içimdeki SEN gibi…

Amerikan solunun kendine özgü çizgilerinden birine ait etkili dergili New Republic’in yayın yönetmeni Martin Peretz, önceki yıl, ‘’Müslümanların hayatı ucuzdur’’ iddiasıyla başlayan yazısında ‘’Bu insanlara (Müslümanlar) bu hakkı vermemiz, yani Anayasamızın birinci maddesindeki ifade özgürlüğünden yararlanma hakkını vermemiz gerekip gerekmediğini merak ediyorum. Çünkü içimden bir ses bu özgürlüğü istismar edeceklerini söylüyor’’ cümleleriyle şimşekleri üzerine çekmişti. 

Aslında, yazdığı yazıdan geniş kesimlerin haberi yoktu. Ta ki New York Times yazarı Nicholas Kristof, bu yazıyı köşesine taşıyıp, ‘’Bu ülkede aynı cümleleri siyahlar ya da Yahudiler için de kurabilir misiniz?’’ diye soruncaya kadar. Kristof’un çıkışı çok vicdani ve sertçeydi: ‘’Şimdi Amerika’daki 7 milyon Amerikalı Müslüman inançlarının barbarlık olarak ilan edilmesi karşısında ne hissetsin? Etnik ya da dini bir grup hakkında genelleme yapmak tehlikeli bir iştir. Amerika’nın Irak’a attığı bombaları gören birçok Müslüman da, tüm Hıristiyanların insan hayatına değer vermediğini düşünüyor. Arapların bir kısmı, İsrail’in Gazze’de yaptıklarına bakıp tüm Yahudiler insan hayatına değer vermiyor diye inanıyor. İslam, Hıristiyanlık ya da Yahudilikten daha monolitik bir din değil. Tarih boyunca farklı inanç ve topluluklar hakkındaki bu tür genellemeler, ötekini tamamen şeytanileştirmeler ayrımcılıklara birbirimize karşı şiddete neden oldu. Bu fikrin kendisi tehlikelidir. Afgan da düşünse tehlikelidir, Amerikalı da düşünse tehlikelidir’

Yazısıyla başlayan tartışmalardan sonra Harvard Üniversitesi, eski bir öğretim görevlisi olan Peretz’in planlanmış bir konuşmasını iptal etti. 1970’lerin saygın akademisyen ve gazetecisi bir anda nefret ve bağnazlığın sembolü oldu. Ancak, Peretz maksadını aşan bir laf ettiğini söyleyip tepkileri anlayışla karşıladı ve fırsat bulduğu her zaman özür dilemeye de devam etti.

Peretz, ilk olarak, 13 Eylül 2010 günü derginin başyazı köşesinde bir ‘özür’ kaleme aldı ve bu cümlerinden birinin kendisini utandırdığını ve yazdığına çok pişman olduğunu söyledi. Şöyle diyordu kendisini sonradan utandıran o cümlesi hakkında Peretz:

‘’Bunu ben yazdım. Ama bu yazdıklarıma inanmıyorum. ABD’de hiçbir grup ve topluluğun Anayasal haklardan mahrum bırakılması gerektiğine inanmıyorum. Ne şimdi ne de sonsuza kadar… Kur’an yakmaya çalışan fanatik rahiple ilgili yazımda da bunu gösterdim. Dolayısıyla beni çok utandıran ve derinden pişman olduğum bu cümlelerden dolayı özür diliyorum. Sadece beni yanlış tanıttığı için de değil…’’

Ama Peretz, diğer cümlesini, yani ‘Müslüman’ın hayatı ucuzdur. Hele de diğer Müslümanlar için’’ cümlesini savunmaya devam etti. ‘’Bu bir gerçeğin tespitidir, kişisel bir yorum yapmıyorum’ diyordu Peretz. Ortadoğu’da, Orta Asya’da birbirini öldüren Müslümanları (o günlerde Kırgızistan’ın Oş şehrinde Özbek sivillerle Kırgız siviller arasında amansız çatışmalar yaşanıyordu-CD) örnek gösteriyor ve ‘’sürekli Batıya çatan İslamcıların, Müslüman öldüren Müslümanlara karşı derin sessizliğini’’ sorguluyordu.

Kim ne derse desin, Peretz’in bu ikinci cümlesinden dolayı özür dilemesine gerek olmadığını düşünüyorum. Üslubunu niyetini eleştirebilirsiniz ama adam bir acı gerçeği orta yere koyuyordu. Biz Müslümanlar, öldürmelerden işkencelerden zulümlerden aslında rahatsız olmuyoruz. Bunu sadece Batılılar ya da nefret ettiğimiz komşularımız, gruplar yaptıklarında öfkeleniyor tepki gösteriyoruz. Bizimle aynı kimliği, aynı ideolojiyi ya da aynı asabiyeyi taşıyan insanlar yaptıklarında ya görmezden geliyor ya da ‘ama’ ile başlayan cümlelerle lafı emperyalizme getirip orda bırakıyoruz.

Bakın önceki Irak’ta bir kısmı intihar saldırısı bir dizi bombalamada 71 (yazıyla YETMİŞ BİR) Müslüman öldürüldü. İki hafta önce Bağdat’ta 70 kişiyi öldüren bombalı saldırıların devamı ya da intikam sahnesiydi. Şimdi bakın bakalım iki günlük gazetelerimize, sitelerimize, gündemlerimize…

Farzımuhal, Paris’te, Berlin’de, New York’ta 71 kişi bu şekilde öldürülse, dünya bugünkü gibi umursamaz şekilde devam eder miydi? Bu katliam, New York’ta Paris’te Londra’da olsaydı bu kadar kayıtsız kalır mıydık? Gazetelerimiz kayıtsız mı kalırdı yoksa manşetten mi verirlerdi?

Yüzlerce insan hunharca, vahşice katlediliyor. Umurumuzda mı? Değil. Ne adına öldürülüyor? Çoğumuzun mensubu olduğunu söylediğimiz din adına ya da vatan adına. Ya da belki çoğumuzun kimliğimizi izafe ettiğimiz Sünnilik, Şiilik adına… Umurumuzda mı? Değil! Katledilenler hangi dinden? Aynı dinden. Umurumuzda mı? Değil!

Birkaç hafta önce Afganistan’da, Taliban adlı örgütün kendince İslami bulmayarak yasakladığı Kerbela’yı anma töreni kana bulandı. Kendilerince bir dini merasim gerçekleştiren Şii müslümanların arasına giren intihar bombacıları kendileriyle beraber 88 kişiyi hunharca öldürdü. Yüzlerce kişi yaralandı. Ölenler kimdi biliyor muyuz? İnsani hikayelerini okuduk mu gördük mü?

Geçtiğimiz 28 Ağustos günü, yani Ramazan ayında, Bağdat’ta El Kaide’ye karşı çıkışlarıyla bilinen Şeyh Ahmed Abdulgafur el Samarai’nin teravih kıldığı camiye giren El Kaide intihar bombacısı, şeyhe yeterince yaklaştığını düşündüğü anda üzerindeki bombayı patlattı ve Ramazan Bayramına 2 gün kala çocuklar da dahil 27 Müslümanı katletti. Umurumuzda mı? Değil! Ölenler hangi hayat öyküsüne sahiptiler bildik mi? Anaları, karıları, kocaları, yarları, nişanlıları var mıydı? Öğrendik mi? Duyduk mu? İşittik mi?

Batıda insanlar öldürüldüğünde gazeteler günlerce ölenlerin ve yakınlarının öyküleriyle dolar. ‘İnsanlar’ın öldüğünü, bir takım hayatların nasıl sona erdiğini, ölenlerin gerilerinden nasıl hayatlar bıraktığını görür yaşar ürpeririz. Neden Müslümanlar ‘insan’ değil? Neden Müslüman ölülerin ‘öyküsü’ yok? Neden Müslüman ölüler sadece soğuk rakamlardan ibaret. Neden dünya, Müslümanları, ‘’üçyüzü beşyüzü bir arada ölebilir böcekler’’ gibi görüyor? Neden Müslümanlar, Müslümanları ‘’üç yüzü beşyüzü bir arada ölebilir böcekler’’ gibi görüyor?

Dünyanın en saygın ve en eski tıbbi yayınlarından biri olan The Lancet, geçtiğimiz aylarda bir araştırma yayınladı. Bu araştırmanın beni en çarpan kısmı, 20 Mart 2003 tarihinden 31 Aralık 2010 tarihine kadar Irak’ta yaşanan intihar bombalamalarında ölen Iraklı sivillerle ilgili istatistiklerdi. BAAS yanlısı, direnişçi, Şii ya da Sünni fanatik hiç farketmez bir sebeple üzerinde bomba bağlayan psikopatların öldürdüğü Iraklı sivil sayısı 12 bin 284. Yazıyla da yazayım: On iki bin iki yüz seksen dört. Bunların 600’e yakını çocuk. Bu intihar saldırılarında, elini, kolunu, ayağını, herhangi bir organını kaybeden ya da yaralanan Iraklı sivil sayısı 30 bin 644. Ölen 12 bin 284 masum sivil Iraklının yüzde 43’ünü öldüren, üzerine bomba bağlayan yaya intihar bombacıları. Arabasına yüklediği bombalarla, pazar yerlerine, ibadethanelere, mahallelere intihar dalışı yapan bombacılar ise 12 binden fazla kişinin ölmesine ya da yaralanmasına neden oldu. 12 bin insan ya hu! 9 ay karınlarda taşınmış, buz donduran bozkır soğuklarında, cehennemi çöl sıcaklarında emzirilmiş, altı temizlenmiş, beslenmiş büyütülmüş, büyüsünler diye yıllar ömürler harcanmış 12 bin insan. Umurumuzda mı? Değil!

Pakistan’da Şii camiine, mahallesine, pazarına dalıp kendini havaya uçuran Sünni manyaklar var. Ve bunu Allah’ın dini için yaptığına çok inanmış. Irak’ta Sünni camiine, mahallesine, pazarına bombalarıyla dalan Şii manyaklar var. Aynı şekilde Allah için yaptığına inanıyor. Afganistan’da, 10 yıl Sovyetlere karşı omuz omuza çarpışan Mücahitler, Rusların çekilmesinden sonraki 15 yıl boyunca birbirini katletti. Rusların öldürdüğünden daha çok Müslümanı Mücahitler öldürdü. Sovyetlere karşı ‘haklı olarak’ esip gürleyen İslam alemi, Mücahitlerin yıllarca birbirini kırmasını ‘zalimce’ bir umursamazlıkla seyretti.

Şimdi, Amerikalının teki, ‘Müslüman’ın hayatı ucuz, özellikle de Müslümana’ dedi diye kızacak mıyız? Adam iftira mı atıyor?

Lütfen bu konuda her konuşanı da hemen, ‘’Biraz da Amerikanın zulmünden bahset’’ samimiyetsizliği, ucuzluğu ve çiğliğiyle susturmaya kalkmayalım. Kimse Amerika’nın emperyalizmini de, politikalarını da savaşlarını da savunmuyor. Ama ortada bir başka acı gerçek var: Müslümanlar, bırakın insan hayatına diğer Müslümanların hayatına bile değer vermiyor. Çünkü tartışmıyoruz bu bombacıları ve onları normal gören anlayışları? Çünkü yadırgamıyoruz ölmeyi öldürmeyi sıradanlaştıran anlayışı? Çünkü sorgulamıyoruz her ihtilafı, her haksızlığı, her hukuksuzluğu hemen molotofla, bombayla, silahla çözmeye çalışan ilkel ve vahşi yaklaşımlarımızı…

Var aramızda manyaklar. Devlet adına, Müslümanlık adına, Kürtlük adına, Türklük adına, işçi sınıfı adına savaştığını sanan, kan döken, kan dökülmesinden, kanlı olaylardan coşku ve heyecan duyan bir dünya psikopat var ve bizim sessizliğimizi onay olarak yorumluyor bu düz teröristler.

Hasta ruhlar ifadesini rastgele kullanmıyorum. Bugüne kadar Batılı uzmanlar intihar bombacılarını ‘ideolojik’ eylem insanları olarak sunarak, arka plandaki ‘’ideolojiyi’’ yani ‘islam’ı hedef tahtasına oturtma eğilimindeydi. Ancak, Alabama Üniversitesinden ‘davranış bilimleri uzmanı’ Adam Lankford’un, intihar bombacılarının hayatları hakkında yaptığı araştırmalar, bir ezberi bozuyor. Bu intihar bombacılarının büyük bölümü, zaten intihara meyilli tipler. Hatta aralarında daha önce intihar etmeye çalışmışlar bile var. İstihbarat örgütleri ya da onların maşaları terör örgütleri özellikle bu tür tipleri bularak, ölme isteklerini ‘anlamlı’ şekilde ve ‘kahramanlaşarak’ yerine getirme fırsatı sunuyor. Lankford, ‘kimsenin ideolojik eğitimle intihar bombacısı yapılamayacağı’ iddiasında…

İntihar bombacılığı bir Batı konsepti

Chicago Üniversitesinin özellikle intihar saldırılı terörizme yoğunlaşan uzmanı Robert Pape de, İslam’ın üç semavi din içinde intiharı kesinlikle yasaklayan tek din olduğuna dikkat çekiyor. ‘’İntihar bombacılığı bir Batı konsepti. Zaten ‘İslamcı’ örgütler de bu kişilere, ‘şehitlik’ propagandası yapıyor, ‘intihar’ propagandası değil. Çünkü, ‘’şehitlik’’ dinen problem değil ama ‘’intihar’’ problem…’’

Ben tabii bu yazının eksenine yerleştirdiğim ‘Müslüman’ kelimesine de şerh düşeyim. Elbette namazında niyazında insanları ya da sadece dindarları kastetmiyorum. Bu coğrafyanın insanlarını topyekün kastediyorum. Şii militanında da İslamcı militanında da, Kürtçüsünde de Türkçüsünde de, Sünni örgütçüsünde de Alevi örgütçüsünde de en komünist örgütlerde de var bu şiddet tapıcılığı…

Gariban sivilleri taşıyan belediye otobüslerine molotof kokteyli atıp yakmayı, birkaç kişinin tutuklanmasına karşı normal halk tepkisi göstermeye kalkabilecek kadar insani değerlerini yitirmişler var. Utanmadan sıkılmadan da kendilerine halkçı diyebiliyorlar. Beri taraftan, asırlardır yaşadıkları yerlerde asırlardır yaptıkları yöntemle günlük iaşelerini çıkarmaya çalışırken, ama kazara ama başka bir şekilde, savaş uçaklarının bombaladığı insanlar için vicdanı bir parça olsun sızlamayanlar, ‘oh olsun ne arıyorlardı orda’ deyip kestirip atabilenler…

Neden bu kadar duyarsızlaştık insan hayatına? Nasıl oldu yitirdik insani değerleri… Neden bu derece tapıyoruz şiddete, şiddetli konuşanlara, şiddetçilere? Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi, Acemi, Arabı, Pakistanlısı, Afganlısı, topyekün bu canilere, bu cinayetlere ‘YETER ARTIK’ demek için ne bekliyoruz?

Irak’ta rastgele 71 kişi daha sadece Şii oldukları için böcekler gibi öldürüldüler önceki gün. Umurumuzda mı? Değil. Muhtemelen bugün yarın 70 rastgele kişi de Sünni olduğu için böcekler gibi öldürülecek. Umurumuzda olacak mı? Olmayacak!

Niye? Çünkü, yalan değil; Müslümanın hayatı ucuz! En başta da Müslümana..!

Cemal Demir – Haber 7

cemaldemir111@gmail.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: