içimdeki SEN gibi…

Malumun Yedi Sırrı

Bir.
Sevgilim… Uzak kentler karantinasından yazıyorum sana bunları. Hastalıklı ruhumun aşı bilmezliğinde duvarlara çarparak eskittiğim gölgemin marazıyım. İçimde enfeksiyon belirtisi gözlerin. Naralara yatırılan kuşların gökyüzü kadar gri, tavan arasında saklanan kız düşleri kadar eksiksizim. Kalem’in burcunda harflerimin yazabildiği küfür ellerin. Güzelliğine benzeyen benzetmelerin tamlamasına güller yetmiyor. Kanımda uçurum düşmüşlüğüsün. Bir ceset sarhoşluğunda sızıyorsun içime gece gece. Defolu yanlarımdan geçiyor kervan katarları. Yolculukların bitmezliği olsan da molasızlığımda bit!

İki.
Kollarımdaki jilet izlerine bilenirken damarlarım, yokluğun kadar belirginim aslında. Suskunluğunun tasvirini yapmaya yatarken kelimeler, hiçbir denkliğin anlamında adın geçmiyor. Huzursuz kanamaların küfürbaz bekçileri erken bir sabahtan çıkıp geliyor yanağımın ıstırabına. Sızlayan yanımdan bir düş düşüyor ağır ağır. Omuzlarımda Kiramen Katibin gözyaşları gibi ağır karlar var. Hayra yorulmayacak kadar aşksın bende. Aklım gitmeyeceğin kadar deli. Yarı bulanık denizlerin çıplak kanatlı martısıydın. Sen içimin özgeçmişiydin: Hatırımda kalmadın!

Üç.
İsyan urbası yok bir acı. Uykularım da yandı bu isyanın son sahifesini okurken. İmbiğinden naz sızan güzelin sitemine ramak bıraktım. Aynalarda hep kırılganlıksın sevgilim. Yarınların ve yaraların yalan sözlerinden eksilirken adım, bir umudu kır dizinden ve gizinden. Ancak böyle seslendirilirim ağıdım olmadan. Git ve kendine sığınacak yeni bir özlem bul sevgilim.

Dört.
Sarsıntılarla ilerleyen tren vagonları geçerken kentinden dünlü bir hayattan cevap istedim. Hümanist bir aklın çokça evrilmiş, istasyonlar kadar gözlerime devrilmiş soru işaretlerine bakacak gücüm yoktu. Fasılasız yırtıldım durduk yere durmayan otobüslerin en arka koltuğunda. Façası bozulmuş uçurtmalarım vardı gökyüzünün griliğinde çocukluğumu kusan. Oysa yolda kalmayacak kadar yoldum. Terminallerde hayatımın çok ayrılıklı hâllerini özet geçerken uykulu yolculara gidemeyecek gibi sendim. Bir şiirin diz vuran dizesindeyken parmak ucun ve lügatin sonuna varamayacak kadar yorgunken yorgunluğun, bir şair diriliğinde ölüyor. Tecil edilemeyen yangınlar herkese aşk dururken, zafer senin dilinde hep olağan görünüyor. İnancımın güçlülüğünde yitirdiğim cesaretimsin. Bu yüzden korkuyorum senden.

Beş.
Aksi olmayan sözler bulunmazmış. Biz hep bu yüzden yitik kaldık bize. Dar geçitlerden geçerken yan yana, dargınlığından vurulan türküler gibi yandık. Son soluğun hüznü elbisemizdi; çabuk yırtıldık. Sökün gökyüzündeki yıldızları apoletimizden de içimize bir çivi çakın aşk niyetine. Usumda yalvaran bir çocuk olmadan ayrılık bizi aklımızdan çıkarın. Akılda kalmak gitmeyi gerektiriyor çünkü.

Altı.
Bu gece alın yazısı gibisin sevgilim. Homurdanmak ve sızlanmak, ağlamak ve susmak, gülmek ve yaralanmak yasak ve hatta sevilesi ellerini düşlemek kalp sürçmesi ozanın içinde. Kekemeliğime dil yetmez. En son ne zaman ağlamışsam yanağımın solmuş intizamına yaslanan acıyla beraber, bugün dökülüverdi zamanı sonraya ertelenen yarın. Bölücülüktü yüzün; her şeye rağmen git gide sana benzeyen ben vardım. Kanayarak vardığım yolun sonunda rüzgâr kadar savrulan saçlarının zeferan kokusunda aşk bir iklimdi. Düşmek herkesin dileyebileceği kuyuydu; hem Yusuf hem Züleyha sen olunca.

Yedi.
Sustuklarına aldıracak değildim cümlelerin yakmasaydı canımı sevgilim. Bir yüzün yüzünden düştün yüz üstü. Dikkat et, en çok ayna oluyorsun.

Cengizhan Konuş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: