içimdeki SEN gibi…

 

Bir goncaya bülbül kesildim! Güller diyarını dolaşır oldu nidam… Gönül mahkemesinde sorgulanan zaman ve suç ortağı hüzün… Saadetime hüküm giydiler sessiz sedasız… Keder adlı firari yakalandığı an idam! Korkular, tebessümlerin sıkıştırmasına dayanamayıp tayin istediler uzaklara… “Kasım Cemreleri” şeb-i aruz törenlerinde pervaneleri anlatan semazenler gibi, havaya, suya, toprağa ve ille de cana düştü. Ve takvimler… En sıcak busesini verdi ömür denilen çorak toprağa… Artık tohumlar, yağmurun bereketli dudaklarıyla muştular eşliğinde öpüştü.

Bir goncaya bülbül kesildim… Açsın diye bekleyecek kadar sabrımın kalmadığı, kapımı yalancı baharların dahi çalmadığı, şu garip gönülcüğümü kimseciklerin almadığı bir demde… Kalp denilen, yumruk büyüklüğündeki yorulmaz et parçasının, bir yükten öteye geçemeyen bir mana taşımaya alıştığı gövdemde, manevi inkılabımın ayak sesleriyle inledi sema… Siyah ve beyaz arasına sıkışıp kalan baht fotoğrafım, gökkuşağına şah oldu. Ve geceydi bütün mazi… Halde ve istikbalde ansızın sabah oldu!

Bir goncaya bülbül kesildim! Tercümesiz duruşlarımın yüzüne kapanan kapıların inadına, gönül şehrine salınarak girdi can kervanı… Kurgulanmamış bir hikayenin esas kişizadelerinden olmak da denebilecek bu hal-i güzin içre ben… Duvara astığım ümit kılıncını, cüret sandığına kaldırdığım mecnunluk sadağımı kuşandım! Duyuyor musunuz ey kasvetten akan göz yaşlarım! Ben bu can seherinde… Neşenin teşvikiyle o asık suratımdan boşandım. Aynalar dost bana… Yollar dost! Ben bana yar artık… Kendimle tutuştuğum cengi biz kazandı. Biz… Saf ve temiz!

Bir goncaya bülbül kesildim… Ömrü ortadan ikiye bölen her şeyin yıkıldığı, yıldızların alnına gam kurşunu sıkıldığı ve yorgun ayaklarımın her dem bir karanlığa takıldığı yerde… Şimdi sazımın tellerine hükümdar olan o suskun perde… Evet o suskun ama her şeyiyle ben olan o perde… Aşk bu işte… O yar-i güzin… Baktığım her yerde!

Bir goncaya bülbül kesildim… Şeydayım nicedir… Şakırım pervasızca… Öyle ki; bu şakımanın sarhoş ettiği şakayıklar titrer hayallerime şahit olunca… Fazla söze ne hacet… Şiirlerle söylemeli bu hazzın bahşettiklerini, şairlerin yolunca…

güçer kafa

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: