devleti bünyesinde sistemli razia hareketleri ile zayıf olan  azınlıkların toplu katledildiklerini görmekteyiz. Aynı şekilde şimdiki politik islamın hızla her alanda dengeleri lehine çevirerek Irkçı tekçi esaslar üzerinde yeniden formasyon kazanarak aynı icraatları devam ettirme azminde olduğunu gözlüyoruz. Asimile devam ediyor, ötekileştirilerek, kendi kimliklerine düşman edilme devam ediyor. Yerli Anadolu halklarının inkar edilmesi, herşeyin İslamist Arap ve Orta Asya göçebelerinin Anadolu’ya ayak basmalarına indekslenmesi hala devam ediyor. Kürtler’in ve Alevi’lerin Arab’ ın kılıcı ile Müslümanlığı kabul etmeleri onların yüzyıllar süren bu tarihsel esirliklerinin de maddi temellerini oluşturmuştur..
    Siyasal İslamcıların başat olmayacağı bir Türkiye ve Suriye, Alevi toplumunun savunduğu bir seçenek olmasına rağmen, bunu pratikte gerçekleştirmek zor olacaktır.. Erdoğan’ın ABD ziyareti bunu göstermiştir. Bu açıdan Türkiye yönettiği politik İslamcıları bölgede petrol alanlarına yayılmak için ana güç olarak elde tutacaktır. Bu politika Kürtlerin çıkarlarına terstir. Sistem içinde yer almasını düşündükleri güçler içinde kendi işbirlikçilerini öne çıkarmaya çalışıyorlar, fakat bu kısa vadeli bir oluşuma yöneliktir. Özellikle Irak alanındaki Kürtlerin devletleşmeye doğru hızla yol almaları, bütün Kürdistan’da yükselen uyanış, PKK’ ye hakim olan işbirlikçilerin, özel harple çalışan Abdullah Öcalan’ın MIT ve Kontrgerilla ile beraber uydurdukları sahteliklerle Kürtleri kandırmaya çalışmaları da sonuç vermeyecektir. Eğer hiçbir ırkçı siyasal islam gücün hegemon olmadığı bir Türkiye ve  Suriye isteniyorsa Kürt’ lere ve Alevi’lere mutlaka bir statü tanınmak zorundadır. Çünkü bu inkarcılık, özgür ve demokratik yaşamlarını tanımama ancak bir kesimin hegemon olduğu koşullarda olabilir.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
     
    Turkiye Buyuk Millet Meclisi: Vekillerin ayrıcalıklarının artmasını sağlayan yasanın iptalini istiyorum
     
    http://www.change.org/petitions/turkiye-buyuk-millet-meclisi-vekillerin-ayr%C4%B1cal%C4%B1klar%C4%B1n%C4%B1n-artmas%C4%B1n%C4%B1-sa%C4%9Flayan-yasan%C4%B1n-iptalini-istiyorum#

  3. Selda Suner said:

    24 Nisan Ermeni soykırımını Anma Günüdür.

    23/24 Nisan şimdiki sahte şekliyle çocuk bayramı değil, Anadolu’nun yerli halkı olan Ermeni’lerin yokedilme kararının alındığı gün olması dolayısıyla bir yas günüdür.
    Nisan 23/24 gecesi, İttihat Terakki yönetiminin Ermeni soykırımına kesinlik kazandırdığı tarihtir. Bu karar, başta İttihat Terakki’nin merkez komitesi olmak üzere, soykırımı fiilen yürütecek kurmayların hazır bulundukları bir toplantıda alınmıştır. Bu kararı, „Ermeni’lerin Fermanı“ olarak nitelendirmek mümkündür. Nitekim, harekatın hazırlıkları hızlandırılarak 24 Nisan 1915’de Ermeni ileri gelenleri tutuklanarak, Soykırım süreci fiilen başlatılmıştır.
    1915 Ermeni soykırımını sadece bir defaya mahsus yaşanmış bir katliam değildir; Ermeni soykırımı, Osmanlı-Türk devlet yapısına aykırı yaşam tarzına, siyasi, sosyal ve kültürel kimliğe sahip bir topluluğa karşı yönelmiş, grubun yaşam tarzını ortada kaldırmayı hedeflemiş, başlangıç yılları onyıllarca geriye giden uzun bir siyasi kampanyanın en tepe noktasını oluşturmuştur.
    Ermenililer, egemen Osmanlı-Türk devlet geleneği ile çelişen yaşam tarzları, sosyal-siyasal ve kültürel kimlikleri nedeniyle sistemli olarak baskı, terör ve asimilasyon altında yaşamışlar ve bir imha politikasının hedefi olmuşlardır.
    1915 Ermeni soykırımı Ermeni halkına yönelik baskı ve asimlasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir ve 24 Nisan, Ermeni soykırımının günü olarak kabul edilmiştir.
    Ermeni soykırımı meselesinde Türk resmi tezi nedir? Inkardır. Böyle bir kırımın olmadığı, olan şeylerin savaşın doğal sonuçları olduğu şeklindedir.
    Sonra Ermeniler’in arkadan vurduğu, kırımların hastalık ve salgın neticesi gerçekleştiği, sayının abartıldığı vs. şeklinde bir savunmaya giriliyor. Dahası, bu olayların Kürt-Ermeni karşılıklı çatışmalarının sonuçları olduğu iddia edilerek sorumluluktan kurtulmaya çalışıyorlar. Ama hiç bir gerekçe, bu yaşanmış olanları bir soykırım olmaktan çıkaramaz. Mesela, Ermeniler arkadan vurmuş veya isyan çıkarmışsa, yasaların gerektirdiği cezalar verilir. Hastalık ve salgın varsa, devlet olmanın gerektirdiği önlemler alınırdı. Kürt-Ermeni vuruşması varsa, devlet olarak müdahale edilmesi gerekir. Bütün soykırımlarında mutlaka bahaneler uydurulmuştur. Ortak payda, yokedilmesi gerekenlerin bir ”dış düşmanla ilişkide” olduğu tezidir. Naziler, Yahudilerin, ittifak devletleri ile bağlantılarını vurgulamış, onları birer iç düşman  tanıtarak kitleleri galeyana getirmişlerdir. Diğer yandan Ermeniler’den kalan ‘ganimet’lere el koyma ve paylaşma kitleleri ruhen bağlamıştır. Ermeniler’in arazileri, Türk Müslüman yöneticilerin iştahlarını kabartmıştır. Bazıları bunları inkar edebilir. Ama gerçek o kadar ortadadır ki, bu inkarla gizlenebiecek bir şey gibi değildir. Bir çok bölgede Ermeni nüfusunun çoğunluk sağladığı göz önünde bulundurulduğunda, bugün Ermeni düşmanlığının başını çekenlerin elinde bulunan arazilerin yarısınsdan fazlasının Ermeniler’e ait olduğu kesindir.
    Ermeni kadınların ve kızların “ ki o zamanlar bu toprakların büyük çoğunluğu hâlâ Ermenistan idi- geçerken maruz kaldıkları insanlıkdışı muammele (katliam, tecavüz ve köle edinme), soykırıma katılan İslamlaştırılmış Zaza, Çerkez, Kürt ve Laz kitlelerinin de tarihsel sonlarını getirdi. Bugün Laz, Çerkez ve Zaza’ların ad ve dillerinin, soykırıma uğrayan Ermeni’lerden daha önce yok oluşa girmesi işledikleri amansız suçların bir karşılığıdır. Olaylar sırasında yaşanan tecavüzler de raporlara girer. Cemal Azmi 1917’ye kadar Trabzon’da valilik yapar. Beraber yargılandığı diğer isimler: Jandarma Komutanı Yarbay Talat, Topçu Bibnaşı ve Teşkilat-ı Mahsusa Trabzon Amiri Yusuf Rıza, Nakliyatçı Niyazi, Trabzon Jandarma Alay Kumandanı Tevfik (Yomra katliamıyla suçlandı, Azmi’nin suç ortağı olarak görülüyordu), Polis Amiri Nuri, Kızılay Hastanesi’nden Mehmet Ali. Trabzon davalarının 10. duruşmasında Vali Azmi’nin 59 Ermeni kız çocuğunu alıkoyup seks partisi için kullandığı belirtiliyor. Teğmen Hasan Manuf’un, “Trabizond’daki hükümet memurları en iyi ailelerden bazı zarif Ermeni kadınları topladı. Tecavüz ettikten sonra onları katlettiler. Cemal Azmi ve Nebil gıyaplarında idam cezası aldı. Mahkeme kararında başka yere nakil bahanesiyle zükur ve inas çocukları gruplar halinde mavna ve kayıklara dolduruldu ve gözden nihan olduktan sonra bahra ilka etmekle boğdurup mahvedildikleri”ni kaydeder.

    Vali Cemal Azmi’nin kaçtığı Berlin’de bir toplantıda kahkahalarla şu sözleri sarfettiği iddia edilir: “Bu yıl boğmalardan dolayı hamsi çoğalacak.”

    Örneğin Osmanlı Mebusan Meclisi’nde bakanlık da yapan General Çürüksulu Mahmut’un yaptığı bir konuşma dikkat çekici. Trabzon Valisi Cemal Azmi için şunları söylüyor: “Ermeni kadın ve çocukları kayıklara ve mavnalara (yük gemisi) doldurarak diri diri boğdurdu.”

    Kiliseye doldurulan kadınlar

    Bitlis Askeri Hastanesi’ndeki 2 ABD’li hemşire olaylara tanık olur: “Bütün Ermeni hemşireler, eczacılar ve hademeler de alındı.” Osmanlı ordusunda bir Mülazım (teğmen) da bir dönem İstanbul’da Mevki Kumandanı olarak görev yapan Nabil Bey gibi isimlerin Bitlis’te yaptıklarını anlatıyor: “Bütün Ermeniler bölgeden tahliye edilmişlerdi. Ve Bitlis’te üç yüz genç kız kalmıştı. Hepsi Ermeni Kilisesi’nde ordunun kullanımı için tutuluyordu. Cepheye giderken kasabadan geçen her müfreze izlerini bırakıyordu. Bu talihsiz kızlar hasta oldular. Kumandan (Nabil Bey) emretti. Bazıları zehirlendi, öbürleri idam edildi.”

    Konsolosluk penceresine vuran cesetler

    ABD Trabzon Konsolosu Oscar S. Heizer, suçlu mu değil mi bakılmaksızın katliam yapıldığını yazar: “Şayet biri Ermeniyse, mücrim ve muhacir olarak muamele görmesi için kafi sebepti. Konsolosluk penceresinden denizde cesetler görünüyordu.” Yine tecavüzleri anlatır. “Evvela zabitler kadınlara tecavüz ediyor, sonra lazım geleni yapmaları için jandarmaya bırakıyorlardı” diyor konsolos. Yağmalara da polisin öncülük ettiğini belirtir.

    ABD Samsun Konsolosu W. Reles, raporunda “katliamlar, hırsızlıklar, mevzu bahis olduğunda iyi planlanmış ve çok hesaplı bir fiildi. Amaç Ermenileri toptan bitirmek” diyor.

    Trabzon duruşmaları 26 Mart 1919-17 Mayıs 1919 arasında yapılır. Askeri mahkeme kararları, 22 Mayıs 1919’da açıklanır.

    Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Trabzon Konsolosu Ernst Kwiatkowski, kıyım yılında yaz geldiğinde, kadın, çocuk ve yaşlıların mavnalara doldurulup “bahre döküldüğünü” dile getirir.

    ‘Utanç, korku ve rezalet…’

    İtalya’nın Trabzon Konsolosu G. Gorrini, 25 Ağustos 1915’te Roma’ya gittiğinde II. Messapero’ya demeç verir: “Şayet bildiğim herşeyi gözlerimle görmek mecburiyetinde kaldığım herşeyi bilselerdi, insaniyet isyan eder ve merhametsiz hükümetine ve kudurmuş İttihat ve Terakki Fırkası’nı lanetlerdi. Ve bu melun suçu hoşgören hatta kuvvetli ordularıyla himaye eden Osmanlı müttefiklerine (Almanya ve Avusturya-Macaristan İmp.) mesuliyet yüklerdi. Utanç, korku ve rezalet.”

    Trabzon’daki Rum Metropolit Khristianos, hatıralarında tehcir başlamadan 1 ay önce görev yeri Erzurum’dan Trabzon’a gelen Teşkilatı Mahsusa şeflerinden Dr. Bahaeddin Şakir’in toplantılarına dikkat çeker. Şakir’in valiler, kaymakamlar ve diğer yöneticilerle toplantılar yaptığını kaydeder. Şakir’in bu toplantılarda tehcir için gizli talimat verdiğini belirtir.
     
    Müslüman toplumlarında meşrulaştırılmış (yani yasal olarak izin verilen) köleleştirme ile evlilik kavramı arasında ciddi bir farkın olduğu söylenemez. Sayısız Ermeni kadını tecavüze uğradıktan sonra buralarda “eş edinildiler”. İslami ve geleneksel barbarlığın yanı sıra, bu olayın da bügünkü “anadolu” mentalitesinin ve tutumunun oluşumunda doğrudan bir rol oynadığı kesindir. Ermeni Soykırımı kurbanlarının üzerinde çok çeşitli vahşet uygulamaları gerçekleştirildi. Kurbanların bir bölümü tıbbi deneyler için kullanılırken, çok sayıda Ermeni öldürülerek Karadeniz sularına atıldı. Bu yöntem on yıllar sonra Arjantin’deki cunta yönetimi tarafından da kullanılacaktı.
    Ermeni katliamı sırasında ortaya kunulan vahşetin, kadının Müslüman toplumlarında değersizleştirilmesinde doğrudan bir rol oynadığı doğrudur. Osmanlı imparatorluğu’nun işgal ettiği ülkelerin sılahsız ve savunmasız halklarına yaptıkları, Ermenilere yapılanlarla aynı çizgileri taşırlar. Dolayısıyla beşyüz-altıyüz yıllık bir kültürdür bu.
    Bütün Müslümanların savaş, kadın ve namus konsepti birbirine benziyor. Belki de bu konuda Ermenilere karşı ortaya konulan “dostluğun” yanı sıra Kuran’ı veya Muhammet’i örnek alıyorlar.
    Ermeni soy kırımı, yaşanmış bir gerçektir. Bu konuda suçlu ve hatalı olanlar, hatalarını ve suçlarını bir an önce kabul etmelidirler. Sadece Türkiye yönetimi de değil, başta İngiltere ve Rusya olmak üzere öteki bütün taraflar da günahlarını ortaya koymak zorundadırlar. Ermeni soykırımı tanınmalı ve toprak dahil bütün sonuçları kabullenilmelidir.
    Ataları, Ermeni soykırımına ikinci veya üçüncü derecede katılanlar, kendi hatalarını ve suçlarını açıkça ortaya koymalı ve özür dilemekten çekinmemelidirler. Türk ırkçılığının olumsuz tavrı reddedilmeli, demokratik ve insani değerlerin her kes için geçerli olduğu kararlıca savunulmalıdır.
    Bizler, 1915’de yaşananlar için resmi bir özür bekliyoruz. Ermeni katliamının mağduru Ermenilerden, onların torunlarından maruz kaldıkları acı, keder, hüzün ve ızdırap için bir özür çok mu acaba? İnsanlık değerleri ayaklar altına alınarak imha edilen büyüklerimizi, onurlarının iade edilmesini istiyoruz. Tüm bunların toplumsal barış, iç huzur, adalet ve kardeşlik için şart olduğuna inanıyoruz.
    Ermeni Halkı hiçbir zaman kan davası gütmedi. Töremizin, kültürümüzün bize öğrettiği insan sevgisidir, intikam duygusu değil. Şu yazdıklarımızı da bir intikam veya kan davası duygusuyla yazmıyoruz. Tam aksine, toplumsal barışa, kardeşliğe bir çağrıdır bizim yaptığımız. Devletin kendi insanını „tehdit“ olarak gören politikalarının sona ermesini, toplumsal barış ve huzur için, geçmişte yaşanmış acılarla yüzleşilmesini istiyoruz. 1915‘de yaşanan tarihi haksızlıkların açığa çıkmasını istiyoruz.
    24 Nisan“ın hükümetçe de Ermeni soykırımın anma günü olarak kabul edilmesini istiyoruz. İş başında hangi hükümet olursa olsun her yıl 24 Nisan‘da resmi bir açıklama yapılmasını, üzüntülerin dile getirmesini ve katliamda hayatlarını kaybedenlerin hatırlanarak, anılarına saygı gösterilmesini istiyoruz.
    Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ilerde benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.
     
    Sevgi ve Saygılarla
    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Sevda Suner
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir
    A. Demir
    Melahat Baykara,
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman Bahar
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    ——————————–
    İMZA KAMPANYASI
     
    https://www.change.org/tr/kampanyalar/the-european-commission-avrupa-komisyonu-we-the-signatures-below-demand-justice?utm_campaign=share_button_chat&utm_medium=facebook&utm_source=share_petition
     
     

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: