<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Elif Lâm Râ</title>
	<atom:link href="http://eliflamraa.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://eliflamraa.wordpress.com</link>
	<description>içimdeki SEN gibi...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 21:03:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='eliflamraa.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Elif Lâm Râ</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://eliflamraa.wordpress.com/osd.xml" title="Elif Lâm Râ" />
	<atom:link rel='hub' href='http://eliflamraa.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Çocuklar Gülsün Diye!</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/25/cocuklar-gulsun-diye/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/25/cocuklar-gulsun-diye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 08:46:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihatler]]></category>
		<category><![CDATA[Okunası Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkur]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1223</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı: - Hayrola, neden elimi öpmek istedin? - Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1223&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/20080130_033540_bebek-gulenn.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1224" title="20080130_033540_bebek-gulenn" src="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/20080130_033540_bebek-gulenn.jpg?w=540&#038;h=360" alt="" width="540" height="360" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><em><strong>Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım.</strong></em></p>
<p>Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:</p>
<p>- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?</p>
<p>- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.</p>
<p>- Ne oldu, nasıl oldu?<span id="more-1223"></span></p>
<p>- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”</p>
<p>Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:</p>
<p>- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?</p>
<p>- Hayır, neden?</p>
<p>- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.</p>
<p>Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:</p>
<p>- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.</p>
<p>- Radikal bir karar!</p>
<p>- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.</p>
<p>- Eşiniz ne dedi?</p>
<p>- Hocam biliyor musun ne oldu?</p>
<p>- Ne oldu?</p>
<p>- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”</p>
<p>- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!</p>
<p>- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.</p>
<p>- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?</p>
<p>- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.</p>
<p>- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!</p>
<p>- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.</p>
<p>- Eşiniz gelmek istemedi!</p>
<p>- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”</p>
<p>- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?</p>
<p>- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.</p>
<p>“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.</p>
<p>“Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!</p>
<p><em>Doğan CÜCELOĞLU</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1223/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1223/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1223&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/25/cocuklar-gulsun-diye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/20080130_033540_bebek-gulenn.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">20080130_033540_bebek-gulenn</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Vücudun Şifa Haritası: Ayaklar</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/vucudun-sifa-haritasi-ayaklar/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/vucudun-sifa-haritasi-ayaklar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 13:35:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[masaj]]></category>
		<category><![CDATA[refleksoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1220</guid>
		<description><![CDATA[AYAK HARİTASI VE REFLEKSOLOJİ NEDİR AYAK MASAJI İLE TEDAVİ NASIL YAPILIR &#160; Ayak tabanlarınızda tüm bedenin bir haritası bulunduğunu biliyor muydunuz? Tüm vücudumuzu taşıyan, ayakta durmamızı ve yürümemizi sağlayan çok değerli ayaklarımız aynı zamanda vücuttaki tüm kötü enerjinin atılmasını da sağlar. Vücutta biriken zararlı toksinlerden detoks bantlarının ayaklara yapıştırılması ile ayaklar aracılığıyla vücuttan atılabiliyor. Örneğin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1220&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/t-ayak.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-1221" title="t-ayak" src="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/t-ayak.jpg?w=540" alt=""   /></a></p>
<p><strong>AYAK HARİTASI VE REFLEKSOLOJİ NEDİR </strong></p>
<p><strong>AYAK MASAJI İLE TEDAVİ NASIL YAPILIR</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayak tabanlarınızda tüm bedenin bir haritası bulunduğunu biliyor muydunuz? Tüm vücudumuzu taşıyan, ayakta durmamızı ve yürümemizi sağlayan çok değerli ayaklarımız aynı zamanda vücuttaki tüm kötü enerjinin atılmasını da sağlar. Vücutta biriken zararlı toksinlerden detoks bantlarının ayaklara yapıştırılması ile ayaklar aracılığıyla vücuttan atılabiliyor. Örneğin geceleri mutlaka ayaklarınız çıplak uyuyun denir duymuşsunuzdur. Bunun nedeni de gün boyu vücutta biriken kötü enerjinin ayaktan çıkması istendiğindendir. Yada çıplak ayak toprakta gezmek iyi gelir denir, evet gerçekten doğrudur vücuttaki kötü enerjiyi ayaklardan toprağa iletirsiniz. İşte tüm bu emareler ayaklarımızdaki vücut haritasının bir belirtisidir diyebiliriz. Ayak tabanında, bedendeki organlara bağlı tüm sinirlerin burada sonlandığı gerçekten doğrudur.<span id="more-1220"></span></p>
<p>Ayak tabanında vücuttaki her bir organın noktası vardır. Yukarıdaki resimde de gördüğünüz gibi organların bir haritası ayak tabanında bulunur. Bu noktalara her baskı yaptığımızda organlarımız harekete geçer ve düzgün çalışır. Herhangi bir organınızda Sorununuz varsa o organınızı gösteren bölgeye masaj yada basınç uygularsanız o organı harakete geçirip iyileştirebilirsiniz. Bu ayak haritası yardımı ile yapılan tedavi şekline refleksoloji deniyor. Şimdi bu alternatif tıp yöntemini biraz daha açıklayalım.</p>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" title="ayak haritası" src="http://www.kadinlariz.com/wp-content/uploads/2012/01/ayak-haritasi-nedir.jpg" alt="" width="425" height="414" /></p>
<p><strong>Refleksoloji Nedir</strong>:</p>
<p>Refleksoloji, el, ayak ve kulaklardaki belli bölgelere uygulanan çeşitli masaj ve baskı teknikleriyle sağlanan iyileştirme yöntemidir. Refleksoloji, vücuttaki organları da yansıtan enerji bölgelerine dayanır.Refleksoloji, binlerce yıl önce Hindistan, Çin ve Mısır’da uygulanmaktaydı. Günümüzde alternatif tıp olarak ülkemizde de bilinmekte ve uygulanmaktadır.</p>
<p>Refleksolojide, el ve ayaklar vücudun harita ve aynaları olarak kabul edilir. Bu demektir ki el ve ayaklarda vücudun belirli bölgelerine ve organlarına temas edilmesini sağlayan belirli bölgeler, sinir uçları vardır. Bu noktalara yapılacak masaj ve basınç uygulamaları o noktaların hitap ettikleri organların rahatlatılmasında ve o bölgelere yönelik yapılacak tedavilere destek verilmesine yardımcı olur. Mesela her bir ayakta 7200′den fazla sinir ucu bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki belli noktalara basınç uygulanarak vücudun ilgili alanlarına etki edilmiş olunur. Peki bu işlem nasıl yapılır şimdi bunu açıklayalım.</p>
<p><strong>Refleksoloji Nasıl yapılır</strong>:</p>
<p>Refleksoloji uzman doktorlar tarafından yapılması daha uygun olan bir tedavi yöntemidir. Fakat doğru yapılması şartıyla evde kendinizde yapabileceğiniz bir yöntemdir. Refleksoloji Ayaklara masaj şeklinde yapılmaz. Sadece her bir belli noktaya başparmak ile tam bir basınç uygulanır. Bir elinizle ayağı sıkıca tutup diğerinin basparmağıyla tırnağın hemen dibindeki kenarını kullanarak çalışın. Üç saniye kadar sıkıca bastırıp milim milim ilerleyerek bir sonraki noktaya geçin. Parmaklarınızı kaydırabileceğı için yağ kullanmayın; çok az talk pudrası kullanabilirsiniz ya da doğrudan deri üzerinde çalışın.Tam bir seans yaklaşık 45 dakika ile bir saat arası sürer. Önce sağ, sonra da sol ayağa uygulanır. Tıbbi bir tedavi şekli değil alternatif tedavi yöntemidir.</p>
<p><a title="kadınızbiz" href="http://www.kadinlariz.com/saglik/genel-saglik-bilgileri/refleksoloji-ayak-haritasi.html">alıntıdır</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1220/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1220/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1220&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/vucudun-sifa-haritasi-ayaklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/t-ayak.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">t-ayak</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kadinlariz.com/wp-content/uploads/2012/01/ayak-haritasi-nedir.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ayak haritası</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ermeni &#8216;Soykırım&#8217; Yasası Nedir?</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/ermeni-soykirim-yasasi-nedir/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/ermeni-soykirim-yasasi-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 07:05:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Önemli]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ZULÜM]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni soykırımı inkar yasa tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[inkar]]></category>
		<category><![CDATA[soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1211</guid>
		<description><![CDATA[Fransa Meclisi&#8217;nde kabul edilen ve iki ülkenin ilişkilerini geren o yasa: Yasa neden değişti? Fransa Ulusal Meclisi’nin Anayasa Komisyonu’nda bir yıldır görüşülen tasarı ilk önce “Irkçılıkla mücadele ve Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasına ilişkin yasa tasarısı” başlığını taşıyordu. Ancak komisyon Türkiye’den gelecek tepkilerle adını “Yasayla kabul edilen soykırımların inkârının cezalandırılmasına ilişkin yasa” olarak değiştirilerek Yahudi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1211&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="ermeni soykırım yasa tasarısı" src="http://www.kamupersonel.com/wp-content/uploads/FRANSA.40663_3.jpg" alt="" width="335" height="248" /></p>
<p><strong>Fransa Meclisi&#8217;nde kabul edilen ve iki ülkenin ilişkilerini geren o yasa:<br />
</strong></p>
<p><strong>Yasa neden değişti?</strong></p>
<p>Fransa Ulusal Meclisi’nin Anayasa Komisyonu’nda bir yıldır görüşülen tasarı ilk önce “Irkçılıkla mücadele ve Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasına ilişkin yasa tasarısı” başlığını taşıyordu. Ancak komisyon Türkiye’den gelecek tepkilerle adını “Yasayla kabul edilen soykırımların inkârının cezalandırılmasına ilişkin yasa” olarak değiştirilerek Yahudi soykırımını inkârına ilişkin suçları da kapsar hale getirildi.<span id="more-1211"></span></p>
<p><strong>Yasa ne getiriyor?</strong></p>
<p>İktidar vekili Valerie Boyer’in sunduğu ve hükümetin de desteklediği yasa tasarısı, ‘Fransa’da varlığı yasayla kabul edilen Ermeni soykırımını inkâr edenlere en fazla 1 yıla kadar hapis ve 45 bin Euro’ya kadar para cezası verilmesini’ öngörüyor. 2001’de 1915 olayları Ermeni soykırımı diye tanınmıştı.</p>
<p><strong>Kimler dava açabilecek?</strong></p>
<p>Soykırımı inkâr konusunda kamu davası açılamayacak. Ancak suçtan zarar gördüğünü ileri süren kişiler ya da dernekler dava açma yetkisine sahip olacak.</p>
<p><strong>Kimler yargılanabilecek?</strong></p>
<p>Yasaya göre, ikinci bir kişiyle konuyu tartışan her hangi bir Türk’ten, bunu bir panelde anlatan bir uzmana, konuyu araştıran bilim adamı ve tarihçilerden siyasetçilere ve bunu basın yoluyla yayan gazetecilere kadar, “Ermeni soykırımının olmadığını, hatta olması konusunda şüpheleri olduğunu” açıklayan herkes yargılanabilecek. Ancak yasanın nasıl uygulanacağı, yasa çıktıktan sonra ilgili bakanlık tarafından yayınlanacak yönetmelik ve genelgeler ile netlik kazanacak.</p>
<p><strong>Basına da ceza var mı?</strong></p>
<p>Yasayla, 1881 tarihli Basın Yasası’na da atıfta bulunularak, inkârın basın yayın yoluyla yayınlanması da yasaklanıyor. Bu durumda medyada yer alabilecek “sözde soykırım” ifadesi Fransa’da suç teşkil edecek. Yayın kuruluşu da kanun karşısında sorumlu tutulacak. Ancak yargılama usulleri ve cezalar çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenecek.</p>
<p><a title="alıntı" href="http://www.paravekadin.com/ermeni-soykirimi-yasasi-nedir.html">-alıntı-</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1211/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1211/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1211&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/ermeni-soykirim-yasasi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.kamupersonel.com/wp-content/uploads/FRANSA.40663_3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ermeni soykırım yasa tasarısı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Soykırımı İnkarı Suç Sayan Yasa Kabul Edildi</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/soykirimi-inkari-suc-sayan-yasa-kabul-edildi/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/soykirimi-inkari-suc-sayan-yasa-kabul-edildi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 05:16:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÜNCEL]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyasetten Kareler]]></category>
		<category><![CDATA[Tartışılası Konular]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1216</guid>
		<description><![CDATA[Soykırımı İnkarı Suç Sayan Yasa Kabul Edildi Günlerdir tartışılan ve sonucu merakla beklenen “Ermeni soykırımı’nı inkâr etmeyi suç sayan yasa tasarısı Fransa Senatosu’nda kabul edildi.” Uzun süren tartışmalar sonucu kabul edilen yasa tasarısı beklendiği gib Fransa Senatosunda kabul edildi. Taarının kabul edilmesini engellemeye yönelik girişimler sonuçsuz kaldı. Senatoda görüşmeler sırasında verilen önergeler tasırıyı engellemeye yetmedi. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1216&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/c3bcnlem_65662.gif"><img class="aligncenter size-full wp-image-1217" title="ünlem_65662" src="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/c3bcnlem_65662.gif?w=540" alt=""   /></a></h1>
<h1>Soykırımı İnkarı Suç Sayan Yasa Kabul Edildi</h1>
<p><strong>Günlerdir tartışılan ve sonucu merakla beklenen “Ermeni soykırımı’nı inkâr etmeyi suç sayan yasa tasarısı Fransa Senatosu’nda kabul edildi.”</strong></p>
<p>Uzun süren tartışmalar sonucu kabul edilen yasa tasarısı beklendiği gib Fransa Senatosunda kabul edildi. Taarının kabul edilmesini engellemeye yönelik girişimler sonuçsuz kaldı. Senatoda görüşmeler sırasında verilen önergeler tasırıyı engellemeye yetmedi.</p>
<h2>Soykırımı İnkarı Suç Sayan Tasarı Senatoda Kabul Edildi</h2>
<p><strong>Fransa Senatosu’nda ‘Sözde Ermeni soykırımı‘nı inkâr etmeyi suç sayan yasa tasarısını oylama işlemi tamamlandı. Senatodan yapılan açıklamay göre yasa tasarısı senatoda kabul edildi</strong>.</p>
<p>Tasarı iki maddeden oluşuyor. Önce birinci madde üzerinde yapılan görüşmeler tamamlandı ve oylamaya geçildi. Yapılan oylama sonrsında Tasarının 1. Maddesi kabul edildi.</p>
<h2>Soykırımın İnkarını Suç Sayan Tasarı Kabul Edidi</h2>
<p>Senato’da ilk olarak hükümet adına parlamento ile ilişkilerden sorumlu bakan Patrick Ollier söz aldı. <strong>Ollier ‘</strong>soykırım’ın zaten daha önce kabul edildiğini, şu anda ele alınan yasanın sadece ‘soykırım’ın Fransız kanunalarına uyarlandığını belirtti. Ollier konuşmasında şunları söyledi:<span id="more-1216"></span></p>
<h2>Yasa Neleri İçeriyor?</h2>
<p>“Yasa önerisine bakarsak bu yasa neyi içeriyor? Kanunlarımızn tanıdığı soykırımları reddetmekten bahsediyoruz. Bunları reddetmeye ceza konuluyor.</p>
<h2>Ermeni Soyıkırımını İnkar Edenlere Hapis Cezası</h2>
<p>Yahudi soykırımı için de kondu mesela! Bütün bu Fransz kanunları tarafından tanınmış soykırımları düşünmemiz lazım. Hepsinin aynı şekilde cezalandırılması lazım. Buradaki önergeye bakarsak bu şartları göz önünde bulundurulması gerekir.” dedi.</p>
<h2><strong>“Yasa Yabancı Düşmanlığına Karşı” </strong></h2>
<p>“İlk maddeye baktığımız zaman 1981′de ilk yasa kabul edilmişti. Burada soykırımı reddedenlere bir ceza öngörülmekte. İkinci maddede insanlığın ve bu soykırıma maruz kalan insaları desteklemek ve korumak için bu yasanın getirildiği yer alıyor.</p>
<p>“Yabancı düşmanı hareketlerı kısıtlamak için ortaya konmuştur. Bunun içinde Yahudi soykırımını da cezalandıran yasalar kondu. Bu çalışmaları yapan Avrupa Birliği’nde 12 ülke var.”<br />
<strong></strong></p>
<h2><strong>Senato Önünde Karşılılı Gösteriler Yapıldı<br />
</strong></h2>
<p>Tasarının görüşülmesinden önce Fransa’daki Türk vatandaşları, ellerinde Türk ve Fransız bayraklarıyla, senatonun ana giriş binası yanında toplandı.<strong> Türkler,</strong> ”tarihi olaylara parlamentolar değil tarihçiler karar versin”, ”ifade özgürlüğünü ihlal eden yasa teklifine hayır” yazan pankartlar taşıyan Türkler’in gösterisi sürerken,<strong> Ermeniler</strong> de senato binasının ön bölümündekendileri için ayrılan bölümde gösteri düzenliyor.<br />
<strong></strong></p>
<h2><strong>Teklife Karşı Çıkan Senatörlerden Anayasa Hazırlığı<br />
</strong></h2>
<p>Tasarı oylamaya gelmeden önce Fransız senatörlerden bir son dakika atağı yaşandı. <strong>Senatör Nathalie Goulet,</strong>kendisi gibi teklife karşı çıkan senatör ve milletvekillerinin, yasanın geçmesi durumunda <strong>Anayasa Mahkemesi</strong>‘ne gidecekleriniaçıkladı.</p>
<p>Gerek Senato’da, gerek Meclis’te <strong>Fransız anayasasına</strong> aykırı olduğu gerekçesiyle çok sayıda milletvekili ve senatörün teklife sıcak bakmadığını belirten Goulet, “Biz tüzüğe göre en az 60 milletvekili ve senatörün imzasını toplayıp, daha sonra yasanın bozulması için Anayasa Mahkemesi’ne gitmeye hazırlanıyoruz” dedi.<strong><br />
</strong></p>
<h2><strong>Fransa İtidal Çağrısını Yineledi<br />
</strong></h2>
<p>Oylama öncesinde Fransa Dışişleri Bakanlığı, <strong>1915 olaylarıyla</strong> ilgili Ermeni iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifinin senato gündemine gelmesinin ardından Türkiye’den gelen sert tepkilere ilişkin yaptığı “itidal” çağrısını yineledi.</p>
<p>Bakanlık Sözcüsü Bernard Valero, “Türkiye’yi önemli bir müttefik” olarak niteledi ve ”Türkiye’ye itidal çağrısı yapıyoruz. Türkiye bizim için önemli bir ortak ve müttefik. Türkiye ile ikili ve bölgesel konularda ve bütün alanlarda ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem veriyoruz” dedi.</p>
<h2><strong>Bundan Sonra Ne Olacak</strong>?</h2>
<p>Ermeni soykırımını inkarı suç sayan tasarının senatoda kabul edilmesinden sonra ne olacak? Bu konuda bir çok senaryolar dile getiriliyor.Bunlardan biri Anaysa Mahkemesine gidilmesi. Yasa, Anaysa Mahkemesine götürülürmü götürülmezmi zaman içerisnde belli olacak. Eğer götürülürse Anayasa Mahkemesinde ne gibi karar çıkar belli değil. Tüm bu soruların cevabı ileriki zamanlarda belli oalcak.</p>
<h2>Soykırımı İnkar Edenlere Hapis ve Para Cezası</h2>
<p>Bundan böyle Fransa topraklarında “Ermeni soykırımı yaşanmamıştır” diyenlere hapis cezası ile birlikte 45 Avro para cezası verilecek.</p>
<p><a title="haber" href="http://www.kamupersonel.com/dunya/01/24/2012/soykirim-tasarisi-fransiz-senatosunda-kabul-edildi.html">-alıntıdır-</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1216/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1216/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1216&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/24/soykirimi-inkari-suc-sayan-yasa-kabul-edildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/c3bcnlem_65662.gif" medium="image">
			<media:title type="html">ünlem_65662</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Nuşirevan Adaleti ve Nasihatleri</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/23/nusirevan-adaleti-ve-nasihatleri/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/23/nusirevan-adaleti-ve-nasihatleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 16:55:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Bunları Biliyor Musunuz?]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihatler]]></category>
		<category><![CDATA[Okunası Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihte Önemli Kişiler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[adil]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimiz]]></category>
		<category><![CDATA[sultan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1206</guid>
		<description><![CDATA[Nuşirevan Kimdir ? Nüşirevan İran&#8217;daki Sasani Devleti hükümdarlarından. Sasani Hanedanının yirmincisidir. Asıl ismi Hüsrev&#8217;dir. Pehlevi dilindeki “Anoşek-revan=Ölmez, ebedi ruh” manasına “Anuşirevan” veya “Nuşirevan” lakabıyla Ünlü olmuştur. Adının Arapça karşılığı olan “Kisra” ünvanı daha sonraki Sasani hükümdarları için kullanılmıştır. Kubad&#8217;ın en küçük oğludur. Peygamber efendimiz; “Ben, adil sultan zamanında dünyaya geldim.” buyurarak onun adaletini övmüştür. On [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1206&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/nuc59firevan-ve-hz-c3b6merin-adaleti.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1207" title="Nuşirevan-ve-Hz.Ömerin-Adaleti" src="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/nuc59firevan-ve-hz-c3b6merin-adaleti.jpg?w=540" alt=""   /></a></p>
<p><strong>Nuşirevan Kimdir ?</strong></p>
<p>Nüşirevan İran&#8217;daki Sasani Devleti hükümdarlarından. Sasani Hanedanının yirmincisidir. Asıl ismi Hüsrev&#8217;dir. Pehlevi dilindeki “Anoşek-revan=Ölmez, ebedi ruh” manasına “Anuşirevan” veya “Nuşirevan” lakabıyla Ünlü olmuştur. Adının Arapça karşılığı olan “Kisra” ünvanı daha sonraki Sasani hükümdarları için kullanılmıştır. Kubad&#8217;ın en küçük oğludur. Peygamber efendimiz; “Ben, adil sultan zamanında dünyaya geldim.” buyurarak onun adaletini övmüştür. On dokuzuncu Sasani hükümdarı olan Kubad <span id="more-1206"></span></p>
<p>Nüşirevan İran&#8217;daki Sasani Devleti hükümdarlarından. Sasani Hanedanının yirmincisidir. Asıl ismi Hüsrev&#8217;dir. Pehlevi dilindeki “Anoşek-revan=Ölmez, ebedi ruh” manasına “Anuşirevan” veya “Nuşirevan” lakabıyla Ünlü olmuştur. Adının Arapça karşılığı olan “Kisra” ünvanı daha sonraki Sasani hükümdarları için kullanılmıştır. Kubad&#8217;ın en küçük oğludur. Peygamber efendimiz; “Ben, adil sultan zamanında dünyaya geldim.” buyurarak onun adaletini övmüştür.</p>
<p>On dokuzuncu Sasani hükümdarı olan Kubad zevkine düşkün, Mejdek adında birisinin ortaya attığı bugünkü komünizme ait fikirleri kabul etti. Tenbellerin serserilerin ve hele kadına düşkün olan aşağı kimselerin işine gelen; “Ateşe tapılacaktır. Her şey herkesin malıdır. Herkesin malları ve yaşayışları eşittir. Herkes birliktedir. Şahsi tasarruf yoktur. Bütün insanlar eşit ve her şeyde ortaktırlar. Biri diğerinin zevcesini isterse ona vermesi lazımdır. Zenginler malları fakirlere vermeli, onların ihtiyaçlarını gidermelidir.” şeklindeki Mejdek&#8217;in fikirleri Kubad zamanında yayıldı. Kubad&#8217;ın ölümünden sonra M.531 senesinde tahta, oğlu Hüsrev yani Nuşirevan geçti.</p>
<p>Nuşirevan; Romalılarla, Hunlularla, Hindlilerle ve başka komşularıyla yaptığı birçok savaşlarda galip geldi. Sasani Devletinin sınırlarını Akdeniz&#8217;e ve Karadeniz&#8217;e ulaştırdı. Maveraünnehr taraflarından da birçok yerleri sınırları içine kattı. Roma İmparatoru Jüstinianos&#8217;un ilerlemesinden endişe ederek ona harb ilan etti. Roma İmparatorunu hezimete uğratıp elli sene müddetle, her sene otuz bin altın cizye vermeye mecbur etti. Yemen&#8217;i, Dara&#8217;yı aldı ve Kapadokya&#8217;ya girdi. Babası zamanında ahlaksızlıkları ve bozuk fikirleriyle insanları etkisine alan Mejdek ve seksen bin adamını kılıçtan geçirerek komünizm belasını ortadan kaldırdı.</p>
<p>Kırk sekiz sene adaletle hüküm sürdü. Onun adaleti hadis-i şerifle medhedildi. Nuşirevan, hükümdarlık zamanında askeri reformlar yaptı ve yeni bir vergi toplama sistemi geliştirdi. Mejdekileri ülkeden atmasına rağmen adil ve hoşgörülü kişiliğiyle ün kazandı. Hikmet sahibi, zeki ve iş bilen müşavirleri vardı. İlim ve hikmet sahibi kimseleri her taraftan toplayıp ikram ve ihsanlarda bulunurdu. Kale, köprü gibi birçok binalar ve eserler yaptırdı. 579 senesinde vefat etti. Oğlu Dördüncü Hürmüz onun yerine geçti.</p>
<p><strong>Nuşirevan Adaleti</strong><br />
Nuşirevan 49 sene Sasani devletinin başında bulunmuş, hükümdarlığında hiç kimsenin zulmen ve cebren bir şeyini almamıştır. Adaletiyle ve doğruluğuyla meşhur olmuştur. Nuşirevan müslüman değildi. Peygamber Efendimiz’in, müslüman olmadan ölmesine üzüldüğü bir kimseydi.<br />
Adaletiyle şöhret bulmuş ve tarihe adil hükümdar olarak geçmiş olan İran Nuşirevan, tahta çıktığı ilk yıllarda halkına karşı son derece zalimane bir tutum içindeymiş. Öylesine gaddar ve insafsızca bir yönetim göstermiş ki, halkı adeta canından bezdirmiş. Üstelik zevk-ü sefasına düşkün olup, korkunç harcamalar ve aşırı israf içinde sürdürdüğü saltanatla halkından tamamen kopmuş, en ufak bir ses çıkaran olursa cezalandırılmış.<br />
Saltanatın ilk yıllarında böyle halına zulmeden, ve onları adeta inim inim inleten Nuşirevan, maiyeti ile beraber bir gün ava çıkmıştı. Yanında gayet zeki ve halkın durumuna içten içe üzülen veziri de vardı. Bir süre avlandıktan sonra bir ara veziri ile beraber diğer adamlarını yanından ayrılarak bir suyun başına vardı. Atından indi. Orada bir müddet istirahata çekildi. Onlar orada istirahat ederlerken iki tane baykuş gelip yakınlarına bir yere konarak ötmeye başladılar. Öylesine ötüyorlardı ki ister istemez Nuşirevan’ın dikkatini çekti. Baykuşların bu nameleri hoşuna gidince vezirine seslendi.<br />
Ey vezirim! Şu kuşların dilinden anlıyor olsaydık ta konuştuklarını bilseydik. Kim bilir neler konuşuyorlardır. Zeki vezire halkı içinde bulunduğu durumu anlatabilmek için bir fırsat doğmuştu. Nuşirevan’a dedi ki:<br />
-Sultanım! Ben bu kuşların ne dediklerini biliyorum. Eğer müsaadeniz olursa ve beni bağışlarsanız bu kuşların aralarında neler konuştuklarını anladığım kadarıyla size bildireyim.<br />
Nuşirevan hayretle; “Peki anlat bakalım, gazabımdan emin olabilirsin.”<br />
Bunun üzer,ne vezir; “bu kuşlardan bir tanesi diğerinin kızını oğluna istiyor. Öbürü ise işi biraz naza çekerek, senin oğluna kızımı veririm fakat başlık parası olarak bir harabe isterim diyor. Bu öyle diyince kızı oğluna isteyen gayet memnun bir şekilde başımızda Nuşirevan gibi bir hükümdar varken ben sana bir değil on tane bile harabe veririm. Yeter ki sen kızını oğluma ver, diyor. İşte sultanım kuşların konuştuklarından benim anlayabildiğim bundan ibaret.<br />
Vezirin böyle söylemesi üzerine Nuşirevan hiçbir şey demedi. Ama vezirin ne demek istediğini çok iyi anladı. Memleketin ve halkın şu anda içinde bulunduğu durumu veziri ince bile üslupla nasıl da anlatmıştı. Saraya döndüklerinde bu durumu inceden inceye bütün detaylarıyla düşündü. Gerçekten de veziri doğru söylüyordu. O andan itibaren hal ve ahvalini değiştirdi. Halkını gözeten, onlara destek olan, son derce ad,l bir hükümdar oldu. Ölünceye dek yıllarca halkını adaletle yönetti. Ve gün geldi her fani gibi, oda ölüm döşeğine yattı. Son derece hastaydı. Etrafında çocukları, sevenleri çaresizlik içinde bekliyorlardı. Hekimler bir türlü onu iyileştirememişlerdi. Nuşirevan onlara dedi ki evlatlarım benim hastalığıma ancak harabede yaşayan baykuş eti iyi gelir. Hemen bana ondan bulun getirin de ondan yiyip şifa bulayım.<br />
Çocukları sevinçle bundan kolay ne var diyerek harabede yaşayan baykuş eti bulmak için çıktılar. Fakat durum umdukları gibi olmamıştı. Geri döndüklerinde son derece üzüntülüydüler. Babacığım memleketin her tarafını gezdik, dolaştık. Ne kadar aradıksa maalesef ne bir harabe bulabildik, ne de orada yaşayan bir baykuş bulamadık dediler. Tabi Nuşirevan bunu duyunca çok sevindi. İlk önce harabeden geçilmeyen memleketinde demek ki şimdi her yer müreffeh bir hale gelmiş, hiç harabe kalmamış.<br />
Nuşirevan öldüğünde tabutu tüm memleketi dolaştırılarak kimin hakkı varsa alsın diye tellal bağırtılmış olmasına rağmen, bir kimse çıkıp ta benim ondan şöyle bir alacağım vardı dememiştir. Bir memleketin idarecisi müşrik bile olsa, şayet adil ise o memleket ayakta kalır. Fakat idareci müslüman da olsa şayet adil değilse, halkına zulmediyorsa o memleket ayakta kalamaz.<br />
Timurlenk’in bir sözü vardır. Şöyle ki: Ülkeler kılıçla alınır ama ancak adaletle korunur. Demek ki iktidarlar hatta imparatorluklar dahil şirk ile değil zulüm ile yıkılır, adaletle ayakta kalır. Ne demişler: mazlumun ahı, indirir şahı&#8230;&#8230;..</p>
<p>*** İran&#8217;da 531 ile 579 yılları arasında hükümdarlık etmiş, adaletiyle ün salmış sasani şahı. &#8220;nuşirevan-ı adil&#8221; diye de bilinir.<br />
İslam dini ortaya çıkmadan önce iran&#8217;da yaşamış mecusi<br />
Nuşirevan&#8217;ın adaletiyle ilgili en ünlü menkıbe aynı zamanda hükümdar. adaletiyle nam salmıştır. hatta hz. muhammed&#8217;in: &#8220;keşke nuşirevan da benim ümmetimden olsaydı&#8221; dediği rivayet edilir. hz. ömer&#8217;in adaletiyle igili bir olaydır. hikaye odur ki:<br />
Amr ibn-i as mısır valisiyken şehrin en görünen yerine çok büyük bir cami yaptırır fakat caminin köşelerinden biri bir musevinin arazisine taşar**. yahudiye ne kadar para teklif ederlerse etsinler arazisini satmaya razı olmaz. bunun üzerine amr ibn as arazinin ortalama değerinin iki katı kadar mir miktarı verir ve &#8220;arazinin hakkı budur&#8221; diyerek yahudinin rızası hilafına araziye el koyar.<br />
Yahudi seni hz. ömer&#8217;e şikayet edeceğim diyerek oradan ayrılır ve mekke&#8217;ye gider. halifeyi sora sora bulmaya çalışır ve bir ağacın dibinde başına bir tuğla koymuş uyuyan bir adam görür. uyandırıp ona sorar. o da halife benim der. yahudi önce inanmaz etraftan geçen insanların &#8220;selam sana ey halife&#8221; diye selam ettiklerini görünce ikna olur ve durumu ona anlatır. ömer de oradan bulduğu bir kemik üzerine: &#8220;nuşirevan bizden daha mı adildi?&#8221; yazar ve adama verir. &#8220;bunu valiye göster, o gereğini yapar&#8221; der. yahudi iyice umudu kesmiştir ama diyecek birşeyi olmadığı için olur der ve mısır&#8217;a döner.<br />
mısır&#8217;da bu kemik parçasını amr ibn as&#8217;a gösterince amr ibn as&#8217;ın benzi br anda sararır, solar. hemen arazinin kendisine geri verildiğini söyler. olaya anlam veremeyen yahudi kemikteki yazının hikmetini sorar. bunun üzerine amr ibn as anlatmaya başlar*<br />
İslamiyetten önce ömer ve amr iran&#8217;ın başkentine develerini satmaya giderler. gecebir handa konaklamaya karar verirler. hancı: &#8220;paranızı ve devenizi ücret karşılığı bana emanet edin yoksa çalınabilir&#8221; der. onlarsa düşük bütçeli tacirler oldukları için buna yanaşmazlar. develerini hana bağlarlar altın keselerini de yastıklarının altına koyarlar. sabah uyandıklarında develer de altınlar da yoktur. hancıya sorarlar &#8220;ben sizi uyarmıştım&#8221; der. o mahallenin güvenlik sorumlusuna giderler. o da: &#8220;hancıya emanet etseydiniz. beni ilgilendirmez&#8221; der. bunun üzerine adaletiyle nam salmış nuşirevan&#8217;ın huzuruna çıkmaya karar verirler.<br />
Nuşirevan&#8217;a olayı anlatırlar. nuşirevan: &#8220;peki develeriniz sokaktayken, altın keseleriniz güvende değilken niye uyuyordunuz?&#8221; diye sorar. ömer: &#8220;biz sizi uyumuyor biliyorduk, onun için rahat rahat uyuyorduk.&#8221; der. amr* kellelerinin gittiğini düşünürken hükümdar bu cevabı çok beğenir: &#8220;ey çölün arabı! doğru söylüyorsun. halkımın huzuru için benim her zaman uyanık olmam gerekir&#8221; der. olayı araştırmak için 1 hafta ister ve o hafta boyunca konuğu olmalarını ister. onlar da razı olur.<br />
Bir hafta sonra nuşirevan&#8217;ın huzuruna çağırılırlar. develeri bulunmuştur. keseleri de oradadır. içindeki altınlar da tamdır. nuşirevan&#8217;a teşekkür eder çok adil olduğunu söylerler. nuşirevan: &#8220;işinizi haledip 2 gün sonra şehirden çıakrken biriniz doğu biriniz güney kapısından çıksın. o zaman daha adil olduğumu göreceksiniz.&#8221; der. amr ibn-i as iki gün sonra doğu kapısından çıkarken o kapıda birinin asılı olduğunu görür. şık giyimli bu adam kaldıkları yerin güvenliğinden sorumlu kişidir. hırsızlıkta payı olduğu için asılmıştır. ömer ise kendi çıktığı kapıda nuşirevan&#8217;ın oğlunun asılı olduğunu görür. hırsızlarla işbirliğini yaptığını öğrenince nuşirevan kendi oğlunu da astırmıştır.<br />
Nuşirevan-i adil için bir avı kebab edeceklermiş, fakat tuz yokmuş. bir parça tuz getirmesi için uşaklardan birini köye göndermişler. nuşirevan uşağı çağırıp, &#8220;tuzu para ile al, ta ki o köyden tuz almak hükümetçe bir adet olup köy harap olmasın&#8221; diye tenbih etmiş.<br />
Nuşirevan&#8217;ın yanında bulunanlar, &#8220;bir parça tuzdan ne fenalık çıkar&#8221; demişler.<br />
Nuşirevan demiş ki: &#8220;zulmün esası cihanda evvela az imiş. sonra her gelen bir parça artırmakla bugünkü dereceyi bulmuştur.&#8221;<br />
Eğer ahalinin bahçesinden padişah bir elma yerse, uşaklar ağacı kökünden çıkarırlar. birisinden yarım yumurta alma suretiyle padişah zulmü reva görecek olursa, padişahın askerleri bin tavuğu şişe geçirirler.</p>
<p>***Şirazlı Şeyh Sadi&#8217;nin Gülistan&#8217;ından:<br />
Birisi Nuşirevan&#8217;a şu müjdeyi verdi:<br />
&#8220;Yüce Allah filan düşmanını dünyadan kaldırdı!&#8221;<br />
Nuşirevan cevap verdi.<br />
&#8220;Beni bırakacağını duydun mu, işittin mi? Hiç ölüme sevinilir mi?<br />
Düşmanın ölmesiyle benim için sevinmek olmaz.<br />
Çünkü bizim hayatımız da ebedi değildir.&#8221;</p>
<p><strong>Nasihatlar:</strong><br />
Peygamber efendimizin &#8220;Ben adil sultan zamanında dünyaya geldim&#8221; buyurduğu, adaletiyle meşhur hükümdar Nuşirevan-ı adil arzu etti ki; kendisine rehber olmak için bazı nasihatlar tertip edilsin. Bu maksatla, zamanın alimlerini topladı . Bunların içinden 23 tanesini seçtirdi ve onlara, &#8220;her biriniz bir hikmet söyleyiniz ki, hem ben istifade edeyim, hem de benden sonra gelenler&#8221;dedi. Her birinin yazdığı hikmetli sözleri altınla yazdırdı.Bunları, yine altından bir kasa yaptırıp, altın bir anahtar ile de kilitledikten sonra hazinesine koydurdu. Ne zaman ki, müşkül bir iş ile karşılaşırsa, bu hikmetleri okur ve ona göre karar verirdi. Adaletiyle meşhur, İran hükümdarı Nuşirevan-i Adil&#8217;in, 23 alimi toplayarak tertip ettirdiği rehber nasihatler;<br />
1- Kendinizi biliniz, ilim ve iyi edep öğrenmeyi arzu ediniz. Malı, ilimden yüksek tutmayınız. Ahiret için azık toplayınız. Ahireti dünyaya satmayınız. Söylenmeyecek sözleri söylemeyiniz. Aranmakla bulunmayacak şeyi aramayınız.<br />
2- Hikmet sahiplerinin nasihatlarini hakir görmeyiniz. İşlerde acele etmeyiniz. İşleri vaktinde yapınız. İşleri bilene emrediniz. Zararlı işlerden sakınınız. İşlerin önüne ve arkasına dikkat ediniz. Akıllılarla istişare ediniz. Tecrübe edilmişi tecrübe etmeyiniz. İhtiyarların sözüne önem veriniz.<br />
3- Herkes sizi takvanız ve iyilikleriniz ile tanısın. Kanaati zenginlik biliniz. Sağlığın kadrini biliniz. Kimsenin üzüntü ve elemi ile sevinmeyiniz.<br />
4- Dert ve bela sahiplerinden ibret alınız. Yerinde hasıl olan zararın, yersiz hasıl olan menfaatten iyi olduğunu biliniz. Dost ve düşmanla barışta bulununuz.<br />
5- İşleriniz kendi gücünüzü aşmasın. İnsanlardan ihsanı esirgemeyiniz. Elinizi ve dilinizi kollayınız. Layık olmayan işlerden uzak kalınız.<br />
6- Fena komşudan fena arkadaştan sakınınız. Arkadaşsız yola çıkmayınız. Fena ve aslı belli olmayanlarla yolculuk yapmayınız.<br />
7- Çorak yere tohum ekmeyiniz. Herkesin gözü önünde def&#8217;i hacet etmeyiniz. Aslı belli olmayanlardan kız istemeyeniz. Kıymetsiz insanlarla oturmayınız. Allahtan korkmayanlardan korkunuz.<br />
8- Malı kendinize feda ediniz. Ahmak, şarhoş ve deliye nasihat etmeyiniz. Nasihati anlayana yapınız. Nasihatinizi kıymetli tutunuz. Elinizin altındakilere merhamet ediniz. Kimsenin ekmeğine göz dikmeyiniz.<br />
9- Açların yanında ekmek yemeyiniz. Ekmeğinizi açlardan esirgemeyeniniz. Çocuklar ve kadınlara karşı tedbirli olun. Yabancı kadını evinize uğratmayınız. Dünya nimeti ile kibirlenmeyiniz. Kadınların hilelerinden emin olmayınız.<br />
10- Kimsenin evinin işine karışmayınız. Yabancı kimselere evinizin yolunu göstermeyiniz. Karı koca arasında aracı olmayınız. Ba&#254;kas&#253;n&#253;n bir &#254;eyine sahibinden fazla &#254;evkatli olunuz.<br />
11- Kibirli insanlardan korkunuz. Devlet adamlarına düşmanlık etmeyiniz. Kadın ve erkek hiç kimseye zulüm etmeyiniz.<br />
12- Ana ve baba hakkını gözetiniz. Akrabalarınızdan kesilmeyiniz. İnsan ile ahdi muhafaza ediniz. Ahdinizi yerine getiriniz. Davetsiz kimseye misafir gitmeyiniz. Misafirlerinizi kıymetli tutunuz. Eğer bir kimse size muhtaç olursa, kudretiniz dahilinde ihtiyacını yerine getirmeye çalışınız.<br />
13- Bilgide ileri olanları büyük tutunuz. İlim öğretmeyi ayıp tutanları insan saymayınız. İnsanın selametinin, lisanına dikkatte olduğunu biliniz. Layık olmayan sözü söylemeyiniz.<br />
14- Fena söz söylemeyi adet etmeyiniz. Layık olmayan söze kulak vermeyiniz. Gıybet yapmayınız. Sözden anlamayana söz söylemeyeniz. Söz verdiniz ise sözünüzde durunuz.<br />
15- İyilerin ziyaretine rağbet gösteriniz. Salıh sahipleri ile sohbet ediniz. Ölüleri iyilikle yad ediniz. Dosta ve düşmana nasihatten geri kalmayınız. Ölen babanızın nasihatini yerine getiriniz. İlim tahsiline hırslı olunuz. İlimsiz bir iş işlemeyiniz.<br />
16- Herkesin sözüne emin olmayınız. Güzel sözleri herkese işittiriniz. Doğru yada yalana yemin etmeyiniz. Dünyadan fazla ahiret dostu olunuz. Yetimin malına göz dikmeyiniz. Gençlikte ihtiyarlıktan endişe ediniz. İhtiyarlık ihtiyaçlarını gençlikte hazırlayınız.<br />
17- Kış hazırlığını yaz&#253;n yapınız. Bugünün işini yarına bırakmayınız. Mütehassısı söylemedikçe şunun bunun sözü ile kan aldırmayınız.<br />
18- Cömertliği adet edininiz. Bencillikten uzak durunuz. Ehil olmayanların sohbetinde bulunmayınız. Hacetinizi cömertlerden isteyiniz. Borçluları sıkıştırmayınız. Dostlarınızı hatalarından dolayı ikaz ediniz.<br />
19- Evlatlarınıza hüner ve sanat öğretiniz. Halinizi dosttan ve düşmandan saklı tutunuz. Gizli söyleşilen yerleri dinlemeyiniz.<br />
20- Emirlerin huzurunda gözlerinizi muhafaza ediniz. Sözlerinizi ölçülü söyleyiniz.<br />
21- Nimet ve bolluk zamanında dostlarınızı anınız. Düşmanınızı küçümsemeyiniz. Düşmanların dost görünmesinden endişe ediniz.<br />
22- Emniyet zamanında daha çok korkunuz. Bela vaktinda sabrediniz. Darlıkta genişlik zamanını hatırlayınız. Genişlikte darlık zamanını düşününüz. Vaatlerinize vefa gösteriniz. Ümitlileri ümitsiz etmeyiniz. Bir görüşte kimseye aldanmayınız. Başkalarının ayıbını araştırmayınız.<br />
23- Kendi yükünüzü başkasına yüklemeyiniz. Fena huyluları dost edinmeyiniz. Hak sözü yerden gökten üstün tutunuz. Cenab-ı Hakka rücü etmeyi en güzel amel biliniz.[1]</p>
<p>***İran’da hakim olan bu mazdak o zamanki hükümdar Kubad’ı tesiri altına alır. Ancak Kubad’ın oğlu Hüsrev (Nuşirevan-ı Adil,bu zat Peygamberimizin bi’set yıllarında vefat etmiştir.) 535 yılındaki mücadelesiyle 400 bin Mazdekliyi öldürüp,kendisi de mazdeki öldürmekle kominizmi ilk defa kaldıran kişi olmuş oldu.<br />
Daha sonra meşhur şair İmrul Kays’ın babasının aynı düşünceyi Hicaz ve bölgesinde sürdürmesini de Nûşirevân engelledi. Abbasiler döneminde de Azerbeycan ve yöresinde de zuhur etti.</p>
<p>Öğütler :<br />
* Gece ve gündüzün birbiri ardınca gelip gittiğini gören insan halden hale dönmesine üzülmesin. Yani sevinç gidip üzüntü gelirse, üzüntü gidip sevinç gelirse, önem vermesin.<br />
* Becereksiz kişiyi dost tutunmasınlar, becereksiz kişi ne dostluğa yarar, ne düşmanlığa.<br />
* İnsan, bir işi bir defa yapıp sonra pişman olmuşsa, bir daha o işi yapmasın.<br />
* Dostlarına düşman olan birisine niçin dost densin?<br />
* Kendini bilge sanan bilgisizden sakın.<br />
* Kendi nefsine haksızlık etme, güç eyleme. Yani nefsine elinden gelmeyecek işler buyurma.<br />
* Doğru söylemek acıdır, ama sen doğru söyle.<br />
* Düşmanının sırrını bilmesini istemiyorsan, dostuna da sırrını söyleme.<br />
* Büyüklere küçük gözüyle bakma, çünkü büyükleri küçük görmek büyük ziyan getirir.<br />
* Değersiz kişileri ölmüş bil, onları diri sayma.<br />
* Beraberindeki kişilerden bir şey ummaktansa ölümü yeğ gör.<br />
* Himmetsiz kişinin ekmeğini yemektense, aç ölmek daha iyidir.<br />
* Kuşkunun yolunu yüz yerden bağlayacak olsan da, tecrübe etmediğin kişiye güvenme.<br />
* Kendinden aşağı hısımlarına muhtaç olmaktan büyük dert yoktur.<br />
* Kişinin, bilmediği şeyi iddia edip başaramamasından ve yalancı olmasından büyük ayıp yoktur.<br />
* Elinden geldiği halde, kendisinden istenen bir işi bitirmeyen kişiden daha cimri kimse yoktur.<br />
* Bir kişi senin aleyhinde bir söz söylese ve birisi de dostum diye o sözü sana yetiştirse, sen bu dostunu ondan beter düşman bil. Çünkü o düşman, arkandan konuşur, dostun ise yüzüne karşı söyler.<br />
* Lüzumsuz yerlere göz dikmekten ve kulak vermekten daha büyük dert olmaz.<br />
* İnsan her şeyi bilgisizlerin şerrinden saklayabilir, ama bilgisini kendi şerrinden saklayamaz.<br />
* Halkın, senin iyiliğini söylemesini istiyorsan, kimsenin kötülüğünü söyleme.<br />
* Dostlarının az olmasını istemiyorsan kindar olma.<br />
* Dünyada zahmet çekmemeyi, kolaylıkla ömür sürmeyi istiyorsan, kendi işine bak, başkasının işine karışma.<br />
* Seni delilerden saymamalarını istiyorsan ele geçmeyecek bir şeyi isteme.<br />
* Daima alnın ak, yüzün pak olmak istiyorsan, utanmayı iş edin.<br />
* Aldanmamak istiyorsan, tecrübe edilmiş işleri bırakıp tecrübe edilmemiş olanlara yapışma.<br />
* Mahcup olmak istemiyorsan, katkın olmayan yerden bir şey götürme.<br />
* Perdenin yırtılmasını istemiyorsan, kimsenin perdesini yırtma.<br />
* Arkandan gülünmesini istemiyorsan, elinin altındakileri iyi besle.<br />
* Pişmanlıktan uzak olmayı istiyorsan gönül arzusunu iş edinme.<br />
* Zeki kişilerden olmayı istiyorsan kendini başka birinin aynasında gör. Yani bir kişinin yaşantısına bak, yaptığı iş iyi midir, kötü müdür? Eğer ondaki gibi sende de kötü bir iş varsa, bilirsin ki bu işlediğin iş kötüdür ve iyi işi de kendinde görürsün. Böylece işinin iyisini kötüsünü göstermek için o kişi sana ayna olmuş olur.<br />
* Korkusuz olmayı istiyorsan, halkla kavga etme, onları inciticilerden olma.<br />
* Sana hürmet etmelerini istiyorsan başkalarının hürmetini gözet.<br />
* Halkın senin sözünle iş görmesini istiyorsan, önce sen kendi sözünle iş gör.<br />
* Halk içinde herkesten büyük olmayı istiyorsan nimetini bol eyle, &#8220;Tuzunun, ekmeğinin hakkı için&#8221; diyenleri çok edin.<br />
* Eğer bütün gönüllerde yerinin olmasını istiyorsan, sözünü bütün gönüllere uyacak biçimde söyle.<br />
* Kâmillerden olmak istiyorsan, kendine lâyık görmediğin bir işi başkasına da lâyık görme.<br />
* Eğer yüreğine merhemle iyileştirilmesi mümkün olmayan bir yara vurulmasını istemiyorsan, cahillerle tartışma.<br />
* Halkın iyisi olmayı istiyorsan varını halktan esirgeme.<br />
istediğin olmuyorsa, olacağı iste<br />
nuşirevan-ı adil</p>
<p>****Hükümdar Nuşirevan’ın Çocuktan Öğrendiği Gerçek<br />
Adil bir hükümdar olan Nuşirevan, bir gün ava çıkar. Av peşinde iken, muhafızlardan ayrı düşer. Susayan hükümdar, yakınında bir köy görüp oraya gider. Bir evin kapısının önünde durup, içmek için su ister. Evden bir çocuk çıkar.<br />
Kendisini gördüğünde eve süratle geri döner ve bir şeker kamışı parçasını sıkıp, suya karıştırır, bir bardakla onu hükümdara sunar. Hükümdar kadehe bakar ki, içinde toprak ve toz bulunur. Yavaş yavaş suyu içer. Sonuna vardığında:<br />
- &#8220;Güzel ve tatlı su. İçinde toz toprak bulunmasaydı&#8221; der. Kız çocuğu:<br />
- &#8220;Ona toz, toprağı ben kasden koydum&#8221; der. Hükümdar:<br />
- &#8220;Niçin böyle yaptın?&#8221; diye sorunca, çocuk:<br />
- &#8220;Seni çok susamış gördüğümden, suyu birden içersin de sana zarar verir diye korktum&#8221; der.<br />
Nuşirevan kızın zeka ve anlayışından dolayı taaccüp ederek:<br />
- &#8220;Suya kaç şeker kamışı sıktın?&#8221; diye sordu. Çocuk:<br />
- &#8220;Bir tane sıktım&#8221; diye cevap verdi.<br />
Nuşirevan buna da çok taaccüp etti. Sonra sarayına döndüğünde, o yerin vergi kayıtlarını istedi. Kontrol sonucu, vergisinin az olduğunu gördü. Kendi kendine oranın vergisinin artırılması cihetine gidilmesine karar verdi.<br />
Bir müddet sonra o yere yalnız başına gitti. Aynı kapının önünde durup, içmek için su istedi. Kapıyı yine aynı kız çocuğu çıktı. Kendisini tanıdı. Süratle ona su getirmek için eve girdi. Fakat bu sefer suyu getirmekte geç kaldı. Hükümdarın yanına çıktığı vakit kendisine:<br />
&#8220;Geç kaldın&#8221; dedi. Çocuk:<br />
- &#8220;Senin ihtiyacın bir kamış parçasından çıkmadı. Üç kamış parçasını sıkmak zorunda kaldım&#8221; diye cevap verdi.<br />
&#8220;Bunun sebebi nedir?&#8221; diyen hükümdara çocuk şöyle cevap verdi:<br />
- &#8220;Sultanın niyetinin bozulmasıdır. Biz işitmişiz ki, Sultanım, kavmi üzerindeki niyeti değiştiği zaman, mahsullerininin bereketi gider ve hayırları azalır.&#8221;<br />
Bunu işiten Nuşirevan güler ve içinde beslediği vergiye zam hususundaki kararından vazgeçer.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1206/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1206/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1206&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/23/nusirevan-adaleti-ve-nasihatleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/nuc59firevan-ve-hz-c3b6merin-adaleti.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Nuşirevan-ve-Hz.Ömerin-Adaleti</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Malumun Yedi Sırrı</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/malumun-yedi-sirri/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/malumun-yedi-sirri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 19:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Denemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Okunası Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1202</guid>
		<description><![CDATA[Bir. Sevgilim&#8230; Uzak kentler karantinasından yazıyorum sana bunları. Hastalıklı ruhumun aşı bilmezliğinde duvarlara çarparak eskittiğim gölgemin marazıyım. İçimde enfeksiyon belirtisi gözlerin. Naralara yatırılan kuşların gökyüzü kadar gri, tavan arasında saklanan kız düşleri kadar eksiksizim. Kalem’in burcunda harflerimin yazabildiği küfür ellerin. Güzelliğine benzeyen benzetmelerin tamlamasına güller yetmiyor. Kanımda uçurum düşmüşlüğüsün. Bir ceset sarhoşluğunda sızıyorsun içime gece [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1202&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" title="kalem kağıt" src="http://img03.blogcu.com/images/b/a/y/baynes/441e6b7e975a1d6ffad8f5f3e75ca64e_1294218655.jpg" alt="" width="490" height="368" /></p>
<p><strong>Bir.</strong><br />
Sevgilim&#8230; Uzak kentler karantinasından yazıyorum sana bunları. Hastalıklı ruhumun aşı bilmezliğinde duvarlara çarparak eskittiğim gölgemin marazıyım. İçimde enfeksiyon belirtisi gözlerin. Naralara yatırılan kuşların gökyüzü kadar gri, tavan arasında saklanan kız düşleri kadar eksiksizim. Kalem’in burcunda harflerimin yazabildiği küfür ellerin. Güzelliğine benzeyen benzetmelerin tamlamasına güller yetmiyor. Kanımda uçurum düşmüşlüğüsün. Bir ceset sarhoşluğunda sızıyorsun içime gece gece. Defolu yanlarımdan geçiyor kervan katarları. Yolculukların bitmezliği olsan da molasızlığımda bit!<span id="more-1202"></span></p>
<p><strong>İki.</strong><br />
Kollarımdaki jilet izlerine bilenirken damarlarım, yokluğun kadar belirginim aslında. Suskunluğunun tasvirini yapmaya yatarken kelimeler, hiçbir denkliğin anlamında adın geçmiyor. Huzursuz kanamaların küfürbaz bekçileri erken bir sabahtan çıkıp geliyor yanağımın ıstırabına. Sızlayan yanımdan bir düş düşüyor ağır ağır. Omuzlarımda Kiramen Katibin gözyaşları gibi ağır karlar var. Hayra yorulmayacak kadar aşksın bende. Aklım gitmeyeceğin kadar deli. Yarı bulanık denizlerin çıplak kanatlı martısıydın. Sen içimin özgeçmişiydin: Hatırımda kalmadın!</p>
<p><strong>Üç.<br />
</strong>İsyan urbası yok bir acı. Uykularım da yandı bu isyanın son sahifesini okurken. İmbiğinden naz sızan güzelin sitemine ramak bıraktım. Aynalarda hep kırılganlıksın sevgilim. Yarınların ve yaraların yalan sözlerinden eksilirken adım, bir umudu kır dizinden ve gizinden. Ancak böyle seslendirilirim ağıdım olmadan. Git ve kendine sığınacak yeni bir özlem bul sevgilim.</p>
<p><strong>Dört.</strong><br />
Sarsıntılarla ilerleyen tren vagonları geçerken kentinden dünlü bir hayattan cevap istedim. Hümanist bir aklın çokça evrilmiş, istasyonlar kadar gözlerime devrilmiş soru işaretlerine bakacak gücüm yoktu. Fasılasız yırtıldım durduk yere durmayan otobüslerin en arka koltuğunda. Façası bozulmuş uçurtmalarım vardı gökyüzünün griliğinde çocukluğumu kusan. Oysa yolda kalmayacak kadar yoldum. Terminallerde hayatımın çok ayrılıklı hâllerini özet geçerken uykulu yolculara gidemeyecek gibi sendim. Bir şiirin diz vuran dizesindeyken parmak ucun ve lügatin sonuna varamayacak kadar yorgunken yorgunluğun, bir şair diriliğinde ölüyor. Tecil edilemeyen yangınlar herkese aşk dururken, zafer senin dilinde hep olağan görünüyor. İnancımın güçlülüğünde yitirdiğim cesaretimsin. Bu yüzden korkuyorum senden.</p>
<p><strong>Beş.</strong><br />
Aksi olmayan sözler bulunmazmış. Biz hep bu yüzden yitik kaldık bize. Dar geçitlerden geçerken yan yana, dargınlığından vurulan türküler gibi yandık. Son soluğun hüznü elbisemizdi; çabuk yırtıldık. Sökün gökyüzündeki yıldızları apoletimizden de içimize bir çivi çakın aşk niyetine. Usumda yalvaran bir çocuk olmadan ayrılık bizi aklımızdan çıkarın. Akılda kalmak gitmeyi gerektiriyor çünkü.</p>
<p><strong>Altı.</strong><br />
Bu gece alın yazısı gibisin sevgilim. Homurdanmak ve sızlanmak, ağlamak ve susmak, gülmek ve yaralanmak yasak ve hatta sevilesi ellerini düşlemek kalp sürçmesi ozanın içinde. Kekemeliğime dil yetmez. En son ne zaman ağlamışsam yanağımın solmuş intizamına yaslanan acıyla beraber, bugün dökülüverdi zamanı sonraya ertelenen yarın. Bölücülüktü yüzün; her şeye rağmen git gide sana benzeyen ben vardım. Kanayarak vardığım yolun sonunda rüzgâr kadar savrulan saçlarının zeferan kokusunda aşk bir iklimdi. Düşmek herkesin dileyebileceği kuyuydu; hem Yusuf hem Züleyha sen olunca.</p>
<p><strong>Yedi.</strong><br />
Sustuklarına aldıracak değildim cümlelerin yakmasaydı canımı sevgilim. Bir yüzün yüzünden düştün yüz üstü. Dikkat et, en çok ayna oluyorsun.</p>
<p><a title="alıntıdır" href="http://www.sayhadergi.com/2815/malumun-yedi-sirri">Cengizhan Konuş</a></p>
</div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1202/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1202/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1202&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/malumun-yedi-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img03.blogcu.com/images/b/a/y/baynes/441e6b7e975a1d6ffad8f5f3e75ca64e_1294218655.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">kalem kağıt</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Jelatin Gerçeği ve Helal Gıda</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/jelatin-gercegi-ve-helal-gida/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/jelatin-gercegi-ve-helal-gida/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 13:14:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli]]></category>
		<category><![CDATA[Bunları Biliyor Musunuz?]]></category>
		<category><![CDATA[Gurme]]></category>
		<category><![CDATA[Tefekkur]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1200</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ömer: Çocuklara şu şekerlemelerden alalım mı? Ali: Bunlardan almasak iyi olur Ömer. Ömer: Ama çok seviyorlar. Ali: Ömer, muhtevasında jelâtin yazıyor; ama menşeini belirtmiyor. Kuvvetle muhtemel ki domuz jelâtini. Ömer: Neee, gene mi domuz! Aklım almıyor. Şüpheli olana yaklaşmamak gerek, almayalım. Ali: Kesinlikle.&#8221; Ne yazık ki günümüzde yukarıdaki konuşmaları yapan kişiler kadar şuurlu tüketicilere rastlamak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1200&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="jelatin" src="http://www.helalhayat.com/wp-content/uploads/2011/08/jelatin-300x249.jpg" alt="" width="300" height="249" /></p>
<p>&#8220;Ömer: Çocuklara şu şekerlemelerden alalım mı?<br />
Ali: Bunlardan almasak iyi olur Ömer.<br />
Ömer: Ama çok seviyorlar.<br />
Ali: Ömer, muhtevasında jelâtin yazıyor; ama menşeini belirtmiyor. Kuvvetle muhtemel ki domuz jelâtini.<br />
Ömer: Neee, gene mi domuz! Aklım almıyor. Şüpheli olana yaklaşmamak gerek, almayalım.<br />
Ali: Kesinlikle.&#8221;</p>
<p>Ne yazık ki günümüzde yukarıdaki konuşmaları yapan kişiler kadar şuurlu tüketicilere rastlamak bir hayli zor. Bu sebeple çok ehemmiyetli bir hakikat ihmal ediliyor. Hayat nizamlarını helâl merkezli kurmakla yükümlü olan Müslümanların gıda tüketimi hususundaki ihmalleri, onların fizikî yapılarına ve mâneviyatlarına menfî tesir etmektedir. Haram veya şüpheli olan gıdaların tüketimi konusu, Kur&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;de1 ve Hadis-i Şerîflerde çok zikredilir. Her Müslüman, gıdaların helâl veya haramlığı hususunda gereken hassasiyeti göstermeli ve &#8216;jelâtin&#8217; benzeri gıda katkı maddelerinin menşeini soruşturmadan, onları asla tüketmemelidir.<span id="more-1200"></span></p>
<p>Müslümanların gıda ihtiyaçları, çoğu zaman gıda üretimi yapan firmalar tarafından maalesef dinî vecibeler dikkate alınmadan karşılanmaktadır. Helâl olmayan katkı maddeleri kullanan yabancı birçok firmaya, maalesef, yerli şirketler de rahatlıkla ortak olabilmektedir. Dünya genelinde takriben iki milyara yakın Müslüman yaşamaktadır. Müslümanların helâl gıda ihtiyaçları kayda değer bulunmazken, nüfusu 30–40 milyonu bulmayan Musevilerin ve bunlardan daha az olan vejetaryenlerin talepleri karşılanmaktadır.</p>
<p><strong>Jelâtin nedir?</strong><br />
Jelâtin memelilerin dokularında, hususiyetle kas­ları kemiklere bağlayan yerlerde ve derilerde bulunan kollajenden çıkartılan bir proteindir. Kollajen su ile kaynatıldığında jelâtin olarak bilinen, suda çözülür proteine dönüşür. Soğutulduğunda, çözelti kollajene dönüşmez; fakat jel hâline gelir. Jelâtin başta domuz, sığır ve çok az olarak da balık gibi hayvanların deri, kemik ve bağ dokularının kaynatılması ile üretilir. Bu madde, güçlü şekil alma kabiliyeti, şeffaf jel oluşturması, esnek film hâline gelmesi, hazmının kolay olması, sıcak suda eriyebilmesi ve kolayca şekil alması gibi hususiyetleri sebebiyle gıda üretiminde pek çok sahada kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Domuz derisi en çok kullanılan jelâtin kaynağıdır</strong><br />
Günümüzde jelâtin üretiminde genelde domuz ve helâl tarzda kesilmemiş sığır derisi kullanılmaktadır. Gıda üretiminde kullanılan jelâtinin hammadde kaynağı ise domuz derisidir. Elde edilme safhasında ekstraksiyon öncesi, ön işlemlerin kısa sürede tamamlanması ve oluşan atık suyun asgari seviyede olması, domuz derisinin kullanılmasını cazip kılmaktadır. Ayrıca domuz derisinden jelâtinin elde edilmesi, bir hayli ucuzdur.</p>
<p><strong>Jelâtinsiz ürün neredeyse yok</strong><br />
Bir nevi protein olması sebebiyle jelâtin üreticileri, jelâtinin günlük hayatın her safhasında kullanılabilmesi için yoğun gayret göstermiştir. Menşeinin ciddi bir şekilde araştırılması gereken bu katkı maddesinin hemen hemen her alanda yaygın bir şekilde kullanılması, inanan insanlar için son derece endişe vericidir.</p>
<p>Ürünlerde jelleştirme, koyulaştırma, sırlama ve kapsülleme maddesi olarak, jelâtin yaygın bir kullanım sahasına sahiptir: Pek çok pasta ürününde, yoğurtta, dondurmacılıkta, eritilmiş peynir ve kaşar üretiminde, margarinde, salam, sucuk sosis, jambon gibi et ürünlerinde, şekerlemelerde, reçel, marmelat, helva, pekmez ve tahin gibi gıdalarda, fındık ve fıstık ezmelerinde, meyve sularında, sakızlarda, ilâç endüstrisinde, kapsül, film ve tablet yapımında, kan verme ürünlerinde, krem, losyon, şampuan, parfüm gibi cilt ve kozmetik ürünlerinde, hayvan yemlerinde, fotoğrafçılıkta ve karbonlu kağıt yapımında jelâtin kullanılmaktadır.</p>
<p><strong>Jelâtinin genellikle Müslüman olmayan ülkelerden ithal edilmektedir</strong><br />
<img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/11_1.jpg" alt="" align="left" hspace="4" vspace="4" />Hayvan menşeli olması sebebiyle bütün Müslü­manları yakından ilgilendiren bir katkı maddesi olan jelâtinin takriben % 99&#8242;u, Müslüman olmayan ülkeler tarafından üretilmektedir. Yılda 380.000 ton kadar üretilen jelâtinin 150.000 tona yakını Müslümanlar tarafından tüketilmektedir. Türkiye&#8217;nin yıllık jelâtin tüketimi ise, 4.000 ton civarındadır ve tüketim her yıl % 8–10 seviyelerinde artış göstermektedir. Dünya piyasalarında kilogram fiyatı takriben 4–6 dolar olduğu düşünülürse, Türkiye jelâtin için 20 milyon dolar kadar harcama yapmaktadır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ne yazık ki jelâtin üretilmemektedir. Zîrâ daha evvel de bahsedildiği gibi üretici firmaların çoğu jelâtin kaynağı olarak genellikle domuz kullanmaktadır. Bunun yanında etiketlerde –nadir görülse bile- &#8216;sığır jelâtini&#8217; yazması da bu hayvanların kesiminin İslâmî metotlarla yapılmamış olması sebebiyle ayrı bir problem teşkil etmektedir. Kayseri&#8217;de yıllar önce bir firmaya jelâtin üretim izni ve teşvik verilmiş; fakat bu firma, jelâtin yerine kemik unu üretmeyi tercih etmiştir.</p>
<p>Ülkemizdeki tüketimin tamamının ithalat yoluyla elde edilmesi, bizleri jelâtinin menşei hakkında araştırmaya yapmaya sevk etmiştir. Jelâtin üretiminin yapıldığı ülkeler şunlardır: Almanya, İtalya, Fransa, Kolombiya, Kore, Japonya, Kanada, ABD, Brezilya, Hindistan, Çin ve Pakistan. Dünyadaki jelâtin üretiminin büyük bir payına sahip Avrupa Jelâtin Üreticileri Birliği&#8217;nin üyesi pek çok ülkenin temsilcileri ve dağıtıcıları, Türkiye&#8217;de bulunmaktadır. Pakistan ise helâl sertifikalı jelâtin üreten Müslüman ülke konumundadır. Türkiye&#8217;nin ithal ettiği jelâtinin &#8216;yok&#8217; denecek kadar az bir kısmı Pakistan&#8217;dan, geri kalan kısmı ise adı geçen diğer ülkelerden ithal edilmektedir.</p>
<p><strong>Jelâtin yerine kullanılabilecek maddeler</strong><br />
<img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/11_2.jpg" alt="" align="left" hspace="4" vspace="4" />Jelâtine benzer fonksiyon gösterebilecek bitki kaynaklı maddeler bulunmaktadır. Jelâtin yerini alabilecek maddeler şunlardır: agar, karajenan, pektin, ksanthan gum ve gluten. Türkiye&#8217;nin bitki kaynaklı jelâtin üretimine en kısa zamanda başlaması büyük bir mecburiyettir. Çünkü hem ülkemiz firmaları hem de hâlihazırda üretim yapan yabancı firmaların Müslümanların dinî hassasiyetlerini hesaba katmaları, hem müşteri hakları hem de memnuniyeti açısından son derece önemlidir.</p>
<p><strong>Agar</strong><br />
Agar-Agar; jelöz, Çin balık tutkalı, Japon balık tutkalı, Bengal balık tutkalı veya Seylan balık tutkalı olarak da bilinir. Bazı deniz yosunlarından elde edilen bu madde, jelâtin benzeri bir üründür ve dondurma, şekerleme, süt ürünleri gibi gıdalarda koyulaştırıcı olarak kullanılır. Ayrıca kâğıt ve ipekte sınıflandırma ve yapışkanlarda bulamaç hâline getirmek maksatlı kullanılmaktadır. Kozmetik ürünlerinde, et konservelerinde, tıbbî kapsüllerin, merhemlerin üretiminde, diş kalıplarında jel olarak; lâboratuvarlarda ise, bakterileri çoğaltmada besi yeri olarak kullanılır.</p>
<p><strong>Karajenan</strong><br />
Karajenan, Kızıldeniz yosunundan çıkartılan bir polisakkarittir. Karajenanın sulandırılmış çözeltileri yüksek konsantrasyonlarda jel oluşturabilmektedir. Jel tipindeki tatlılarda sık olarak kullanılır.</p>
<p><strong>Pektin</strong><br />
Bitki dokularının hücre duvarlarında bulunan bir polisakkarittir. Limon ve portakal kabuğu, pektinin en zengin kaynaklarındandır. Bu maddeler yaklaşık % 30 seviyelerinde polisakkarit ihtiva eder. Ayrıca bu madde, elma, çekirdeksiz kuru üzüm ve narda da bulunur.</p>
<p><strong>Ksanthan Gum</strong><br />
Bakteriler tarafından üretilen bir zamktır. Piya­sada bulunan ksanthan zamkı, krem renkli serbest akışlı bir tozdur. Çok düşük konsantrasyonlarda, suda kolayca çözülerek, yüksek vizkoz çözeltiler oluşturabilmektedir. Salata soslarında, ayrıca çeşitli gıda ürünlerinde stabilizatör, emülsifiye edici ve zar oluşturucu olarak kullanılır.</p>
<p><strong>Gluten</strong><br />
Tahıl tanelerinden nişastanın ayrılması neticesi, geride kalan dayanıklı ve yapışma özelliği olan bir maddedir. Bu ürünün tadı ve kokusu, jelâtinden daha iyidir. Ayrıca gluten proteini vücut tarafından daha kolay sindirilir.</p>
<p><strong>Etiketlerdeki &#8216;jelâtin&#8217; yazısı konusunda dikkatli olunmalıdır</strong><br />
Son zamanlarda Müslüman ülkelerde ve kısmî olarak Türkiye&#8217;de helâl sertifikalı gıda üretimi için yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu durum gıda veya gıda katkı maddesi üretimi yapan ülkelerin ve firmaların tüketicilerin dinî hassasiyetlerini dikkate almamalarından kaynaklanmaktadır. Pek çok katkı maddesinde olduğu gibi jelâtin üretimi ve tüketiminde de helâl sertifikasının aranması gerekir. Sadece balıktan veya İslâmî kurallara göre kesilmiş hayvanlardan elde edilen jelâtin, Müslümanlar tarafından gönül rahatlığıyla kullanılabilir. Jelâtin, gıda ambalajları üzerinde E441 tarzında kodlanmaktadır. Ürünün etiketinde kaynağı hakkında hiçbir açıklama yoksa, jelâtin büyük ihtimalle, domuz veya sığır derisi ve onun kemiklerinden üretilmiştir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de bütün ürünlerin kaynağını belirten ve dinî hükümlere uygun üretiminin yapıldığını gösteren &#8216;etiketleme&#8217; kısmen başlamış olsa da, yaygın değildir. Bu hususta &#8216;net&#8217; bir etiketleme ve kontrol mekanizmasının devreye sokulması gerekmektedir. Diğer yandan Musevilerdeki helâl gıdayı tanımlayan Kosher sertifikası veren kuruluşlar, her türlü jelâtinin kullanılmasına izin vermektedir. Kosher sertifikası veren kuruluşlar, jelâtini, et bileşeni olmayan nötr bir kimyevî madde olarak kabul etmekte, domuz jelâtinini bir haram gıda olarak görmemektedir.</p>
<p><strong>Netice</strong><br />
Haram gıdanın insanların mâneviyatına menfî tesir yaptığına dâir âyet ve hadîsler bulunmaktadır. Bu yüzden üretim firmaları ve bunların yerli ortaklarının, Müslümanların dinî vecibelerini dikkate almaları gerekir. Bu hususta üretim yapan ülkeler kadar, devletin ve fertlerin de üzerine vazifeler düşmektedir. İthal edilen gıdaların helâl tarzda üretiminin sağlanması, aracı firmaların ithalâtının kontrolü ve takibi, &#8216;net&#8217; bir etiketlemeye geçisin sağlanması, devletin üzerine düşen vazifelerdir. Müslümanların boğazından geçecek gıdaları seçerken temkinli olması, şüpheli olana yaklaşmaması, dinî bir vecibedir. Bu yüzden inançlı insanların, üreticileri ve aracı firmaları helâl gıda üretimi yönünde teşvik etmesi de son derece önemlidir.</p>
<p><strong>Dipnot</strong><br />
1. Bakara Sûresi 168, 172, Maide Sûresi 4, 5, 87, 88, Enam Sûresi, 118, Enfal Sûresi, 69, Nahl Sûresi, 114, Taha Sûresi, 81</p>
<p><a title="alıntıdır" href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/jelatin-gercegi-ve-helal-gida-agustos-2011.html">Muhammed Emin &#8211; Sızıntı Dergisi</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1200/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1200/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1200&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/jelatin-gercegi-ve-helal-gida/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.helalhayat.com/wp-content/uploads/2011/08/jelatin-300x249.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">jelatin</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/11_1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/11_2.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Yanlış Anlatılan &#8220;HAREM&#8221;</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/yanlis-anlatilan-harem/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/yanlis-anlatilan-harem/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 13:07:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Bunları Biliyor Musunuz?]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[harem]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1196</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı&#8217;ya dâir yanlış anlaşılan ve buna bağlı olarak yer yer o şekilde yansıtılan hususların başında harem hayatı gelmektedir. Kadını harem dedikodularının malzemesi olarak ele alan eserleri okuyan ve esasen bir fazilet ve ahlâk mektebi olan Osmanlı haremini, gerçek hüviyetiyle öğrenmeyen nesillerin, tarihimiz hakkında yanlış hükümlere sahip olması üzüntü vericidir. Geçmişte evlerde, konak ve saraylarda genellikle [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1196&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/7.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1197" title="7" src="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/7.jpg?w=540&#038;h=296" alt="" width="540" height="296" /></a></p>
<p>Osmanlı&#8217;ya dâir yanlış anlaşılan ve buna bağlı olarak yer yer o şekilde yansıtılan hususların başında harem hayatı gelmektedir. Kadını harem dedikodularının malzemesi olarak ele alan eserleri okuyan ve esasen bir fazilet ve ahlâk mektebi olan Osmanlı haremini, gerçek hüviyetiyle öğrenmeyen nesillerin, tarihimiz hakkında yanlış hükümlere sahip olması üzüntü vericidir.</p>
<p>Geçmişte evlerde, konak ve saraylarda genellikle iç avluya bakacak şekilde plânlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürdükleri bölümlere &#8220;harem&#8221; adı verilmiştir. Zaten harem kelimesi Arapçada &#8220;korunan ve mukaddes olan şey veya yer&#8221; mânâsına gelmektedir. Türk-İslâm kültüründe gerek evlerde gerekse saraylarda erkeklerin yaşadığı veya idarî işlerini yürüttüğü bölümlerle (selâmlık), ailenin yaşadığı bölüm (harem) birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım, Osmanlı sarayı için de geçerlidir.<span id="more-1196"></span></p>
<p>Kuruluş devrinde Osmanlı padişahları, câriyelerin yanısıra komşu hükümdarların veya beylerin kızlarıyla da evlilikler yapmışlardır. Padişahların yükselme devrinden sonra, daha ziyade haremden câriye statüsündeki kadınlarla evlilik yapmalarının sebebi, üçüncü şahıslardan kaynaklanabilecek suiistimallerin önüne geçebilmektir. O dönemden itibaren sarayda, padişahların aileleriyle birlikte oturdukları harem dairesi olmakla birlikte, teşkilâtlandırılması Fatih devrinde gerçekleşmiştir. İstanbul&#8217;un fethinden sonra Beyazıt&#8217;ta inşâ edilen ve &#8220;Eski Saray&#8221; olarak bilinen yerde bulunan harem, 16. asrın ikinci yarısında Topkapı Sarayı&#8217;na taşınmıştır.</p>
<p>Her odanın girişinde, duvarlarında âyetlerin, hadîs­lerin, duaların bulunduğu bir mekân olan Osmanlı haremi, Batılılar tarafından gerçek dışı bir şekilde hayallerle süslenerek anlatılmıştır. Ancak Batı saraylarında yaşananlara göre, Osmanlı saray hayatı, mukayese edilemeyecek kadar mazbuttur. Asırlar boyunca Avrupa saraylarında yaşanan zevk ve safahat âlemleri, Batı kaynaklarında geniş yer tutmaktadır. Avrupalı için iktidar ve maddiyatın nihaî hedefi, daima böyle bir hayatı temin etmek olmuş; bunun neticesinde kadınların haysiyeti çiğnenmiş, bir mal gibi alınıp satılan kadınlara yaşlandıktan sonra da hor gözle bakılmıştır. Batılılar, geniş hayalleriyle bire bin katarak oluşturdukları gerçek dışı rivayetlerle hiç görmedikleri hâlde, harem hakkında kitaplar kaleme almışlardır. Bütün bunlara rağmen, Osmanlı haremi asaletini her zaman muhafaza etmiş ve haremde Müslüman-Türk ahlâkının beşiği olan aile hayatına leke sürülmemiştir. Padişahlar harem mensupları ile her zaman ölçülü bir yakınlık içinde bulunmuşlardır.</p>
<p>Osmanlı&#8217;nın yaşadığı dönemde Avrupa saraylarında kadınların karıştığı entrikalar da, tarihte çok geniş bir yer tutmaktadır. Buna mukabil Osmanlı sarayında da Kanunî&#8217;nin hasekisi Hürrem Sultan&#8217;la başlayan, Nurbânû, Safiye ve Kösem sultanlarla devam eden bir zaman diliminde bazı hâdiseler yaşanmıştır. 1. Ahmed&#8217;den itibaren neredeyse bütün 17. yüzyıl padişahlarının çocuk denecek yaşta tahta çıkmaları ve uzun bir süre idareye hâkim olamamaları, devlet teşkilâtında otoritesizlik doğurduğu gibi, harem teşkilâtında da bir sarsıntı meydana getirmiştir. Benzerine daha evvel rastlanmamış şekilde bazı vâlide sultanlar, saray ve devlet idaresinde nüfûzlarını artırmışlardır. 7 yaşında tahta çıkan 4. Mehmed&#8217;i saltanatının ilk yıllarında idare eden Hatice Turhan Sultan, haremde, kadınların asla siyasete karışmamaları gerektiği terbiyesini yerleştirmiş ve bu durum Osmanlı&#8217;nın sonuna kadar sürmüştür. Unutmamak gerekir ki, valide sultanların hanedanın devamına çok önem vermeleri, devletin devamlılığını sağlamıştır. Kösem ve Turhan sultanların devlet idaresiyle alâkalı verdikleri emirler de, onların devlet idaresinden uzak &#8220;basiretsiz ve bilgisiz&#8221; kişiler olmadıklarını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Harem halkını, &#8220;harem hizmetlileri ve sakinleri&#8221; diye iki gruba ayırmak mümkündür. Haremin en itibarlı ve en yetkili şahsiyeti hiç şüphesiz, padişahın annesi olan vâlide sultandır. Kadın ve erkek personelin başında bulunan isim ise harem ağasıdır. Ayrıca haremde, hadım olarak Afrika&#8217;dan getirilen köleler istihdam edilmiştir. Osmanlılar tarafından insanlar asla hadım edilmemiştir. Osmanlı âlimleri bu meseleyi dinen caiz olmadığından haram addetmiş, ama hizmetçi olarak sarayda kullanmayı mekruh görmüşlerdir.</p>
<p>Bugün üzerinde çok konuşulan ve birçok açıdan yanlış değerlendirilen mesele, haremin asıl sakinleri, yani câriyelerdir. Hukuken kadın köle statüsünde olan câriyelerin esas kaynağı savaşlarda alınan esirlerdir. Savaş esirlerine iyi muamele edilmesi, İslâm&#8217;ın esaslarındandır. Esir edilen ve câriye statüsünde olan kadınların terbiye süzgecinden geçtikten sonra İslâm&#8217;a ısındırılıp hürriyetlerine kavuşturulmaları tavsiye edilmiş ve tatbikatta buna zemin hazırlanmıştır. Ayrıca o devirlerin şartları içerisinde, esir pazarlarından câriye satın alınmış, başka hükümdarlardan da, saraya câriye gönderenler olmuştur. Ama zamanın hiçbir diliminde, Osmanlı&#8217;da olduğu gibi, saraya alınan bir câriyeden, valide sultan dediğimiz, zamanın &#8220;first lady&#8221;sini çıkaran başka bir medeniyet olmamıştır.</p>
<p>Haremin esas fonksiyonu, padişaha ve ailesine hizmet eden kadınların yetiştirildiği uygulamalı bir eğitim müessesesi olmasıdır. Bu eğitim yuvasında câriyeler, Türk-İslâm ahlâk seciyesi ve dönemin ilim anlayışı üzere yetiştiriliyorlardı. Okuma yazma ve dinî bilgiler öğrenen; ayrıca görgü, usul, düzgün konuşma, güzel iş yapabilme esasları çerçevesinde disiplinli bir eğitim alan câriyeler, bir yandan da kabiliyetlerine göre mûsiki, biçki, dikiş, nakış dersleri aldıktan sonra haremde çeşitli işlerde istihdam ediliyorlardı. Aralarından ilerleme gösterenler kalfa seviyesine yükseliyor; padişahın, vâlide sultanın, kadınefendinin veya ikballerden birinin dairesine gönderiliyordu. Zeki ve kabiliyetli câriyeler, kendilerine verilen eğitim ve terbiye sonrasında derece derece yükselip usta oluyor ve doğrudan padişahın hizmetinde bulunuyorlardı. Sanılanın aksine, yükselmek için dünya güzeli olmaya gerek yoktu. Kendisine verilen eğitimi en iyi özümseyen, güzel yazan, güzel konuşan câriye, yarışa avantajlı başlıyordu. En alt kademe olan câriyelikten son mertebe olan ustalığa yükselme, bir sistem içinde gerçekleşiyordu. Bu sistem, devlet idaresinde bulunacak erkeklerin yetiştiği Enderun teşkilâtındaki terfi sistemine çok benziyordu.</p>
<p><img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/7_1.jpg" alt="" align="left" hspace="4" vspace="4" />Haremde yetişen câriyelerin bir bölümü âzâd edilip haremden çerağ ediliyordu. Yani çeyizleri hazırlandıktan ve ellerine &#8220;çerağ kâğıdı&#8221; denen bir belge verildikten sonra, kendileri gibi saray kültürü ve eğitimi alan Enderunlularla evlendiriliyordu. Devletin çeşitli kademelerinde sadakatle hizmet etmeleri için yetiştirilen Enderunlular, padişah tarafından evlendirilerek, saraya ve hanedana bağlılıkları sağlanıyordu. Bu durum, Osmanlı merkeziyetçiliğinin derinliğini yansıtıyordu. Saraydan ayrılıp hürriyetine kavuşan câriyelere &#8220;saraylılar&#8221; adı veriliyordu. Sonradan zor durumda kalanlar için her türlü tahsisat yapılıyor, eşleri ölenlere ise maaş bağlanıyordu. Saraydan ayrılmak istemeyenler hayatlarının sonuna kadar himaye ediliyorlardı.</p>
<p>Klâsik dönemde haremde yüzlerce câriye olmakla birlikte, bunların % 90&#8242;ı tamamen hizmetçi statüsündeydi. Hizmetleri karşılığında belli bir maaş alan bu ilk gruptakilerin, haremin ve padişah ailesinin hizmetlerini îfa dışında herhangi bir şekilde padişahla münasebetleri mevzubahis değildi. Padişah, vâlide sultanın veya hazinedar ustanın aracılığıyla câriyeler arasından, aldığı özel eğitim sonrasında zekâsı ve kabiliyetleri ile dikkat çeken birkaç tanesiyle ilgilenir, diğerlerini ne bilir, ne de görürdü. Padişahın kalkıp câriyelerin bölümüne geçmesi için &#8220;kuş olup uçması&#8221; lâzımdı. Âdeta bir üniversite gibi düşünülen haremin mimarî yapısı da buna göre tasarlanmıştı. Dolayısıyla sayısız cariyeyi resmigeçit yaptırıp dilediğini seçtiği iddiası kesinlikle gerçeği yansıtmıyordu. Harem halkının meşru dairede eğlenip dinlenebilecekleri, oraya has mahremiyeti muhafaza edebilecekleri özel bir yapı vardı. Askerî bir teşkilât gibi, burada yaşayanların bir dakika bile boş kalmaması hedeflenmişti.</p>
<p>Neslin devamı hanedan açısından çok önemliydi. Bununla birlikte çeşitli hastalıklar sebebiyle küçük yaşta ölen şehzadeler olabiliyordu. Bazı câriyelerin çocuğu olmuyor veya kız çocukları oluyordu. Bunlar padişahların birden fazla evlilik yapmalarının sebepleri arasındaydı. Padişahların evlendikleri hür hanımlarla eş statüsündeki câriyeler arasında hukukî bir fark yoktu. Padişahlar, harem dairesinde istihdam ettikleri veya karı-koca hayatı yaşadıkları câriyelere şer-î şerifin hükümlerini aynen tatbik ediyorlardı. Kısacası padişahın evi ve bir eğitim müessesesi olan haremde hayat, İslâm hukukunun belirlediği sınırlar ve esaslar içinde cereyan ediyordu. İslâm hukukuna göre, efendiler ve padişahlar, başkasıyla evli olmayan ve istifrâş hakkı kendilerine ait bulunan câriyeleri azad edip nikâh yaparak karı-koca hayatı yaşayabiliyorlardı. Osmanlı sarayında bu tür câriyelerin sayısı fazla değildi.</p>
<p>Osmanlı harem teşkilâtı ve oradaki günlük hayat hakkındaki bilgiler daha ziyade 19. yüzyıla, yani Batı&#8217;nın tesirinin saraya ve hareme nüfuz ettiği döneme ait olduğundan, erken dönem hakkında genellemelere gidilmesi kaçınılmaz olmuş, bu da hayalî, gerçek dışı yorumlara ve tasvirlere zemin hazırlamıştır. Ancak değişmeyen hakikat, haremde her hareketin kurala bağlandığı, sıkı bir disiplinin uygulandığı ve buranın bir sefahat mekânı olmadığıdır. Topkapı Sarayı hareminde ve bir kısmı hâlen Gülhane Parkı olan has bahçede, eğlencelerin tertip edildiği günlerde bile her şey kaidelere bağlı işlemiştir. Hanedanın Dolmabahçe, Çırağan, Yıldız ve Beşiktaş saraylarında yaşadığı yıllarda da durum bundan farklı değildir. Düğünlerde, halvetlerde, bayramlarda, kandil gecelerinde, Ramazan&#8217;ın on be­şinde, Hırka-i Saâdet&#8217;in ziyaretinde, padişahların cenaze merasimlerinde de aynı hassasiyet içinde temsil edilen bu disiplin ve gelenek, Osmanlı Devleti tarih sahnesinden çekilinceye kadar devam etmiştir. Hanım sultanlar tarafından son devirde kaleme alınan hatıra ve eserler, ayrıca haremi yakından inceledikten sonra meseleyi objektif ve önyargısız olarak değerlendiren araştırmacıların yazdıkları bunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, padişahların eğlendiği yer olan salonun (Hünkâr Sofası) duvarlarına, aile hayatı ve terbiye ile alâkalı âyetlerin nakşedildiği düşünüldüğünde, Batılıların haremle ilgili yazdıklarının ne kadar gerçek dışı olduğu daha iyi anlaşılır.</p>
<p>Altı asırlık dönemde Osmanlı hareminin Türk-İslâm geleneğine uygun bir müessese olarak varlığını sürdürdüğü bir gerçektir. Zaten haremde bulunup da saraydan memnun olmadığı için, kaçmaya yeltenen bir kişi göstermek de mümkün değildir. Yerli ve yabancı yazarlar tarafından hakkında çok şey söylenen, resimlere, dizilere ve filmlere konu olan harem hayatının, artık mahremiyet ve edep sınırları zorlanmadan, hayalî unsurlara ve kurgulara yer verilmeden ele alınması gerekmektedir. Tarihimizin doğru ve tarafsız olarak aktarılmasının yanında, ecdadımıza karşı yapabileceğimiz en büyük vefa, onları hayırlı yönleriyle yâd edebilmek ve hürmetkâr bir tavır sergileyebilmektir.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong><br />
- Ayşe Osmanoğlu, &#8220;Babam Sultan Abdülhamid&#8221; Selçuk Yayınları, 1986.<br />
- Ahmed Akgündüz ve Said Öztürk, &#8220;Bilinmeyen Osmanlı&#8221;, OSAV, 1999, ss. 319–335.<br />
- M. Fethullah Gülen, &#8220;Çizgimizi Hecelerken&#8221;, Nil Yayınları, 2010, ss. 115–119.<br />
- Abdülkerim Özaydın-Nebi Bozkurt, &#8220;TDV İslâm Ansiklopedisi&#8221;, Cilt 16, &#8220;Harem&#8221;, ss.132; Mehmet İpşirli, &#8220;Osmanlı Devleti&#8217;nde Harem&#8221;, ss. 135–138.</p>
<p><a title="alıntıdır" href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/yanlis-anlatilan-harem-agustos-2011.html">Murat Duman &#8211; Sızıntı Dergisi</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1196/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1196/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1196&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/yanlis-anlatilan-harem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/7.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">7</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/391/7_1.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Tesettür Kemik Erimesi Yapar Mı?</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/tesettur-kemik-erimesi-yapar-mi/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/tesettur-kemik-erimesi-yapar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 12:35:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1185</guid>
		<description><![CDATA[Kalsiyum (Ca), kemik yapımında ve kalb kası başta olmak üzere, kasların düzenli çalışmasında gerekli bir elementtir. Kalsiyumun bağırsaklarda emiliminde ve kemiklerde toplanmasında vazifeli molekül ise D vitaminidir. Bilhassa çocukluktan itibaren süt ve/veya süt ürünlerini yeterli alamayan kişilerde, kalsiyumun vücuda alınmasında yetersizlikler oluşur. Neticede vücut için hayatî önem taşıyan kalsiyumun, kanda bulunması gereken seviyede düşüş (hipokalsemi) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1185&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/2.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1193" title="2" src="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/2.jpg?w=300&#038;h=180" alt="" width="300" height="180" /></a></p>
<p>Kalsiyum (Ca), kemik yapımında ve kalb kası başta olmak üzere, kasların düzenli çalışmasında gerekli bir elementtir. Kalsiyumun bağırsaklarda emiliminde ve kemiklerde toplanmasında vazifeli molekül ise D vitaminidir. Bilhassa çocukluktan itibaren süt ve/veya süt ürünlerini yeterli alamayan kişilerde, kalsiyumun vücuda alınmasında yetersizlikler oluşur. Neticede vücut için hayatî önem taşıyan kalsiyumun, kanda bulunması gereken seviyede düşüş (hipokalsemi) gözlenir. Bu durumda, boyunda bulunan mercimek büyüklüğündeki &#8220;paratiroid bezleri&#8221;nden parathormon (PTH) denen bir hormon salınır. Bu hormon, kemikteki kalsiyumun çözünerek kana geçmesini uyarır. Böylece kandaki kalsiyum seviyesi korunur. Kandaki kalsiyum düşüklüğü, bu şekilde dengelenmeye devam ederse, kemiklerde zayıflama, kemik erimesi belirtileri başlar.</p>
<p><span id="more-1185"></span></p>
<p>Zaman zaman kemik erimesi teşhisi konulan bazı hanım hastalar, doktorların kendilerine; &#8220;Eğer vücuduna yeterince güneş ışını almış olsaydın, örtülü olmasaydın, kemik erimesi olmazdın.&#8221; dediklerini ve bunun ne derece doğru olduğunu soruyor. Bunun bir hakikati var mıdır? Yoksa bu, ideolojik tabanlı bir teşhis midir? Konuyu ilmî veriler ışığında incelersek, kemikleri zayıf olan veya kemik erimesi görülen kadınların çoğunda, D vitamini eksikliğinden ziyade, parathormonun fazla sentezi ve salınması söz konusudur. Ayrıca pek çok hanım, egzersizden uzak yaşamaktadır. Egzersiz ve hareketlerle kemiklere ağırlık binmesi, kemiklerin sıkışmasına ve güçlenmesine vesile olur. Egzersiz ve hareket yeterli olmazsa, kemiklerde zayıflama olur. Bundan dolayı, şişman kişilerin kemik yoğunluğu (dansitesi) zayıflara göre daha fazla olduğundan, kemikleri de daha güçlüdür.</p>
<p>İkinci olarak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu D vitamini seviyesinde güneş ışınlarına ne kadar rol verilmiştir? D vitamini sentezinin ana maddesi, 7 dehidrokolesterol (provitamin D3) gıdalarla alınır. Ancak güneşten gelen ultraviyole B ışınları, ciltte toplanan bu maddeye tesir ederek onun Vitamin D3 hâline dönüşmesine vesile olur. Vitamin D3 ciltten kana geçer. Karaciğerde 25(OH)D3&#8242;e dönüştürülür. Böbrekte 1 hidroksilaz enzimi tarafından, biyolojik olarak aktif olan 1,25(OH)2D3 formuna dönüşür. İhtiyaç duyulan günlük D vitamini, bebekler, çocuklar ve 50 yaşın altındaki erişkinler için 200 ünite, 50– 70 yaş arasındakiler için 400 ünite, 70 yaşın üzerindekiler içinse 600 ünitedir.1<br />
<img src="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/395/2_1.jpg" alt="" align="left" hspace="4" vspace="4" /><br />
<strong>D vitamini ihtiyacı ve güneşlenme</strong><br />
Bütün vücudun çıplak olarak (yazın güneşlenenlerde olduğu gibi) hafif pembeleşecek kadar güneşe maruz kalması, 10.000–25.000 ünite arası D vitamininin alınmasına eşdeğer tesir sağlar. Bu rakam, D vitaminine en fazla ihtiyaç duyan yaşlıların günlük ihtiyacının yaklaşık 20–40 kat fazlasıdır.2 Üstelik D vitamini, yıkıma uğrayan bir moleküldür ve 21 günlük yarı ömre sahiptir.3 Bunun mânâsı, yazın güneşlenerek vücutta D vitamini sentezini uyarmak ve kışın kullanmak üzere depolamak mümkün değildir. Çünkü D vitamini kısa ömürlü bir vitamindir. Bundan dolayı yıkımı ve yapımı dinamik olduğundan, sürekli alınması gereken bir moleküldür. Yılda üç-dört ay güneşlenerek bir yıllık D vitamini ihtiyacımızı stoklama imkânına sahip değiliz. Bu yüzden D vitamini ilâçlarının prospektüsleri okunursa, hemen hepsinin günlük alınması gereken ilâçlar kategorisinde olduğu görülür.</p>
<p>D vitaminine en çok ihtiyaç duyan yaşlılarda bile, sadece el, yüz ve önkolların (dirsekten ele kadar olan kısmın), haftada iki-üç defa, pembeleşmeyecek kadar güneş ışığı alması yeterlidir. Pek çok kaynakta yeterli D vitamini sentezi için güneşe maruz kalma süresi, haftada yaklaşık 10–15 dakika olarak belirtilmiştir.4 D vitamini sentezini uyarıcı güneş ışınlarına maruz kalmak için çıplak hâlde güneşlenmeye de ihtiyaç yoktur. Yapılan birçok araştırmada, kişilerin sadece el, yüz ve önkollarının, haftada 10–15 dakika kadar güneşe maruz kalması, kanda yeterli miktarda aktif D vitamini oluşması için yeterlidir. Aktif D vitamininin yeterli miktarda varlığı, başka hiçbir tartışmaya imkân vermemektedir. Bu da, &#8220;örtünmenin, D vitamini sentezini engelleyerek, kemik zafiyetine ve kemik erimesine yol açtığı&#8221; tezini tamamen çürütmektedir. Sağlıklı bir kemik yapısı için örtünmenin herhangi bir engel oluşturmadığını açıkça ortaya koyan bu veriler, subjektif bir yorum değil, son derece açık bir lâboratuvar bulgusudur.</p>
<p>350 milyon civarında nüfusu olan Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde her yıl 3,5 milyon kişi cilt kanseri ile tanışmaktadır. Bu rakamlarla ABD&#8217;de en sık rastlanan kanser, cilt kanseridir. Güneş ışınlarına bağlı oluşan cilt kanserinin % 80&#8242;i, baş, boyun ve bacaklarda görülmektedir. Cilt kanserlerinin ABD&#8217;de vücudun sol yanında, İngiltere&#8217;de ise vücudun sağ yanında daha sık görülmesi, son derece ilgi çekmiş ve uzun süre sebebi anlaşılamamıştır. Daha sonra bunun trafik kurallarının her iki ülkede farklı olmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Amerika&#8217;da arabaların direksiyonu solda olduğundan, Amerikalıların sadece sol kolları daha fazla güneşe maruz kalmaktadır. İngiltere&#8217;de direksiyon sağda olduğundan İngilizlerin sağ kolları daha yoğun ve fazla güneşe maruz kalmaktadır. Güneşe fazla maruz kalma, cilt kanserinde önemli bir risk faktörüdür.5 Yazın güneşin zararını azaltmak ve deriyi bronzlaştırmak için kullanılan güneş yağlarının, D vitamini sentezini azalttığı ve üstelik cilt kanserinden korunmada da önemli bir fayda sağlamadığı anlaşılmıştır.6 Bütün bunların ötesinde, güneş ışınına yeterli seviyede maruz kalamamaya bağlı olarak yeterince D vitamini sentezlenememesiyle alâkalı sağlık problemi, Müslümanların yaşadığı coğrafyaların dışında daha çok görülmektedir.</p>
<p>Amerika&#8217;nın Boston eyaleti gibi, 42°&#8217;den daha kuzeyde bulunan yerlerde, güneş ışınları o kadar eğik gelmektedir ki; UV ışınları atmosferden yansımakta ve çıplak gezinilse bile, kasım–şubat arasında vitamin D3 sentezi imkânsız hâle gelmektedir. 7</p>
<p>Tesettürün kemik yoğunluğunda azalmaya sebep olabileceğini îma eden ilmî çalışmaların bazıları Türkiye&#8217;deki Türk doktorları tarafından yapılmıştır. Yerli ve yabancı pek çok çalışmada, metot hataları dikkat çekmektedir. Meselâ Batı&#8217;da yapılan bir çalışmada, Avrupalı kadınlarla, Avrupa&#8217;da göçmen olarak yaşayan Müslüman Arap kadınlar karşılaştırılmaktadır. Müslüman kadınların kemik yoğunluğu, Batılılardan düşük bulunmuştur. Bu neticelerin yorumunda Müslüman hanımların, Avrupalı kadınların yarısı kadar kalsiyum alabildiği ve buna bağlı olarak parathormonun çok yüksek olduğu bildirilmektedir. Bunun sebepleri arasında genetik, kilo, beslenme şekli ve kalitesi, yetersiz egzersiz yapma belirtilmektedir. Bir başka çalışmada, rahim ağzı ve meme kanserinin, göçmen Müslüman kadınlarda, yerli Batılı kadınlara nispetle daha az görüldüğü belirtilmektedir. Bu durumda, Batılı araştırmacıların, makalelerinde &#8220;örtünmemenin (açıklığın), bu kanserlere sebep olduğu&#8221; şeklinde bir yorum ve çıkarımda bulunmamaları, aklıselimin ve sağduyunun bir göstergesidir. Diğer yandan, yapılan bazı araştırmalarda, beslenme şekli, alınan kalsiyum miktarı, genetik yapı ve egzersiz vs. gibi önemli etkenler atlanıp, hastalığın tesettüre bağlanması, objektiflikten ve sağduyudan uzak ideolojik bir tutumdur.</p>
<p>İşin ilmî araştırmalara konu yapılan kısmını yukarıdaki tespitlere bırakalım. Örtünme, insanı atomlarından hücrelerine, kemik dokusundan organlarına, vücut anatomisine kadar her şeyi ince bir hesap ve ölçü üzerinde yaratan Rabb&#8217;imizin bir emridir. Tesettürü emreden, yarattığı kulunu da, kemiklerini de en iyi bilendir. Yüce Beyan&#8217;da &#8220;Mü&#8217;min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar&#8230; Ey mü&#8217;minler! Hepiniz Allah&#8217;a tövbe edin (ve emirlerini yerine getirin) ki kurtuluşa eresiniz.&#8221; buyrulmaktadır. (Nur, 24 /31) O, yarattığı sistemin en sağlıklı şekilde nasıl işletilip korunabileceğini de en iyi bilendir. Yarattığı ve emrettiği her şeyde (tesettür dâhil) bildiğimiz ve bilemediğimiz hikmetler vardır. Her şeyden önemlisi, tesettürün sağlığa zararlı olduğunu ifade etmek, kadını da, kemiklerini de yaratan, tesettürü emreden Allah&#8217;a karşı büyük bir saygısızlıktır.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong><br />
1,2,3. Eugene Braunwald, Anthony S. Fauci, Dennis L. Kasper; Harrison&#8217;s Principles of Internal Medicine*, McGraw-Hill; USA 2001; s. 2198.<br />
4. age., s. 2201.<br />
5. age., s. 344.<br />
6,7. age., s. 2198.<br />
* Harrison&#8217;s Principles of Internal Medicine isimli kitap 15. baskı yapmış, çoğu Amerikalı 120&#8242;den fazla öğretim üyesi ve uzmanın yazdığı, en saygın ve en çok satılan 2. iç hastalıkları kitabıdır.</p>
<p><a title="alıntıdır" href="http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/tesettur-kemik-erimesi-yapar-mi-aralik-2011.html">Dr.Ömer YILMAZ</a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1185/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1185/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1185&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/22/tesettur-kemik-erimesi-yapar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://eliflamraa.files.wordpress.com/2012/01/2.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sizinti.com.tr/images/konular/395/2_1.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Küçük Beyaz Kağıt</title>
		<link>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/21/kucuk-beyaz-kagit/</link>
		<comments>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/21/kucuk-beyaz-kagit/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jan 2012 18:54:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif Lâm Râ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihatler]]></category>
		<category><![CDATA[Okunası Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://eliflamraa.wordpress.com/?p=1182</guid>
		<description><![CDATA[Evlilik küçük beyaz bir kağıt olarak başlar. Bir kadın ve bir erkek bu kağıdı birlikte doldurmaya karar verirler. Yazmaya başladıklarında, her ikisi de ilk kez beraber çalışmaya başladıklarını fark ederler. Her biri yazabileceği en güzel cümleyi yazar kağıda, çizebileceği en güzel resmi çizer. Bazen erkek fazlaca yazar, çizer, bazen kadın. Bazıları önce eleyip sık dokur. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1182&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://img149.imageshack.us/img149/2636/x1pphu2k6hcg6qmnylakvh0bl1.jpg" alt="" width="516" height="480" border="0" /></p>
<p>Evlilik küçük beyaz bir kağıt olarak başlar. Bir kadın ve bir erkek bu kağıdı birlikte doldurmaya karar verirler. Yazmaya başladıklarında, her ikisi de ilk kez beraber çalışmaya başladıklarını fark ederler. Her biri yazabileceği en güzel cümleyi yazar kağıda, çizebileceği en güzel resmi çizer. Bazen erkek fazlaca yazar, çizer, bazen kadın. Bazıları önce eleyip sık dokur. Düşünür taşınır ondan sonra yazar. Yazı yazmaya, resim çizmeye devam ettikçe yorulduklarını hissederler. Yazmaya, çizmeye devam etme şevklerini kaybettikleri olur bir ara. Sonra taze bir heyecanla yeniden başlarlar. Bu, evliliğin ve ilişkinin sürmesi için verdikleri karardır. Yazma ve çizme isteği sürdükçe, kağıtta sürekli yer açılır, karalamaya devam ederler. Bu karalama eşlerden birinin mürekkebi bitse, yani bu dünyadaki hayatı sona erse bile devam eder. Geride kalan, kağıdın hâlâ boş kalan kısımlarını karalamayı sürdürür. Bu kağıdı karalamanın birkaç kuralı vardır: Her iki taraf da yazmalıdır, çizmelidir. Biri yazmayı bırakırsa, otomatik olarak diğerinin de mürekkebi biter, şevki kalmaz, çabucak yorulur. Hem sonra, herkes kendi el yazısıyla yazmalıdır. Biri diğerinin el yazısının kendininkine benzemesini beklememeli ya da diğerinin el yazısını taklit etmeye kalkmamalıdır. Kağıdı birlikte doldurabilmek için herkesin “kendisi” olması gerekir.<span id="more-1182"></span><br />
Eşlerin birisinin yazısı çirkin olabilir ya da çizdiği resim kaliteli olmayabilir. Diğeri bunu dert edinmemelidir.<br />
Zaman zaman eşini beğenmezse yazdığınız yazıyı silebilir, yeniden yazmaya başlayabilirsiniz. Yani, yazdıkça ve kağıt önünüzde durdukça bir sorun yoktur.<br />
Ancak…<br />
Eşinizin yazığını ya da kendi yazdığınızı silerken kağıdı yırtarsanız, aşkı ve ilişkiyi yitirebilirsiniz.<br />
Siz ne kadar güzel yazmış olursanız olun, ne kadar tatlı çizmiş olursanız olun, kağıttaki bir yırtık asla onarılmaz, öylece kalır.<br />
Çünkü bu ilişkiye iki basit sermaye ile başladınız. Biri mürekkebiniz, yani hayatınız. Diğeri kağıdınız, yani hayatınızı birlikte biçimlendireceğiniz aşkınız. Mürekkebinizle ne karalarsanız karalayın, kağıda zarar vermemelisiniz. Mürekkebiniz asla kurumamalı, aşkınız asla yırtılmamalı. Kağıt üzerindeki tüm hatalar, tüm eksiklikler, tüm çirkinlikler, tüm karalamalar sorun değildir aslında. sorun bütün hatalarımızı, kusurlarımızı, eksiklerimizi her nasılsa kabul etmeye hazır beyaz kağıdımızı yitirmektir.<br />
Bu noktadan sonra bazıları kağıdı tamamen ayırıp ortaklıklarını bitirebilirler. Bazıları da yırtığa aldırış etmeksizin kağıda yazmaya devam edebilirler. Çok geçmeden, yeni yazdıkları boşlukların eskisi gibi sağlam ve temiz olduğunu fark ederler..<br />
Mürekkebinizi bitirmeden, kağıdınızı tamamen yırtmadan yazmaya devam…</p>
<p>“İki parmağının ucunu iki gözüne koy…<br />
bir şey görebilir misin dünyadan?<br />
Görememek ayıbı, gösterememek kusuru uğursuz nefsin parmağına ait işte…</p>
<p>Parmağını gözünden kaldır ilkin, sonra gör dilediğini böyle…<br />
İnsan gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir.<br />
Göz ise ancak Sevgiliyi görene denir.”<br />
Mevlana Celaleddin Rumi</p>
<p>Senai Demirci</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/eliflamraa.wordpress.com/1182/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/eliflamraa.wordpress.com/1182/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=eliflamraa.wordpress.com&amp;blog=510177&amp;post=1182&amp;subd=eliflamraa&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://eliflamraa.wordpress.com/2012/01/21/kucuk-beyaz-kagit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/6cc527934368edefe80d45b93facdc14?s=96&#38;d=wavatar&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Elif Lâm Râ</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img149.imageshack.us/img149/2636/x1pphu2k6hcg6qmnylakvh0bl1.jpg" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>
