içimdeki SEN gibi…

elizanys0.jpgSevgili Dostum,

İşlerin içinden çıkılmaz bir ahvale büründüğü zamanlarda, gerçek olmayan bir oyunun içinde olduğum hissini daha kuvvetli duyumsuyorum. Öyle tuhaf şablonlar içre bir hayatın içinde terennüm ediyor ki beden, bırak süratle kaybettiğim o gerçeklik hissini, dünyevi bir boşluğa gark oluyorum aniden. Yapılacaklar listesinin gün be gün kabardığını gözlemliyorum. Yaptıklarım o listeden eksildikçe her yeni yapılacağa gebe kalıyorum. Matematik bir sabiteye sahibiz sanki ve bilinmeyen eksilttiğimiz bu denklem bize yenilerini eklemeyi ihmal etmiyor. Ben zenginleştiğimiz kanısındayım bir yandan. Şöyle ki, en başından çözmeye uğraştığımız bu ufak denklem bilinen ve bilinmeyen safında giderek büyüyerek sonsuza ırayan bir büyük denklem haline geliyor. Evet, bilemediklerimizin bildiklerimizle birlikte çoğaldığı doğrudur. Lakin benim önemsediğim şey bilinmeyenin çoğalmasından çok, bilinen de meydana gelen çoğalma! Aydınlanma fikriyle tabiatımızı karman çorman önümüze koyduğumuz ilk günden beri, aslında karanlığın kendi için rezerve ettiği alan hep sabit. Bizim tahayyülümüzdeki karanlığı giderek büyütüp, esasında onun asıl ebadının bilgisine varmaya çalışıyoruz. Ne zaman ki karanlık yerinde sayan bir büyüklüğe erişti, o vakit bütünüyle aydınlanmamız ve varlığımızın kendini ait kıldığı marifetimizi anlamamız mümkün.

Biraz daha açacak olursak, duruma suyun dolu tarafına dikkat kesilmek diye bir ad koyabiliriz. Bir yandan ümidimizi perçinleyecek olan bu tutum, öte yandan bardağı bütünüyle doldurmamız adına fevkalade bir yol tesis edecektir bizlere. Gel gör ki, şimdiki insanın en nihayetinde fobiler geliştirdiği bir karanlıktır bu bahsi geçen. Varlığa dair her geçen gün yeni anlamlar ve hayretler üretiyorken, bir yandan sona dair bir korkunun da yolunu tutmuş oluyoruz. Bu dünya için en korkulu şey nedir diye soracak olsalardı bana; “Bütün yolların muayyen kılınması!” diye cevaplardım hiç şüphesiz. Çünkü bu yer yuvarlağını kendim için en biçimsiz kılacak olan bu. İşin içinde ölüm gibi bir perde ve ahiret gibi bir perde arkası olmalı ki iştahımı giderek kabartabileyim. Bilinmeyenden yana gayretim doğrulsun, zihnim ve yüreğim durmaksızın çalışsın isterim. Amaca yürüyen yol diye bir tanımı bugün varlığıma en büyük düğme diye dikebilmişsem, ona iliklenecek olanın merakı ve en çok da sevgisiyle dolmuş olmamdan kaynaklıdır. Sevgisi dememi biraz garipsedin belki de. Ama sevgili dostum, inan bana garipsenecek tek bir taraf bile yok! İnancımızı bu dünyanın gölgelerine doğru fırlatılan bir ok gibi düşün. İnce, uzun ve biçimli bir dal al ve onu “eğip” aklın kıl! Aklının iki ucunu birleştirecek olan ipse hikmetin yahut hakikatin olsun. Her şey tamam da, bu oku atacak olandan yana soracak olursan eğer; yani koldan, kuvvetten, o oku tam hedefine gönderecek olan hevesten, tıynetten… Bütün bunları bir araya toplayacak olan sevgiyi işaret edeceğimdir sana. Sevgi sevgili dostum, sevgi diyorum ikimizi kalp kalbe karşılıklı oturtan ve manaları tam hedefinden vurmamıza sebep olan şey. Onu tamam ettik mi inan bana bütün düğmeler iliklenebilecektir.

Dostum, sen bana Rabbimin armağanısın. Bana ben için geldin, hem kendinsin hem bensin. Birlikteyken ne bu bilinmeyen çoğaltan denklemler ürkütüyor beni, ne de hedefi şaşıracağım korkusuyla doluyorum. Şair İsmet Özel’in de ifade ettiği gibi:

“ok değerse bir kuşun ancak kalbine değer

bunu bilemeyecek ne var?”

Yeri gelmişken, Mevlana’nın şu güzel mısralarını da eklememek olmaz İsmet Özel’in mısralarına:

“ne ben benim, ne sen sensin, ne sen bensin

hem ben benim, hem sen sensin, hem sen benim

ey hüten güzeli! ben seninle öyle hale geldim ki

ben sen miyim yoksa sen ben miyim diye yanılıyorum!”

Senelerce cüzdanımda, ortaokul yıllarımda karşılaştığım Descartes’ın güzide bir sözünü taşıdım. Kim derdi ki bu ecnebi feylesofun aynı tekliği imleyip, beni kalbimin tam ortasından vurabileceğini!? Ama işte sevgili dostum, direkt olmasa da zımnen; her şey aynı güzelliği ihsas etmiyor mu bizlere! Mektubumu Descartes’in bahsini ettiğim sözüyle bitiriyorum. Her nerede okuduysan bu mektubu, bil ki bu sözcüklerin arkasında, onların anlatmaktan aciz olduğu “şey”in içinde senle birlikteyim. Dua ve muhabbet ile…

“Benim bahsettiğim dostluklarda ruhlar birbirine o kadar derin bir ahenk ile karışıp kaynaşmıştır ki; kendilerine birleştiren dikişi silip süpürmüş ve artık bulamaz olmuşlardır. Bunun için sevdiğimi bana soracak olursanız, size şöyle bir cevap verebileceğimi zannediyorum:

‘O o idi, ben de ben idim!’ ” Rene Descartes.

Alper Gencer

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: