içimdeki SEN gibi…

Seccaden Kumlardı …

NAAT

ARİF NİHAT ASYA (1904-1975)

 

Seccaden kumlardı…

 

 

Devirlerden, diyarlardan

 

 

Gelip göklerde buluşan

 

 

Ezanların vardı!

 

 

 

 

Mescit mü’min, minber mü’min…

 

 

Taşardı kubbelerden Tekbîr,

 

 

Dolardı kubbelere “âmin!”

 

 

 

 

Ve mübarek geceler, dualarımız,

 

 

Geri gelmeyen dualardı…

 

 

Geceler, ki pırıl pırıl,

 

 

Kandillerin yanardı.

 

 

 

 

Kapına gelenler, yâ Muhammed,

 

 

-Uzaktan, yakından-

 

 

Mü’min döndüler kapından!

 

 

 

 

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,

 

 

İki dünyada aziz ümmet;

 

 

Muhammed ümmetiydi.

 

 

 

 

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,

 

 

“Hû hû”lara karışsın âminler…

 

 

Mübarek akşamdır;

 

 

Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

 

 

 

 

Şimdi seni ananlar,

 

 

Anıyor ağlar gibi…

 

 

Ey yetimler yetimi,

 

 

Ey garipler garibi;

 

 

Düşkünlerin kanadıydın,

 

 

Yoksulların sahibi…

 

 

Nerde kaldın ey Resûl,

 

 

Nerde kaldın ey Nebi?

 

 

 

 

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,

 

 

Çağlar ne çağlardı:

 

 

Daha dünyaya gelmeden

 

 

Mü’minlerin vardı…

 

 

Ve bir gün, ki gaflet

 

 

Çöller kadardı,

 

 

Halîme’nin kucağında

 

 

Abdullah’ın yetimi

 

 

Âmine’nin emaneti ağlardı.

 

 

Hatice’nin goncası,

 

 

Aişe’nin gülüydün.

 

 

Ümmetinin gözbebeği

 

 

Göklerin resûlüydün…

 

 

 

 

Elçi geldin, elçiler gönderdin…

 

 

Ruhunu Allah’a,

 

 

Elini ümmetine verdin.

 

 

Beşiğin, yurdun, yuvan

 

 

Mekke’de bunalırsan

 

 

Medine’ye göçerdin.

 

 

Biz bu dünyadan nereye

 

 

Göçelim, yâ Muhammed?

 

 

 

 

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

 

 

Altın devrini yaşıyor…

 

 

Diller, sayfalar, satırlar

 

 

“Ebu Leheb öldü” diyorlar.

 

 

Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed

 

 

Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

 

 

 

 

Neler duydu şu dünyada

 

 

Mevlidine hayran kulaklarımız;

 

 

Ne adlar ezberledi, ey Nebî,

 

 

Adına alışkın dudaklarımız!

 

 

Artık, yolunu bilmiyor;

 

 

Artık, yolunu unuttu

 

 

Ayaklarımız!

 

 

Kâbe’ne siyahlar

 

 

Yakışmamıştır, yâ Muhammed

 

 

Bugünkü kadar!

 

 

 

 

Hased gururla savaşta;

 

 

Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…

 

 

Onu da yaralarlar kanadından,

 

 

Gelse bir şefkat meleği…

 

 

İyiliğin türbesine

 

 

Türbedâr oldu iyi.

 

 

 

 

Vicdanlar sakat

 

 

Çıkmadan yarına,

 

 

İyilikler getir, güzellikler getir

 

 

Âdem oğullarına!

 

 

 

 

Şu gördüğün duvarlar ki

 

 

Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…

 

 

Fethedemedik, yâ Muhammed,

 

 

Senelerdir.

 

 

 

 

Ne doğruluk, ne doğru;

 

 

Ne iyilik, ne iyi…

 

 

Bahçende en güzel dal,

 

 

Unuttu yemiş vermeyi…

 

 

Günahın kursağında

 

 

Haramların peteği!

 

 

 

 

Bayram yaptı yapanlar;

 

 

Semâve’yi boşaltıp

 

 

Sâve’yi dolduranlar…

 

 

Atını hendeklerden -bir atlayışta-

 

 

Aşırdı aşıranlar…

 

 

Ağlasın Yesrib,

 

 

Ağlasın Selman’lar!

 

 

 

 

Gözleri perdeleyen toprak,

 

 

Yüzlere serptiğin topraktı…

 

 

Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,

 

 

Yabanların gözünde kalacaktı!

 

 

 

 

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,

 

 

“Hû hû”lara karışsın âminler…

 

 

Mübarek akşamdır;

 

 

Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

 

 

 

 

Ne oldu, ey bulut,

 

 

Gölgelediğin başlar?

 

 

Hatırında mı, ey yol,

 

 

Bir aziz yolcuyla

 

 

Aşarak dağlar, taşlar,

 

 

Kafile kafile, kervan kervan

 

 

Şimale giden yoldaşlar!

 

 

 

 

Uçsuz bucaksız çöllerde,

 

 

Yine, izler gelenlerin,

 

 

Yollar gideceklerindir.

 

 

 

 

Şu tekbir getiren mağara,

 

 

Örümceklerin değil;

 

 

Peygamberlerindir, meleklerindir…

 

 

Örümcek ne havada,

 

 

Ne suda, ne yerdeydi;

 

 

Hakkı göremeyen

 

 

Gözlerdeydi!

 

 

 

 

Şu kuytu cinlerin mi;

 

 

Perilerin yurdu mu?

 

 

Şu yuva -ki, bilinmez-

 

 

Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?

 

 

Kuşlarını, bir sabah,

 

 

Medine’ye uçurdu mu?

 

 

 

 

Ey Abvâ’da yatan ölü,

 

 

Bahçende açtı dünyanın

 

 

En güzel gülü;

 

 

Hâtıran, uyusun çöllerin

 

 

Ilık kumlarıyla örtülü!

 

 

 

 

Dinleyene, hâlâ,

 

 

Çöller ses verir;

 

 

“Yaleyl!” susar,

 

 

Uğultular gelir.

 

 

Mersiye okur Uhud,

 

 

Kaside söyler Bedir.

 

 

Sen de bir hac günü,

 

 

Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;

 

 

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

 

 

Destan yap, ey şehir!

 

 

 

 

Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar…

 

 

Kureyş uluları, karşılarında

 

 

Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;

 

 

Ali’nin önünde kapılar açılır,

 

 

Ali’nin önünde eğilir surlar,

 

 

Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de

 

 

Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar…

 

 

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,

 

 

Yerde kalmazdı ruh… kanatlıydı.

 

 

 

 

Konsun –yine- pervazlara güvercinler

 

 

“Hû hû”lara karışsın âminler.

 

 

Mübarek akşamdır;

 

 

Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

 

 

 

 

Vicdanlar, sakat çıkmadan,

 

 

Yâ Muhammed, yarına;

 

 

İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

 

 

Âdem oğullarına!

 

 

 

 

Yüreklerden taşsın

 

 

Yine, imanlar!

 

 

Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;

 

 

Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!

 

 

Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın

 

 

Kayışzâde Osman’lar

 

 

Na’tını Galip yazsın,

 

 

Mevlid’ini Süleyman’lar!

 

 

Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

 

 

Geri gelsin Sinan’lar!

 

 

Çarpılsın, hakikat niyetine

 

 

Cenaze namazı kıldıranlar!

 

 

 

 

Gel, ey Muhammed, bahardır…

 

 

Dudaklar ardında saklı

 

 

Âminlerimiz vardır…

 

 

Hacdan döner gibi gel;

 

 

Mi’râc’dan iner gibi gel;

 

 

Bekliyoruz yıllardır!

 

 

 

 

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;

 

 

Hızır kanad, Cibril kanad;

 

 

Nisan kanad, bahar kanad;

 

 

Âyetlerini ezber bilen

 

 

Yapraklar kanad…

 

 

Açılsın göklerin kapıları,

 

 

Açılsın perdeler, kat kat!

 

 

Çöllere dökülsün yıldızlar;

 

 

Dizilsin yollarına

 

 

Yetimler, günahsızlar!

 

 

Çöl gecelerinden, yanık

 

 

Türküler yapan kızlar

 

 

Sancağını saçlarıyla dokusun;

 

 

Bilâl-i Habeşî sustuysa

 

 

Ezânlarını Dâvûd okusun!

 

 

 

 

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,

 

 

“Hû hû”lara karışsın âminler…

 

 

Mübarek akşamdır;

 

 

Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

 

Riyâ: Gösteriş

Hıyanet: İhanet

Mevlid: Doğuş, doğum (Süleyman Çelebi’nin Hz. Peygamberimizin doğumunu konu edinen ünlü eseri)

Türbedâr: Türbe bekçisi

Yaban: Yabancı

Şimal: Kuzey

Yaleyl: Ey gece

Mersiye: Ölülerin arkasından okunan beyitler

Mi’râc: Peygamber Efendimizin göğe çıkarak Allah’la görüşmesi mucizesi

 

 

Reklamlar

Comments on: "Seccaden Kumlardı …" (3)

  1. “ÂLEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERİLMİŞ” VE MEVLÂ’NIN “HABİBİM” MUHABBETİNE NÂİL OLAN MÜSTESNA RASÛLÜMÜZ ( S.A.V.) ANCAK BÖYLESİ BİR GÜZEL DİL İLE ANLATILABİLİR!SİZDEN DE MEVLÂ RAZI OLSUN KARDEŞİM,HATIRLATMIŞ OLDUĞUNUZDAN DOLAYI…”SEN OLMASAYDIN BU DÜNYAYI YARATMAZDIM”IN BAŞ AKTÖRÜ PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) “KUTLU DOĞUM HAFTASI” İÇİNDEYİZ Kİ BU SENE 14-21 NİSAN ARALIĞI BUNA DAHİL EDİLMİŞTİR,BUNA RASTLAYAN BİR TARİHTE “NÂAT”I OKUMAK YÜREĞİMİ BAHTİYÂR ETTİ,SİZİN DE DAİM “GÜZEL” KALSIN YÜREĞİNİZ!VESSELÂM!

  2. fvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvtffttttttttttttttttttttttttttttttt

  3. mükemmelllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: