içimdeki SEN gibi…

 

 

Karakutu.com “Mona Roza” efsanesini tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkardı. 50 yıldan beri dillerde dolaşan “Mona Roza” şiirinin yazıldığı Muazzez Akkaya, meraklıları için bir sırdı. Geçtiğimiz günlerde Ahmet Hakan tarafından Muazzez Akkaya’nın hayatta olduğuna dair kaleme alınan yazı, edebiyat camiasında tartışma konusu olmuştu. Karakutu.com editörleri ise “Mona Roza” efsanesine ilişkin gerçek bilgilere ulaşarak tartışmalara son noktayı koydu. Elimizdeki bu belgeleri, hiçbir yorum yapmadan, kaynaklardaki metinlerin de aslını değiştirmeden okurlarımızla paylaşıyoruz:


Aslı astarı olmayan, hakkında pek çok hikâye uydurulan ve hatta intihar ettiği rivayet edilen Muazzez Akkaya kimdir?

Muazzez Akkaya
Fakülte Numarası: 278

Orta okul mezunu memurlardan Hamid Akkaya ile Fitnat Hanım’ın kızıdır. 1930’da Geyve’de doğdu. 1949’da Kandilli Kız Lisesi’ni “Pekiyi” derecede bitirdi. S.B.F.’nden mezuniyetini müteakıb, Maliye Bakanlığı stajyer Memurluğuna tayin edilerek Devlet hizmetine girdi. Nisan 1955’te Karayolları Genel Müdirliği, Ağustos 1955’te tekrar Maliye Bakanlığı, Mart 1957’de Devlet Su İşleri Gn. Müdirliği Teşkilatlarında Memurluklara girdi. Bu arada Ankara Hukuk Fakültesi’nde fark sınavı verip sertifika aldığından, Ocak 1960’da Maliye Bakanlığı Hazine Avukat stajyerliğine, sonra Avukatlığına getirildi. Eylül 1964’de Eşi Orhan Giray’ın Tel-Aviv Mali Müşavirliğine nakli üzerine memuriyetten ayrılıp Tel-Aviv’e gitdi. 1967’de yine eşiyle birlikte Yurd’a dönüp avukatlığa başladı. Halen (Mart 1970) Ankara Barosu’na kayıldı avukatlık yapmaktadır. 7 Kasım 1958 Cuma günü S.B.O. 1944 yılı (2602 Sıra Numaralı) mezunlarından Orhan Giray ile evlendi; 9.6.1959 doğumlu Ayşegül Giray, 24.3.1961 doğumlu Ela Meral Giray adlarında 2 kızı ile 4.4.1967 doğumlu İhsan adında 1 oğlu vardır (1970). İngilizce bilmektedir.

Mülkiye hayatına aid bir hatırasını şöyle kaleme almıştır: “Fakülte’ye, daha doğrusu Mülkiye Mektebi’ne ilk yatılı kız talebe olarak girme şansı bana isabet etmişdi. Fakat o zamana kadar böyle bir ihtimal vuku bulmadığından S.B.O. müdiri Fethi Çelikbaş: “Mekteb yatakhanesinde kız talebenin yatması için müsaid yer olmadığını, ancak istediğim takdirde sadece talebeye verilen yıllık palto hakkından istifade edebileceğimi, bu takdirde de mecburi hizmet mükellefiyetine tabi tutulacağımı” beyan ettiler. Tabi kabul etmedim. Altı ay sonra Mekteb Fakülte oldu ve ben de diğer talebeyle birlikde burs almağa başladım.

Birinci Sınıfta kız talebe olarak sadece iki kişi idik. Bütün Fakülte’deki kız talebelerin sayısı sekiz idi. İkimiz de o zamana kadar erkek talebeyle bir arada okumamış olduğumuz için gaayet sıkılgandık. Bu durum Anayasa Profesörümüz Bülend Nuri Esen’in gözünden kaçmamış olacak ki, Sınıfda bir münazara tertiblemeğe karar verdi ve ikimizi karşılıklı guruplara dahil etdi. Münazara günü geldiğinde, sadece kendi sınıf arkadaşlarımız önünde konuşmamıza rağmen o kadar heyecanlanmışdık ki sonradan Hocamızın da tasvir ettiği şekilde, sapır sapır titremişdik. Ben konuşmamı yaparken sadece Hoca’ya dönerek konuşuyordum. Hocamın: “Sınıfa dönerek konuşmam” hususundaki ihtarı üzerine Sınıfa döndüğümde bütün arkadaşların bize dön şeklindeki kol işaretlerini görünce yeniden Hocaya dönüp anlatmağa başladım. Bu münazara sıkılganlığımızı atmamızda ilk adım oldu. Üçüncü Sınıfda iken Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi Kız Talebeleri arasında tertiblediğimiz münazara sebebiyle, Hukuk Fakültesinin hıncahınç dolu salonunda konuşurken, eski sıkılganlığımın onda birini hissetmediğimi söyleyebilirim.”

Mona Roza’nın şairi Sezai Karakoç kimdir?

Sezai Karakoç
Fakülte Numarası: 412

Yasin Karakoç ile Emine Hanım’ın oğludur. 1933’te Ergani’de doğdu. 1950’de Gaazi Anteb Lisesi’ni bitirdi. S.B.F’nden mezuniyetini müteakıb, 30.11.1955’te Maliye Bakanlığı stajyer memurluğuna tayin edilerek Devlet hizmetine girdi. 11.1.1956’da, açılan sınavı kazanıp, Maliye Müfettiş Muavinliğine atandı. 3.2.1959’da Gelirler Kontrolörlüğü’ne nakledildi. 1.7.1960’da silah altına alındı; 30.12.1961’de yedek teğmen rütbesiyle terhis edildi ve Gelirler Kontrolörlüğüne döndü. 21.6.1965’te görevinden ve memuriyetten istifaen ayrıldı. Tamamen yazarlık ile uğraşmaya başladı. Bir süre Yeni İstanbul Gazetesi’nde fıkra yazarlığı yapdı. 1955’de “Şiir Sanatı”, 1961’de “Diriliş” adlarında 2 dergi çıkardı. Her ikisi de ikişer sayı çıktıktan sonra kapandı. 1966’da “Diriliş Dergisi”ni yeniden yayınlamaya başladı. Bundan sonraki durumuna dair yapılan bütün araştırma ve soruşturmalardan olumlu bir sonuç alınamadı. Elde edilen bir posta kutusu adresine gönderilen 5 mektuba da cevap vermek nezaketini ve izanını göstermedi.

Prof. Mehmed Kaplan, hakkında şunları yazmışdır: “O’nu umumi bir ideoloji veya temayüle bağlamak istersek; Dindar ve muhafazakar zümreye sokabiliriz. Karakoç, Cumhuriyet Devri’nde birbiriyle çatışan (sağ-sol) iki asli temayül’ün ikisinden de ayrı, kendisine has bir yol tutmuştur.”

Cemal Süreya: “Karakoç, Hayber’i (kalesini) yer altı sularıyle kuşatmak istiyor. Bunu yaparken Kale’nin etrafındaki hendeğin sularından da yararlanıyor.”

Ece Ayhan: “Sezai’de bir düş kamerasıyle çekilmiş izlenimi veren imajlar daha başat’dır.”

Rasim Özdenören: “..O, şiirimizde yeni bir mistisizm’in habercisi olarak geliyor.”
demektedirler.

***

Bir diğer kaynakta ise “Mona Roza” şiiri ve Sezai Karakoç hakkında şu ifadeler geçmektedir.

“Çaylardan gözümüzü açamıyoruz. Millet eğlencede. Günler – Geceler, Konserler gırla gidiyor. Nejat yine bir şiir gecesi tertipledi. Biz şiirden anlayanların geleceğini sanmıştık. Yanılmışız. Mona Roza bilmecesi çözülür gibi oldu ama, adamlarda zevk yok ki gürültüye boğdular.

Kalemini eline alan birşeyler yazmaya başladı. Şahane muharrir – şairlerle doldu gitti! Ahmet Çimen korse hikayesini tamamlamış. Daha dün anlatıyordu. Azizim, diyordu, “Hikayemin en hoş yeri korsesine – pardon sütyenine – adamın titreyen ellerini dokundurduğu andı. Kadının “yapma”diye utangaçlık göstermesinde bir ilahiyet vardır. Ben o satırları nı okuyunca ölüyorum vallahi; evlenmek istiyormuş, kız arıyormuş. Hasan Basri forsunu kaybetti. Güya arkadaşları kendisine oyun oynamışlarmış. Alp bir ukalalaştı, bir ukalalaştı görme. Hürmeti, nezaketi unutmuş. Burs alıyor da ondan. Aşıkmış. Olur ya, sinek nereye desen konar. Sezai nihayet beklendiği halde bir türlü yapamadığı garip seyahatini geçen gün adeti üzerine aniden yaptı. Sabahleyin kendisiyle konuşmuştum. Akşama tiyatro için sözleşmiştik. Öğleden sonra uçmuş. Öğrendik ki iki ay gelmeyecekmiş. Üç gün sonra bir de baktık ki karşımızda.

Sümer Kalaç bu sene bir alem. Esaretten kurtulmuş olacak ki ara mektebe gelmez oldu. Gelince de arka sıralarda oturuyor. Yıldız, Şükran falan erkek arkadaşlarından korkuyorlarmış. Üçten Muazzez, Şükran biraz açıldılar. Gönül Davran yine kendi aleminde. Hukuktan biriyle evlenecekmiş. İnşallah. Öbür Suzan Figaro Enstütisüne devam ediyormuş, vücut güzelliği müsabakasına girip kazanacağım diyormuş.”

Muazzez Akkaya ile Sezai Karakoç aynı karede!

karakutu.com

 

 

Reklamlar

Comments on: "MonaRoza Efsanesi Çözüldü" (33)

  1. BEN BU ŞİİRİ DİNLEDİĞİMDE OTURUP AĞLADIM … SAATLERCE DİNLEDİM VE AĞLADIM HIÇKIRA HIÇKIRA AĞLADIM..ÜSTAT SEZAİ KARAKOÇA SAYGILARIMI SUNARIM………………………………………………..

  2. şaşkın said:

    çok güzel bi şiir. ah bi de küfür etmeseler. sevmiyosun bari sevene karışma. …….. ben herkesten farklı bise dicem……… bu olayları yasayanlar hep erkek….. kızlar sevmio sevemio…..en iyi kız sevgisine inandıgı erkekle oluyor…..en kötüleri her yerde var zaten…..erkekler cok iyi demiyorum…..erkekler üç beş kızdan vazgeçmedikce kızlar da erkegin ic dünyasına önem vermedikce monaroza daki gibi asklara hasret kalcaz………

  3. arkadaşlar şiir 14 kıtadan oluşuyor ve kıtaların ilk harflerini her kıtdaki ilk harfi alın ve yanyana koyun sonuç Muazzez AKKAYAM yazıyor. diyecek başka söz yok bencee..

  4. HAYATININ 20 SENESINI KARSILIKSIZ ASKLARLA HEBA ETMIS BIR MELANKOLIK VE MUZMIN ASIK OLARAK GENCLERE TAVSIYEM SUDUR:

    BAYANLAR DRAM,PLATONIK ASIKLARDAN,SESSIZ VE EZIKLERDEN HOSLANMAZ. CANLI, NESELI, AKTIF, SOSYAL, OZGUVENI OLAN, RENKLI, POPULER, PARALI, GUCLU ERKEKLERDEN HOSLANIR. BOSUNA HAYATINIZI ZEHIR ETMEYIN!!! ACIK ACIK KIZA SOYLEYIN, KABUL ETTI ETTI ETMEDIYSE HEMEN UNUTUP BASKA UFUKLARA YELKEN ACIN. YOKSA HAYATINIZI MAHVEDERSINIZ, KIZ FARKINDA BILE OLMAZ. ASK BIR BEYIN YANILSAMASI, KAVUSAMAZSANIZ ASK OLUR, KAVUSRSANIZ IKI GUN SONRA KAVGA EDERSINIZ.

  5. AHMET ALAKUŞ said:

    önemli olan burdaki aşktır ve o aşkı karakoç çok iyi yaşamıştır.karşısındaki yaşamayabilir,ama hocamız yaşamıştır artık bu şiir hocamızın değil o şiirde kendini bulan herkesindir peki şiirde kendini bulanların kaderide hocamız gibi olacak yani yaşananlar herşey bir gün yalanmı olcak olacak çünkü gerçek sevenenlerin kavuşması atomun parçalanması kadar zordur

  6. çok güzel bir şiir…aşkı anlatıyor…bu şiiri yazanı (yani sezai karakoçu)TEBRİK EDERİM…

  7. harika bir şiir… şiirin dinletisi de olsa benim için çok iyi olacak…

  8. mesut ve m.akif said:

    eger şiiri çok iyi okuyup ve en iyi şekilde anlayan varsa zaten şiirin her kıtasında gerçek oldugu gayet açıktır. iyi eserler gerçek hayattan ve uzun yıllar süren, varlagını uzun yıllar boyunca dillerden düşmez. Tabi eseri ortaya koyan kişinin bu dünyadan göçtükten sonra degeri anlaşılır. Ama monaroza şiirini yazan şaiir hala hayatta olmasına ragmen bu şiir kendini çoktan ispatladı bile.herkesi görüşlerine saygımız var ama bilip bilmeden konuşmasınlar.

  9. BAHTİYAR said:

    BU YAZIYI UKUYANIN DA GÜRENİNDE OKUMAYANINDA SENİN DE AMINA KOYAYIM
    ,

  10. BAHTİYAR said:

    MONA ROZA AMINA KOYAYIM MONA ROSZA SININDA SEZAYİ SİNİNDE MUAZEZİDE AMINA KOYAYIM
    sizinde amına koyayım

  11. burak bayrak said:

    zambaklar en ıssız yrlerde acar
    ve vardır her vahsı cıcekte gurur
    bır mumun ardında bekleyen ruzgar
    ısıksız ruhumu sallarda durur
    zambaklar en ıssız yerlerde acar…

    ellerin ellerin ve parmakların bır nar çiçeğini eziyor gıbı
    ellerınden bellı olur bır kadın denızın dıbınde gezıyor gıbı offffffffffffffffffffffffffffffffffffffff abı buna yorum yapılırmı yaaa bu sıır karakoçun o bir mumun ardında bekleyen rüzgarı ruhunu erıtmesı sonucu kagıda dökulen ruhunn damlalaryla yazılmıs heralde

  12. ben yeni duydum bu siiri selcuk küpcügün yoruömundan coooook guzeldi
    farklı bır buyusu var siirin
    bilmiyom sanki bu bi basit biaşkı anlatmıyo
    bu sanki sonsuz sevgiden bahsediyo sonsuz sevgi
    bana göre ilahi bi sevgi
    bende bilmiyom ama sanki ilahi sevgiden yada gormedigin bırıne olan bi sevgiden bahsediyomus gıbı geldi
    bu siiri dinledigimde kendimişi bi deniz kenarında hıc gormedigim birini bekliyomusum gıbı geliyo cok farklı bısey insan bazen bazı duyguları tercuman edemez
    nedense busiir bana pek tercuman ettırmıyor

  13. Burda beni üzen çok kare var sezai karakoç üstadımız monaroza hakkında konuşmak istemezken burda bütün sırlar ifşa edilmiş.
    Ama bir yandan da açıklamak yerinde olmuş çünkü türlü türlü uydurmalar omuş ve bunla nahoş şeylerdi.
    Bir şey daha sormak gerekirse sezai hocamız bunu görürse çok kızacak bundan emin olabilirsiniz

  14. silahlara veda said:

    şiiri ilk defa arkadasim şair efe ‘nın tavsiyesi ile okudum .oldukça begendım …ama üstat sezai karakoc bir edebi kimlik altında cook iyi bir şair bundan eminim SAYGILARIMLAA s i l a h l a r a V E D A

  15. ŞAİR EFE said:

    Sİİri ilk defa Edebiyat ogretmenim sayın ÖKKEŞ KIRAC beyden duymustum.Gercekten oldukca etkilenerek okudugum bir siirdi ,keşke böyle bitmeseydi……

  16. SERHAT AKHAN said:

    Ro za kelime anlamiyla kürtcede gün dogdu demek..bu dogum hepimiz icin ne kadar degerlidir ve vazgecilmezdir ,biliniyor…askin hüsran ile ayrilik ile biteni trajedidir asik insan yeniden dogan günü bu durumda görmek bile istemez yani ayrilik durumunda…asklarin edebiyatindaki ortak nokta ayrilik olmasidir her hangi bir suret ile ..bu duygu yogunlugu bu tür durumlarda aska dönüsür.allah sevenleri ayirmasin amin..

  17. bu efsanenin çözülmüş olması beni çok üzdü.niyemi:bir gün leylaya sormuşlar, ey leyla senin aşkın mı daha büyük yoksa mecnunun mu.şöyle demiş benim aşkım daha büyük. ona nasıl olur demişler.o da devam etmiş mecnunun aşkı meşhur oldu oysa benim aşkım gizli kaldı..gizli olanlar en büyük olanlardır

  18. zümrüt said:

    işte aşkın en güzel ispatı bence… kimle ve nasıl yaşandığı değil…aynı masalın farklı kahramanları olmuşlar zamanla…ama en güzel yanı asıl aşkı yaşayanın içinde yaşadığı duygular herhalde duygular bu kadar güzel dile getirilebilir…

  19. sevmek herşeye yetmiyor arkadaşlar…
    sevenlerin çoluğuna çocuğuna saygı duyalım …
    sevildiği kadarıyla…
    sevdiğimiz kadarıyla kalsın…

  20. fuat sever said:

    “MONA ROZA”….SEN HEP ŞİİRLERDE VAR OLDUN MONA ROZA YILLARDIR BEKLEDİM SEN GELMEDİN AMA BEKLE BENİM GELMEM YAKINDIR…ÜZERİMİZDE SİYAH ZAMBAKLAR AÇINCA OTLAR ÇEVREMİZDE SARARINCA TOPRAĞIMIZ SUYA HASRET KALINCA ANLAYACAKSIN ÇOK GEÇ KALDIĞINI MONA ROZA… AMA BEKLE BEN GELİYORUMMM….

  21. iiiyi iyi

  22. ali taşmaz said:

    mona roza tüm zamanların en güzel aşk şiiridir aşağı yukarı bütün şiirlerini okumuşumdur ve çoğu ezberimdedir. bende muazzez hanımın intiharına inanmıştım ama görürüyorumki üstad karakoç yüreğini onun öldüğüne inandırmak istemiş veya üstadın yüreğindeki muazzezi ölmüş.HAYATTA EN ZOR ŞEY ÖLMEYENİ ÖLDÜRMEKTİR. EĞER ÖLDÜREMEZSEN SEN YAŞAYAN BİR ÖLÜSÜNDÜR. inşallah bu şiiri hakeden bir bayandır muazzez hanım. sayın karakoç keşke sultanı cariyelerde arama körlüğünü bırakıp peygamber efendimizin sünneti hatırına cariyelerden birini kendisine sultan yapsaydı.

  23. mina zerk said:

    ne sezai KARAKOÇ gibi bi üstad olabiliriz nede muazzez HANIM gibi mükemmel bir sevgi timsali…………………………….

  24. mina zerk said:

    sevenlerin ve kendini uhreviyete adayıp sevdiğine orada kavuşmayı amaçlayan insan ötesi bi sevginin idolüdür diyebiliz.Sezai KARAKOÇ BEY ve muazzez AKKAYA hanımefendilerin mutlak sevgiye inanışlarındaki ve bunu en güzel şekilde en ilahi şekilde yaşamalarındaki güzelliği görüyoruz.(zaten en güzel sevgi karşılık beklemeden sevmek değil midir)

  25. Sevmek Dediğimiz Şey Sezai Karakoç’un Muazzez Akkaya’ya Bağlandığı Gibi Birşey Olsa Gerek…Mona Rozayı Dinledikçe Bir Garip Hüzün Kaplıyor İnsanın İçini…Normalde Çok İyi Yorum Yapabilmeme Rağmen Bu Şiir Hakkında Neden Pek Fazla Birşey Söyleyemiyorum Onu Bende Anlamadım Son Sözüm Şu: Bende Bir Sezai Karakoç Olabilsem Keşke…

  26. en sevdiğim şiiryerinden biri mona roza 1997 elime geçti aramak neyin acık metni olacak ki artık sevenleri varken bu denli askın ve sevdanın kutsal ve ne kadar vazgeçilmezliğini gosteriyor.En güzel düste olsa dinliyorum ben.S.KARAKOÇUN
    MONA ROZA ŞİİRİN SELÇUK KÜPÇÜKTEN DİNLEYEN SEVENLERİ VARDIR ……..

  27. goncagül said:

    yaşamak nefes almak degildir,yaşamak sevmek değilmidir.Monaroza yaşamanın sebebini çok güzel bir şekilde anlatmaktadır.Sevmek sonsuza kadar yaşamak demektir.aaaah bu kadar büyük ve derin aşklar aaaahh

  28. ferhat turgut said:

    ben bu şiiri ve hikayesini orta birinci sınıftan beri biliyorum ve şiir yazmaya başladığım yıllarımda beni etkileyen ilk aşk şiiridir Bildiğimiz gibi MONA ROZA şiiri 4 bölümden oluşan uzun bir süreci kapsamaktadır
    1 aşk ve çileler
    2 ölüm ve çerçeveler
    3 pişmanlık ve çileler
    4 ve mona roza

    EĞER BU HABER DOĞRUYSA (ki bence değil)ŞAİRİN ŞU DİZELERİNİN NE ANLATTIĞINI BİLMEK İSTERİM..

    şiir bu sıraya göre okunursa görüleceği gibi aşkın en canlı yanı UMUTtan umutsuzluğa çaresizliğe kaydığı görülecektir.

    Artık ben gideceğim, ata eğer vuruyorlar.
    Hatıralarımı birer birer yakacağım.
    Entarimi parça parça edip
    Zehirli kirpilere bırakacağım.
    Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
    Göğsüme siyah bir gül takacağım.
    Batan güne doğru kurşunlar sıkıp
    Kendimi boşluğa bırakacağım.
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz…
    Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım,
    Siz beni ne anlarsınız siz!
    Artık ben gideceğim atım kişniyor;
    Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor,
    Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz, bir deniz;
    Beni onun gözleri çağırıyor, duramam duramam.

    Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara;
    Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara…

  29. Emir Kaya ARI said:

    Şaire ilham kaynağı olduğunu düşünebileceğimiz doğruluk derecesi dahi tartışılabilecek türden bilğileri mona roza efsanesi çözüldü tarzı flaş manşet üslubuyla başlıklamanın müfteri medya marifeti gibi durduğunu söylemeden geçemiyeceğim.
    Şaire ilham kaynağı olan gerekçeyi merak etmek doğal görülebilir,fakat gerekçede kalmak,yani oraya takılmak samimi niyetle izah edilemez.Gerekçesi ne olursa olsun,iyiki böyle bir ğerekçe olabilmiş ve yaşanabilmiş denilebilecek çapta büyük eseri görebilmek gerekir.Çünki bu şiir bizim.Bizim sözcüğünün kapsadığı manayı bilenler için sözün fazlasına gerek yok.

  30. pelin suyu said:

    Nasıl bir yorum istersiniz. Sizin gözleriniz hiç ışıltısını yitirdi mi?

  31. HASASİYETLERİ DİKATE ALMAYAN ŞEN SIPA TAVRINDA YAPILMIŞ BİR HABER.NE DENSE BOŞ… KLASTAN ÇİÇEK AÇMAZ

  32. aynı karede yer almış ya da almamış..önemli olan o büyük aşkına karşılık bulup bulamamış olması…yüreğini yüreğinde hissetmiş ya da elini tutmuş olması önemli…mona roza bir aşk şiiri..bir düş şiiri….

  33. hasan68 said:

    ŞİİR SAHİBİNİN DEĞİL İHTİYACI OLANINDIR VE HER ŞAİRİN BİR MONA ROSA’SI VARDIR.ŞİİRİN SİZDE UYANDIRDIĞINA BAKIN,BIRAKIN GEÇMİŞ KURCALAMAYI…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: